Wanted
Sinema Yorum Yok »


Amerikalı bir gezi yazarı olan Pete, Avustralya’nın yakın zamanda gözde bir turistik bölgeye dönüşen Kuzey Bölgesi hakkıdna bir yazı hazırlıyordur. Çıktığı bir nehir turu, güzel tur rehberi Kate sayesinden başlandıçta keyifli bir yolculuktan ibaretken; teknelerinin bölgede yaşayan timsahlardan birinin saldırısına uğraması ile tam bir kabusa dönüşür. Teknelerinin batan grup, yakındaki küçük bir kara parçasına sığınır. Ancak glegitli nehrin suları, gün batımı ile yükselecektir. Ve onları sadece birer av olarak gören timsah, sandıklarından hem çok daha büyük, hem de çok daha zekidir.
Film, şiddet ve korku ögeleri içerdiği gerekçesiyle +18 olarak sınıflandırılmıştır.

Thomas ve Florence bir super markette karşılaşırlar, fakat Thomas daha ilkokuldayken öptüğü ilk kız olan Florence’ı tanımaz. Geçen yılların ardından Thomas, kız arkadaşı tarafından terkedilen, kalbi kırık bir video oyunu yazarı olmuştur. Florence ise dağılan evliliği sonunda 2 çocuğuyla ne yapacağını bilemez haldedir. İkisinin de düştüğü bu durum, aralarındaki nostaljik romantizmi yeniden doğurur. Fakat Thomas’ın hayatın filmlerdeki gibi bir romantik komedi olmadığını anlaması uzun sürmeyecektir. Florence da böylece aşkı başka yerlerde aramaya başlar ve hiç de başarılı olduğu söylenemez. Thomas bu aşk arayışından elini eteğini çeker ve New York’a taşınır. Florence’ın henüz keşfetmediği bu yer yepyeni bir sayfa olacaktır.

FBI Özel Ajanı Jennifer Marsh (Diane Lane), bekar anne olarak özel hayatıyla işi arasındaki dengeyi sağlamak için çok sıkı çalışmaktadır. Çok farklı ve ilginç bir görevi vardır. Her gece çalışma arkadaşı Griffin Dowd (Colin Hanks) ile birlikte FBI’ın Portland’daki bürosundan internete girerek kredi kartı dolandırıcılarının, manyakların, pedofillerin ve diğer cinsel sapıkların izini sürer. Suç işlemek amacıyla faaliyete başlayan yeni bir web sitesiyle ilgili ilk duyumu alan iki ortak, killwithme.com adresindeki sitenin nereden yayın yaptığını ve yayını yapan kişi ya da kişileri belirlemek için siteyi izleme altına alırlar.
Sitenin ziyaretçileri üzerinde şok etkisi bırakan bir havası vardır. Sitenin yaratıcısı yapışkan bir fare tuzağına küçük bir kedi yavrusu bağlamıştır. Siteyi hazırlayan ya da hazırlayanlar, sitenin ziyaretçilerinden o kedi yavrusunun kamera önünde yavaş yavaş ölümünü seyretmekle kalmayıp bunu herkese duyurmaya çağırmaktadır. FBI’ın internette yaptığı yoğun araştırma sonucunda karmaşık birtakım server ve host ağları sayesinde bu web sitesinin nereden yayın yaptığının asla belirlenemediği ortaya çıkar. Portland’daki ajanların bulduğu ufak ama işe yaramayan ipuçlarıyla katil ya da katiller adeta alay etmektedir…

Tom Bailey ve en yakın arkadaşı Claire 10 yıldır arkadaştır. Tam Tom’un Clarie’e duygularını açmayı planladığı sıralarda Claire başkasıyla nişanlandığını açıklar. Claire Tom’dan nedimesi olmasını istediğinde genç adam bu teklifi Claire’i nişandan vazgeçirmek ve kendine aşık etmek için kabul eder.

Pistte fırtına gibi giden, yarış öncesinde, sırasında ve sonrasında toz attıran Speed Racer (Emile Hirsch) direksiyon başında doğal bir yetenektir. Yarış arabalarının içinde doğan Speed, saldırgan, içgüdüleriyle hareket eden, en önemlisi de korkusuz biridir. Onun tek gerçek rakibi idol olarak gördüğü ağabeyinin anısıdır. Speed efsanevi bir yarışçı olan ağabeyi Rex Racer’ın bir yarış sırasında ölümünün ardından kalan boşluğu doldurmak istemektedir.
Speed, babasının öncülük ettiği aile mesleği olan yarışçılığa sadıktır. Babası Pops Racer (John Goodman), aynı zamanda Speed’in kullandığı, rüzgar gibi giden Mach 5’in de tasarımcısıdır. Speed, Royalton Industries’den gelen cömert ve cazip teklifi geri çevirince, şirketin hasta ruhlu sahibini (Roger Allam) öfkelendirmekle kalmaz, korkunç bir sırrı da öğrenir: Büyük yarışlardan bazılarında, kazançlarını arttırmak için en iyi yarışçıları avuçlarına alan nüfuzlu iş adamları tarafından şike yapılmaktadır. Eğer Speed, Royalton adına yarışmayacaksa, Royalton, Mach 5’in bir daha finiş çizgisi görememesi için ne gerekirse yapacaktır.
Speed için aile mesleğini ve sevdiği bu sporu kurtarmanın tek yolu Royalton’ı kendi oyununda yenmektir. Ailesinin ve sadık kız arkadaşı Trixie’nin (Christina Ricci) desteğiyle, Speed bir zamanlar rakibi olan gizemli Racer X’le (Matthew Fox) işbirliği yapar. Amacı, ağabeyinin canını alan, ölüme meydan okuyan, “Crucible” adlı cross-country rallisini kazanmaktır.

Bazen muhteşem manzaralı; fiyatı uygun ve güzel bir ev bulmak, şanstan çok lanet getirebilir. 1303 no’lu daireye taşınma gafletine düşenler; kanlı ve karanlık bir tarihe sahip olan evin geçmişiyle yüzleşecek ve aynı felaketi kendileri de yaşamaktan kurtulamaycaklardır. Bu evin trajik hikayesini çözmeden bu lanetten kurtulmak ise asla mümkün olmayacaktır.

İran’ın sinemacı yetiştiren ünlü Makhmalbaf ailesinin en küçük üyesi Hana Makhmalbaf’ın ilk uzun metrajlı filmi Utanç (Buddha Collapsed Out of Shame), küçük bir Afgan kızın okula gitme çabalarını anlatıyor. Film, San Sebastian’da Jüri Özel Ödülü, Roma’da ise UNICEF Özel Mansiyonu’na lâyık görüldü.

Amerikan ordusunun Afganistan’a girdiği gece Avrupa’nın üç şehrinde bir grup Türk bir araya gelir. Avrupa’da yaşayan Türk toplumunun küçük bir örneklemesi olan gruplardaki bireyler yıllardır Avrupa’da gezinmektedirler. Hepsi birarada göçmenlerin dünyasının şizofrenik doğasını oluştururken izleyiciye de, Avrupa’da yaşayan “insanlar” olduklarını hatırlatırlar.

Capcom şirketinin Ağustos 1987′de piyasaya sürdüğü bir dönemin çılgın bilgisayar oyunu Street Fighter (Sokak Dövüşçüsü)’ın ilk filmi Universal tarafından 1994’de izleyicinin beğenisine sunulmuş ve başrolünde Jean-Claude Van Damme ve Raul Julia yeralmıştı.
2.Filmi Street Fighter: The Legend of Chun-Li ,yönetmen Andrzej Bartkowiak (Romeo Must Die-Doom filmlerinden tanıdığımız) çekiyor.Filmin oyuncu kadrosuda oldukça ilginç isimler var
Chun-Li karakterini “Smallville” dizisinden tanıdığımız Kristin Kreuk

Balrog - Michael Clarke Duncan (The Green Mile, Armageddon)

ilgili yazılar
bu yazı gaudy tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: street fighter, oyun, sinema, the legend of chun li, chris klein, neal mcdonough, kristin kreuk

