Aynı Yıldızın Altında …

“Yakmadığın sürece seni öldürmezler,” dedi, annem yanımda durduğu sırada. “Ven ben bir tane bile yakmadım. Bu bir metafor, tamam mı? Öldürücü şeyi dudaklarının arasına kadar sokuyorsun ama ona öldürücü olabilecek gücü vermiyorsun.”

(Augustus, sigara hakkında, sf. 27)



Ona tanının ilk reglimden üç ay sonra olduğunu söylemedim. Şey gibiydi: Tebrikler! Kadın oldun. Şimdi öl.
(sf. 31)

 

“Seninle tekrar görüşebilir miyiz?” diye sordu. Sesinde sevimli bir gerginlik vardı.
Gülümsedim. “Tabii.”
“Yarın olur mu?”
“Sabırlı ol, çekirge,” diye nasihat verdim. “Aşırı istekli görünmek istemezsin.”
“Evet, zaten o yüzden yarın dedim,” dedi. “Seni bu akşam yine görmek istiyorum ama tüm gece ve yarının büyük kısmını beklemeye razıyım.” Gözlerimi devirdim. “Ciddiyim,” dedi.
“Beni tanımıyorsun bile,” dedim. Konsolda duran kitabı aldım. “Bunu bitirdiğime seni arasam olmaz mı?”
“Ama cep telefonu numaram sende yok,” dedi.
“Kitabın içine yazdığından şüpheleniyorum.”
O şapşal gülümseme yüzüne yayılıverdi. “Bir de birbirimizi tanımıyoruz diyorsun.”
(Hazel ve Augustus, sf. 43)

“Acı hissedilmeyi talep eder.”
(Augustus, sf. 69)

“Bilinç denilen gemiye yapışan kabuklu midyeleriz.”
(Hazel, Görkemli Izdırap’tan alıntı yapıyor, sf. 79)

“Peki,” dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra. “Belki peki bizim sonsuza dek’imiz olur.”
“Peki,” dedim.
(Hazel ve Augustus, sf. 79)

Sahile vurmuştum ve dalgalar üstümden geçip gidiyordu ama bir türlü boğulmuyordum.
(Hazel, hastalığı hakkında, sf. 111)

“Kaybedilenleri onlar hakkında yazarak ölümsüzleştirmiyorsun. Dil gömüyor ama canlandırmıyor.”
(Peter Van Houten, sf. 118)

” ‘Annemin cam gözü içeri döndü,’ ” diye başladı Augustus. O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum: Önce yavaş yavaş, sonra bir anda.
(Hazel, sf. 131)

“Baze turistler Amsterdam’ı günah şehri gibi görüyor ama özünde bir özgürlük şehri. Ve çoğu insan özgürlükte günah buluyor.”
(sf. 162-163)

“Ah, Hazel Grace, hiç sorun değil. Kalbimin senin tarafından kırılması bir onur olurdu.”
(Augustus, sf. 180)

“Hiç adil değil,” dedim. “Hiç ama hiç adil değil.”
“Dünya,” dedi, “bir dilek gerçekleştirme fabrikası değil.”
(Hazel ve Augustus, sf. 216)

“Nostalji kanserin yan etkisi,” dedim.
“Hayır, nostalji ölmenin yan etkisi,” diye karşılık verdi.
(Hazel ve Augustus, sf. 239)

Bir ikindi vakti odanın köşesindeki kirli çamaşır sepetini göstermeye çalışarak bana, “O ne?” diye sordu.
“Çamaşır sepeti mi?”
“Hayır, yanında.”
“Yannda bir şey yok ki.”
“O benim gururumun son parçası. Çok ufak.”
(Hazel ve Augustus, sf. 253)

“Bazı sonsuzlar başka sonsuzlardan büyük.”
(Hazel, sf. 263)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir