The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)

Sinema Yorum Yok »

 

 

Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık,tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış..Ve sonra birden kaybolmuş..

İlk başta bu yetenekli beşli,basit bir nedenden dolayı hapse atılır ve asıl ilginç olanı da beşininde aynı hücreye atılmış olmalıdır.Bu işte bir kurmaca olduğunu düşünürler ve daha sonra serbest bırakılırlar.Çıktıktan sonra önlerine,geçmişte yaşadıkları bazı nedenlerden dolayı, kabul etmek zorunda oldukları bir teklif gelir;San Pedro Limanı’nında bulunan gemideki uyuşturucuyu yok etmek..Aslında film tam olarak burdan sonra başlar.Ve olayların gidişatı film içindeki gizemi tavan noktaya taşır..

Final bölümünde ise gerçekten,film böyle yapılır dedirtiyor.Beklenmeyen bir final..

Konusu hakkında fazla yorum spoiler içerebilir,gerçekten muazzam bir kurgu,her anı gizem dolu ve en önemlisi Kevin Spacey’in müthiş oyunculuğu.Görüp görebileceğiniz en iyi başyapıtlardan bir tanesi..

En başta John Ottman daha sonra Christopher McQuarrie ve Bryan Singer müthiş bir yapım ortaya çıkarmış..

Bu tür filmlerde aranılan her özellik bu başyapıtta fazlasıyla var..

 

Uzay Maymunları - Space Chimps

Sinema Yorum Yok »


Beş milyar dolarlık uzay mekiği kara delikte kaybolunca, uzaya giden ilk maymunun torunu olan Ham III, uzaya derinliklerine gidip mekiği bulmak üzere bir teklif alır. Ama Ham fazlasıyla özgür ruhludur ve sirkte bir şov maymunu olarak çalışmaktan memnundur. Sonunda iki maymunla birlikte görevi kabul eden Ham, uzayın derinlerine yaptığı yolculukta kendisini inanılmaz bir maceranın içinde bulur ve galaksinin en acımasız diktatörüne karşı savaş vermek zorunda kalır.

Ham, uzaya giden dedesinin aksine rahat bir maymun olarak yaşamak istemektedir ve dedesinin izinden gitmek yerine bir sirk maymunu olarak çalışmaktadır. Fakat Uzay Birimi ona reddedemeyeceği bir teklif sunar. İleri teknolojiyle donatılmış bir uzay aracı kara delik tarafından yutulmuş ve uzayın derinliklerinde bir gezegene düşmüştür. Ham uzay aracını kurtarmak için, uzaya gitmek için yıllardır eğitim alan iki uzay maymunla bir takım oluşturur.

Ham, zamanını ekibin komutanı olan Titan ve dişi uzay maymunu Luna’yla geçirmeye başlar. Sirkte edindiği deneyim ve akrobatik olması ona, uzaya hazırlanma programında çok yardımcı olur fakat rahat karakteri diğer uzay maymunları arasında rahatsızlığa neden olur.

Fırlatmada birkaç sorunla karşılaşırlar. Uzayın derinliklerindeki karanlık gezegen Malgor’a geldiklerinde ise, Titan gezegenin diktatör kralı Zartog tarafından rehin alınır. Zartgof uzaydan gezegenine düşmüş araçla herkesi kendisine köle yapmış ve dev bir inşaat başlatmıştır. Ham ve Luna Titan’I ararken karşılaştıkları Kilowatt’a yardım edip arkadaşlarını kurtarmaya çalışırlar.

Titan’ı heykele çevirip yakında bitecek sarayının girişine bir zafer simgesi olarak koymak isteyen Zartog’a karşı hızla harekete geçen ikili, gezegende yaşayanların da yardımıyla hem arkadaşlarını ve uzay mekiğini kurtarmaya çalışacak, hem de gezegeni bu zalim kralın elinden almaya çalışacaklardır.


Seanslar

Doğmamış - The Unborn

Sinema 1 Yorum »


Bazen ölümden sonra ruh cennete gitme yolunu ararken, şeytani bir durumla lanete uğrayarak değişir.Kendine yeni bir beden bulana kadar dünyalar arasında sonsuza dek kaybolmak zorundadır. Bazen de tam olarak isteğine kavuşur ve kendine yeni bir beden bulur.

Bu olay tam da Casey Beldon adındaki daha çocukken kendisini terkettiği için annesinden nefret eden bir kızın başına gelir. Ama Casey annesinin onu neden terkettiğini fazla geçmeden olağandışı olayların başına gelmesiyle anlamaya başlar…

Uyku sırasında dehşet verici kabuslar, korkunç görünümlü hayaletler görmesi daha gerçekleşmemiş felaketin başlangıcıdır. Bunun üzerine Casey, Sendak adında bir ruh uzmanına bu korkunç olayları nasıl durdurabileceğini sorar.

Casey’in hayatta kalabilmek için tek şansı, dünyalar arasındaki kapıları kapatarak bu kimsenin asla doğmamasını sağlamaktır.


Seanslar

Issız Adam Yorumu

Sinema Yorum Yok »

İzleyeli saatler geçti… Yumruk yemiş gibiyim sanki… Detaylarıyla fena çarptı bu film beni…

Kafamın içinde hâla çalan 45’likler; Nil Burak, Ayla Dikmen, Hümeyra… Gözlerin konuştuğu, dilin başka şeyler anlattığı o uzun final sahnesi… Sözlere dökülemeyen içsel konuşmalar… Çılgın Kalabalıktan Uzak - Thomas Hardy… Havuçlu tarçınlı kek…Puslu Kıtalar Atlası’nın ucu kıvrılan sayfası… 2. el bir kitabın içinden çıkan Arap alfabesine ait rakamlar…Aşk yemeğinin içine bir tutam anne yüreği, bir tutam aile özlemi, bir tutam İstanbul güzelliği ve şarap…

— Benim bardağımdan kahve içmenin sebebi paylaşmak için değil, bir an önce bitsin, buradan gideyim diye. (Ada)

— Ben sadece ben olmamalıyım şimdi. Sanki bana baktığında kendi hayatından bir an yakalamalısın. Bir hikâye olmalı. Sevdiğin herkes, her şey, o an ben olmalıyım.(Ada)
—Sana tek bir şey söyleyeceğim ve gideceğim… Karların üstünde donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor şimdi ama aslında öldüğünün farkında değilsin!(Ada)

— Ben çok şey yaşadım… Çok şey tükettim… Kendimi de hayatı da her şeyi… Kanımda bir mikropla yaşıyorum… Ben seni haketmiyorum, daha iyilerine layıksın (Alper)
— Başkalarının çocukları, başkalarının mutluluklarıyla kalacaksın… (Ada)

— Küçücük bi toka benimle alay etti (Alper)
sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım sana. büyüdün. kafamda bir hikaye, bilirsin bunu çok severdin ikimize bir mutlu son yazdım sonra. o evde seninle birlikte oturduk, sustuk. yanımda durdun sessizce. burası sondu. başka bir yaşamdı. sadece biz vardık.

bana baktın mavi ve telaşsız. sustuk başka bir yaşamda başka bir mutlu son. biz bunu haketmiştik. hikayemiz orda bir yerde, hep benimle duracak. dayanabilmemin tek yolu bu çünkü.

insanın kokusu hep aynı mı kalırmış, şaşırdım!

sonra sana ait bir şey aldım yanıma. bir küçük 45lik plak, arda kardeş’in masalları, eve uğrarsan bir gün o plağın nasıl kaybolduğunu asla bilemeyeceksin. biliyor musun sen o küçük plakla bende evimdesin hala ve sen bunu bilmiyosun ve gözlerimi kapattığımda kollarımda başka biri değil sen varsın.