Beyazlar Beceremez(White Man Can’t Jump) eğlenceli bir sokak basketbolu filmi. Ron Shelton yönetmen koltuğunda oturuyor aynı zaman da senarist de kendisi. Wesley Snipes(Sidney) ve Woody Harrelson(Billy) başrolleri paylaşıyor. 115 dakikalık filmin ana konusu beyaz bir basketbolcu olan Billy’nin başta Sidney olmak üzere diğerleriyle arasında ki ilişki üzerine. Film hakkında ki yorumlar da oldukça güzel. Bence basketbolu seviyorsanız, komedinin ve basketbolun bir arada olduğu bu filme bir göz atın. İyi seyirler.
ilgili yazılar
bu yazı chuckie tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: white man cant jump, beyazlar beceremez, wesley snipes, woody harrelson, basketbol, sinema, film
Eğer bunun sadece aklın oyunu olduğunu düşünüyorsanız, kendinizi gerçeğe hazırlayın.

Tam da şu anda “Ben bu yazıyı daha önce okumuştum.” şeklinde hissediyorsanız, şaşırmayın, bu hafızanızın size bir oyunu olabilir, ama yine de kendinizi gerçeğe hazırlayın.
Tony Scott‘ın yönetmen koltuğunda oturduğu Deja Vu’yu izlerken büyüleneceğinize şüphe yok. Denzel Washington‘un ATF ajanı Doug Carlin‘i canlandırdığı filmde, Deja Vu konusu, bükülebilen uzay ve zamanda yolculuk konularıyla birleştirilerek sunulmuş. Filme, ortağı Larry Minuti’yi kaybederek başlayan Doug Carlin, meydana gelen bir terör eylemini araştıran ekibe dahil olur.
Ekip, yüksek enerji ile zamanı bükmeyi başarmıştır ve o andan 4 gün 6 saat öncesini her açıdan gözlemleyebilen teknik donanıma sahiptir. Bu sırada Doug Carlin, geçmişe dönerek terör eylemini durdurmayı düşünür ve planını harekete geçirir. Başarılı olursa terör eylemini gerçekleştiren kişinin arabası uğruna öldürdüğü kızı ve terör eyleminde can veren 534 kişiyi de psikopat katilin elinden kurtaracaktır.
ilgili yazılar
bu yazı iamdezzy tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: deja vu, tony scott, denzel washington, sinema, film

Daha küçücük bir çocukken tanışmıştı parmaklıklar ardında yaşamayla. Ne çayırlıkları biliyor ne de gökyüzünü iyice görebiliyordu. Annesinin işlediği suçtan mecburen Küçük Barış da mahkum olmuştu. Daha ne olduğunu anlamadan, çocukluğunu yaşayamadan kapalı kapılar arkasına hapsedilmişti. Diğer tüm mahkumlarla konuşsa da İnci Ablası onun en yakın arkadaşıydı. Bilmediği, öğrenmek istediği her şeyi ona sorar öğrenirdi. Birlikte yere çizdikleri uçurtmaları gökyüzünde uçururlardı. Kimi zaman da hayal ettikleri bu uçurtmalar onları özgürlüklerine kavuştururdu. Zaten en nihayetinde Küçük Barış’ın İnci Ablası bir gün özgürlüğüne kavuştuğunda uçurtmasıyla tekrar onu hatırlamaya gelecektir. Hem özgürlüğün hem de umudun sembolü olarak..
ilgili yazılar
bu yazı heavybear tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: türk filmi, nur sürer, ozan bilen, güzin özipek, güzin ozyagcilar, füsun demirel, magnum film, istanbul film festivali, altın portakal, tunç başaran, uçurtmayı vurmasınlar, feride çiçekoğlu
İşte bir basketbol filmi daha! Jascha Washington‘ ın genç yaşında başrolü kapmış. Yönetmen koltuğunda David Nelson oturuyor. Film sokak basketbolu üzerine. Sokak basketbolu ile komediyi çok güzel bir şekilde bir araya getirmişler. Hiç sırıtmıyor. Filmin konusu Jerome ve ayakkabıları üzerine diyebiliriz. Pardon, “sihirli ayakkabıları”. Bence daha fazla ipucu vermeyeyim, Jerome neler yapıyor, dev adamları nasıl da harcıyor kendiniz görün. İyi seyirler.
Eğer başka basketbol filmi yok mu derseniz, var tabi ki.
Coach Carter(2005)-Koç Carter
White Man Can’t Jump(1992)-Beyazlar Beceremez
ilgili yazılar
bu yazı chuckie tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: like mike, basketbol, streetball, film, basketbol filmi, sinema, like mike 2, like mike 2 streetball

Görünen bir uyarı olmadan ortaya çıktı. Birdenbire nereden geldiği belli olmadan. Bir kaç dakika içinde Amerika’nın bir çok şehrinde sebebi açıklanamayan, kanınızı donduracak garip ölümler meydana gelmeye başladı. İnsan davranışlarındaki bu garip değişikliğe neyin sebep olduğu bilinmiyor. Yeni bir terrorist saldırı mı? Yapılan yüksek teknolojik deneylerde ters giden bir şeyler mi oldu? Bir tür şeytani toksik silah mı? Yoksa kontrolden çıkan bir virus mü? Hava yolu ile mi yoksa suyla mı bulaşıyor? … ve nasıl?

Bruce Banner gama ışınlarına maruz kalmış ve hücresel bir değişikliğe uğramıştır. Artık o sinirlendiğinde yeşil bir devdir. Artık bu gerçekle yaşayan Banner, sevdiği kadından ve eski yaşam alışkanlıklarından kopar.
Günün birinde bir bilim adamı sorununa çare olabilecek bir seçim fırsatı sunar: Ya Hulk gidecek, Bruce kendisi olarak hayatına devam edecek, ya da kendini tamamen bir süperkahraman olan Hulk’a teslim edecektir.

Dünyanın Bütün Sabahları’nın saygın yönetmeni, Jean-Pierre Melville’in 1966’da aynı isimle filme çektiği romanı yeniden uyarlayarak, ‘bugünün gözleriyle, bugünün en iyi oyuncuları, görüntüleri ve kendi kuşkularımız ve ümitlerimizle’ kara film türüne dönüş yapıyor. 1958’de geçen hikâye, hapishaneden yeni kaçmış meşhur gangster Gu’yu takip ediyor. Bütün Fransız polis teşkilatı adamın peşinde. Sevdiği kadın Manouche’la beraber ülkeyi terk etmeden önce para bulmak için son bir iş yapması gerekiyor. Başarılı da oluyor, fakat polislerin çevirdikleri dolap sonucunda kendi suç ortakları onu bir hain gibi görüyorlar. Gu, bundan sonra şerefini temizlemek için ne gerekiyorsa yapacak.

2007. Fransız başkanlık seçimlerinde muhafazakar ve aşırı sağcı taraf karşı karşıya gelir. Yöre halkı iyice hareketlenir. Varoşlarda ayaklanma çıkmış, her köşede alevler yükselmektedir. Kent merkezindeki kargaşa ortamından yararlanmak isteyen küçük çaplı bir hırsız çetesi, büyük bir soygun hazırlığındadır. Başarılı oldukları takdirde ülke dışına kaçaçak ve çetenin kadın üyesinin çocuğunu aldırabilmesi için gereken parayı elde edeceklerdir.
Ancak soygun sırasında işler kötü gider ve grup bölünür. Polisten kaçmaya çalışan bazı çete üyeleri, Lüksembourg sınırı yakınında ıssız, köhne bir pansiyona saklanırlar. Soyguncular kaba saba görünümlü otel sahiplerinin, eski bir Nazi olduğundan habersizdirler. Pansiyon sahibi kendi ari ırklarından oluşan yeni dünya düzeni kurmak için, faşist fantezilerini bu kişiler üzerinde gerçeğe dönüştürmek için her şeyi yapmaya hazırdırlar. Ancak beyaz ırkçıların dışarıda bu hayallerini uygulama şansı olmadığı için sahibi oldukları otelde çeşit çeşit sapıklık ve yozlaşmayla dolu ürkütücü bir atmosfer yaratmalarına yol açmıştır.
Artık genç kahramanlarımızın azap ve çilelerle dolu günleri başlamıştır. Otelin karanlık ve ürkütücü odalarında her türlü aşağılama ve işkenceye tabi tutulurlar.