Gözümdeki yaşları kimseler görmesin diye sinemadan kaçarcasına uzaklaştım…

Sinemadan ilk çıktığımda ne kadar yalnız, ıssız olduğumu fark ettim…
“Kimi bu kadar çok sevdim? “ sorusu çınladı beynimde… 

Özlem …

Uzun bir yürüyüş yaptım… 

Bende birinin yatağına kıvrılayım istedim…

Bir masal anlatayım ve o masal hiç bitmesin istedim…

V For Vendetta-Sonsuza Dek Özgürlük!

Sevdiğim Seçmeler, Sinema 1 Yorum »

 

bu maskenin altında bir yüz var…
ancak benim değil.
ne altındaki kaslardan daha “ben”dir o yüz…
ne de altındaki kemiklerden.
bu maskenin altında etten daha fazlası var.
bu maskenin altında bir fikir var!
ve fikirler kurşun geçirmez!..
***
hatırla, 5 kasım’ı hatırla
barut ihanetini ve komplosunu
zaten aklım almaz
barut ihanetinin
neden unutulacağını ama ya adam? biliyorum,
adı guy fawkes idi…
bu ülkeye
neyin unutulduğunu anımsatmak için.
400 yıldan fazla bir süre önce,
bu vatansever,
kasımın 5′ini…
ebediyen hafızamıza kazımayı diledi.
hayali, eşitlik, adalet ve özgürlüğün
kelimelerden öte olduğunu…
dünyaya anımsatmaktı.
kelimeler görece kavramlardır.
eğer bir şey görmüyorsanız…
***
ve biliyorum;
1605′de parlamento binası’nı patlatmaya çalıştı.
ama kimdi gerçekte?
neye benziyordu?
bize fikirleri hatırlayın dendi,
adamı değil.
çünkü bir adam başarısız olabilir.
yakalanabilir, öldürülebilir ve unutulabilir.
ama 400 yıl sonra…
bir fikir hâlâ dünyayı değiştirebilir.
***
fikirlerin gücüne bizzat şahit oldum.
fikirler adına öldürülen
ve fikirleri savunurken
ölen insanları gördüm.
yalnız,
bir fikri öpemez
ona dokunamaz
veya onu tutamazsınız.
fikirler kan ağlamaz.
acıyı hissetmezler.
sevmezler. diyorum ki,
bu gece
o rıhtımlara gidip
abd’ne ait her şeyi yerle bir edelim!
kim benimle birlikte?
söyleyin, hanginiz benimle?
her şeyi
ama her şeyi olan bir ülkeydi orası…
ama şimdi,
20 yıl sonrası, ne olacak?
dünyanın en büyük cüzamlı topluluğu!
başlattıkları savaş değildi.
saldıkları veba değildi.
hüküm’dü.
kimse geçmişinden kaçamaz.
kimse hüküm’den kaçamaz.
toplumlar, kendi devletlerinden korkmamalı.
devletler, kendi toplumlarından korkmalı.
bina nasıl bir sembolse, onu yıkma eylemi de bir semboldür.
sembollere anlam kazandıran insanlardır.
tek başlarına semboller anlamsızdır ama yeteri kadar insanla…
bir binayı havaya uçurmak dünyayı değiştirebilir.
şiddet iyi amaçlar için kullanılabilir.
***
bu maskenin altında bir yüz var…
ancak benim değil.
ne altındaki kaslardan daha “ben”dir o yüz…
ne de altındaki kemiklerden.
bu maskenin altında
etten daha fazlası var.
bu maskenin altında bir fikir var!
ve fikirler kurşun geçirmez!..
bu gece size en ciddi yeminimi ediyorum…
adalet hızlı olacak…
dürüst olacak….
ve merhametsiz olacak.