Milos Forman‘ın yönettiği 1984 tarihli bol Oscar’lı film Amadeus, Antonio Salieri ve Wolfgang Amadeus Mozart‘ın hayatlarını anlatıyor. Daha 5 yaşındayken saraylarda konserler veren Mozart’a özenen Salieri, günün birinde çok büyük bir müzisyen olmak ister. Tanrıya bunun için yalvarır, karşılığında ona hep sadık kalacağına ve bekaretini koruyacağına söz verir. Sözünde de durur ve nihayet Viyana saray bestecisi olur. Rüyasının gerçekleştiğini düşünen Salieri için herşey yolunda gitmektedir, ta ki Mozart Viyana’ya gelene kadar.
Kurgusu tarihsel verilerle çok uyuşmadığından eleştiriler almış olsa da, oyunculuk, müzik ve yönetmenlik açısından mükemmel, kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
ilgili yazılar
bu yazı absynthe tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: wolfgang amadeus mozart, antonio salieri, müzikal, klasik müzik, opera, amadeus, sinema, milos forman

Kemal Sunal’dan kahkahalarla dolu bir film Sakar Şakir. Bulunduğu kasabada sakarlığıyla etrafındakileri bıktıran sakar Şakir, aldığı telgrafla stanbulda’da ölen amcasından miras kaldığını öğrenir. Mirası almak için İstanbul yollarına düşen sakar şakir yolda bin bir türlü sorunla karşılaşır ve komedi burada başlar.
Oyuncular: Sakar Şakir (Kemal Sunal), Haci Şen (Ali Şen), Fatma Şen (Adile Naşit), Gardırop Fuat (Ünal Gürel) ve yönetmenliğini Natuk Baytar yapmıştır.
ilgili yazılar
bu yazı mTanriverdi tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: sakar, sakir, kemal sunal, adile naşit, ali sen, fuat, inek şaban, sakar şakir, gardırop fuat

Arıza filmlerin yönetmeni Michel Gondry‘nin üçüncü filmi “Eternal Sunshine of the Spotless Mind“, modern zamanın bilimkurgu’dan uzak bir bilimkurgu ve “You can erase someone from your mind. Getting them out of your heart is another story” (birini aklından silebilirsin ama kalbinden silmek başka hikaye) mottosuyla da dibine kadar bir aşk filmi. İkisinin nasıl biraraya geldiğini sormayın, filmi izleyin yeter.
Jim Carrey, Kate Winslet, Tom Wilkinson, Kirsten Dunst, Elijah Wood ve Mark Ruffalo‘yu kadrosunda barındıran film, Joel Barish‘in “ufacık bir işaret gördüğü her kadına aşık olan adam” Clementine Krucinzsky‘ye aşkını anlatıyor.
Clementine ile mutlu bir beraberliği olan Joel, ilişkisinin artık “sıkıcı çiftlerin ilişkilerine” benzediğini görür ve ilişki de kötüye gitmeye başlar. Son noktasında Clementine Joel’u terkeder ve Joel’a dair hafızasında ne varsa sildirir.
bu yazı fckmeimfamous tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: eternal sunshine of the spotless mind, jim carrey, kate winslet, michel gondry, charlie kaufman, sil baştan, eternal sunshine, sinema

42 öğrenci, bir ada ve 3 gün boyunca sürecek bir oyun… Bu oyunu tek bir kişi kazanacak, ödülü ise yaşamak olacak.Battle Royal, 1999 yılında Japon yazar Koushun Takami tarafından yazılan Kinji Fukasaku tarafından yönetmenliği yapılan bir roman uyarlamasıdır. Ayrıca bu uyarlamanın 15 bölümlük bir manga serisi geçmişi de bulunuyor. Japonya’da şiddet eğilimi olan gençlerin artması, hem bu olayların önüne geçilememesi hem de halkın bu durumdan yeterince korkması sonucu, hükümet Battle Roya isimli bir kanun çıkartır. Kanun çerçevesinde her sene rastgele seçilen sınıf bir adaya götürülür ve o ada içerisinde kanunu uygulamaları istenir :”Yaşamak için herkesi öldür.”
bu yazı heavybear tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: ölüm oyunu, battle royal, koushun takami, roman uyarlaması, manga, sinema, japon filmi

Benjamin ‘Lefty’ Ruggiero, 1978 yılında New York’ta Sonny Black’in liderliğini yaptığı bir mafya örgütünün üyesi. FBI, bu örgütü dağıtmak; suçluları tutuklamak için içlerinden bir ajanı örgüte sızdırır.
Örgüte sızan ajan Joe Pistone, artık “Donnie Brasco” adını almıştır. Lefty ile dostluk kuran Donnie, artık örgütün güvenilir bir üyesi olmuştur. Görevi gereği ailesinden ayrı yaşayan Donnie’nin karısı Maggie ve üç kızıyla olan ilişkisi iyice çıkmaza sürüklenecektir. Terfi etmek isteyen Lefty, örgütün ‘raconunu’ bütünüyle bilmesine karşın ’saflığı’ nedeniyle bir türlü istediği yere gelememiştir. Bu Lefty’yi üzerken, bir taraftan da ‘bu işleri bırakıp kaçma’ fikri hep aklındadır.

Donnie’nin Lefty’ye verdiği değer, Lefty’nin de görevinin bir parçası; yani “kobay” olduğunu unutturunca FBI başkanları ona görevini hatırlatmak zorunda kalır.
1997 yılında Mike Newell’in yönetmenlik yaptığı bu film, gerçekten yaşanmıştır. Joseph D. Pistone ve Richard Woodley, bu olayı kitap haline getirdiler; “Donnie Brasco: My Undercover Life in the Mafia“. Film de, bu kitaptan uyarlandı.
ilgili yazılar
bu yazı queennothing tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: donnie brasco, köstebek, johnny depp, al pacino, godfather, the godfather, pirates of the caribbean, michael madsen, reservoir dogs, inglorious bastards, dead man, ed wood, blow, sweeney todd, sweeney todd the demon barber of fleet street, charlie and the chocolate factory, sleepy hollow, scarface, and justice for all, 1997, crime, drama, thriller, zach grenier, terry serpico, bruno kirby

Maltepe Üniversitesinin bu sene 6. sını düzenlediği Üniversiteler Arası Öğrenci Filmleri yarışması için son başvuru tarihi 18 Ekim 2008 Cuma günü… Yarışmada para ödülü de var,
Buna göre
1. lik ödülü, 3000 YTL
2. lik ödülü, 2000 YTL
3. lük ödülü ise 1000 YTL olarak belirlenmiş.
Yarışma bütün önlisans, lisans ya da yüksek lisans öğrencilerine açık. Her ne kadar son dönemlerde, özellikle sinema dalındaki yarışmalarda bir artış gözlendiyse de üniversitelerin düzenlediklerini ayrı tutmak gerekiyor. Kendi bünyesinde de Sinema ve Televizyon alanlarında eğitim veren bölümleri bulunan Maltepe Üniversitesi’nin düzenlediği bu yarışma katılımcılar açısından önemli bir deneyim oluşturacağa benzer…
Daha ayrıntılı bilgilere buradanulaşılabilinir.
ilgili yazılar
bu yazı cemazulevvel tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: kısa film, belgesel, yarışma, film yarışması, üniversite, maltepe üniversitesi, maltepe üniversitesi üniversiteler arası öğrenci filmleri yarışması, üniversiteler arası öğrenci filmleri yarışması

Augusto Odone ve Michaela Odone çifti, çocuklarında beliren garipliklerden şüphe duymaktadırlar. Doktora gittiklerinde ise bir felaketle karşılaşırlar. Oğulları Lorenzo’ya genetik piyango vurmuştur. 5 yaşındaki çocuklarına konulan ADL (genetik mutasyon sonucu nörolojik sistemin çökmesi) hastalığı teşhisi ve biçilen 2-3 yıl ömür karşısında Odone çifti amansız bir mücadeleye girer. Doktorların, bilimadamlarının, destek gruplarının tüm cesaretlerini kırmalarına rağmen tıp konusunda hiçbir bilgisi olmayan Odone çifti çocuklarını yaşatmak için kararlıdırlar.
Tamamen gerçek bir hikayeden alınan 1992 yapımı bu filmi George Miller yönetiyor. Nick Nolte ve bu film ile oscar adayı olan Susan Sarandon‘un muhteşem performansları görülmeye değer.
bu yazı bLackie tarafından sinepil.org adresli sitede yayımlanmak üzere yazılmıştır. kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz.
etiketler: lorenzos oil, lorenzonun yağı, sinema, adl, george miller, susan sarandon, nick nolte







Son Yorumlar