Andy and Larry Wachowski / V For Vendetta

M. Night Shyamalan

Sinema Yorum Yok »

 Hintli yönetmen ve senaryo yazarı. Bu dünya ile ötekisi arasında gidip gelen kahramanların korku ve gerilim öyküleriyle ünlenen M. Night Shyamalan, Alfred Hitchcock’un yeni nesil varisi olarak kabul edilmektedir. Milyonlarca dolarlık gişe başarıları elde ettiği Altıncı His, Köyve İşaretler filmlerinin yönetmenliğini yapmış, ayrıca yönettiği her filmin senaryosunu da kendisi yazıp, yapımcılığını üstlenmiştir.

6 Ağustos 1970’te Hindistan’ın Pondicherry şehrinde dünyaya geldi. Babası Nelliate Shyamalan kardiyolog, annesi Jayalakshmi Shyamalan ise doğum uzmanıydı. Veena Shyamalan adında bir kardeşi de olan M. Night Shyamalan, Philadelphia’nın gösterişli banliyösü Penn Valley’de büyüdü. Film yapmak tutkusunu hissettiğinde, ilk kamerasına sahip olduğu 8 yaşındaydı. Shyamalan, ailesinin hediye ettiği kamerasıyla 17 yaşına kadar 45 tane kısa film çekti. Katolik okulundaki eğitiminden sonra, sinema aşkıyla kendini Tisch School of the Arts’ta film yapımı üzerine öğrenim görmeye başlarken buldu.
1992’de mezun olduktan sonra aynı yıl, ilk uzun metrajlı filmi “Praying with Anger”’ı çekti. 1998’de onun ilk önemli teatral eforu olarak nitelendirilen ve çekimlerini eğitim gördüğü Katolik okulunda gerçekleştirdiği “Wide Awake”’ için kamera arkasına geçti. Film genç bir Katolik öğrencinin büyükbabasının ölümüyle başa çıkma çabasını konu alıyordu ve Robert Loggia, Rosie O’Donnell, Dana Delanyve Denis Leary’den oluşan oyuncu kadrosuyla box-office filmler arasına girmesi uzun sürmedi.

1999 yılında çektiği The Sixth Sense(Altıncı His), yönetmene ciddi bir gişe hasılatı getirmekle kalmadı, geniş kitlelerce tanınmasını sağladı ve eleştirmenler tarafından oldukça beğenildi. 6 dalda oskara aday gösterilen Altıncı His, ayrıca farklı film festivallerinden aldığı 30 ödülün de sahibi oldu. Haley Joel Osment ve Bruce Willis’in başrollerini paylaştığı, başarıya doymayan bu filminden sonra Shyamalan, 2000 yılında bir diğer doğaüstü gerilim filmi olan Unbreakable’ı (Ölümsüz) çekti. Ölümsüz, Shyamalan’ın kült klasiklerinden biri olarak kabul edildi ve yönetmen filmini tüm filmleri içindeki favorisi olarak gösterdi. Ölümsüz’de yine Bruce Willis’le çalıştı.

2002’de, karısının trajik bir kaza sonucu ölmesi yüzünden inançlarını yitiren eski bir rahibin ruhani sorgulamalarını, bilimkurgu ve gerilim ekseninde işleyen filmi Signs’ı çekti. Mel Gibson ve Joaquin Phoenix’in başrollerini paylaştıkları filmde, dünyayı istila eden uzaylılar teması ilk kez felsefik ve spiritüel bir yaklaşımla ele alınıyordu.

Shyamalan, gerilim, bilimkurgu, fantezi ve drama türlerini sentezlediği çalışmalarında çok katmanlı ve zengin bir anlatım sunuyordu. 2004 tarihli The Village (Köy) filminde diğer filmlerinden farklı olarak gerilim temasını bireyler üzerinden değil de toplumsal bir eksende ele aldı. Kitlesel bir korku fenomeni yarattığı Köy filminde, sorgulanmadan benimsenmiş korkuların sonuçlarını tartışıyordu. Film farklı okumalara sahip olduğu, çok katmanlılık içerdiği için üzerinde uzun süre konuşuldu.

2006 yılında Lady In The Water(Sudaki Kız) filmi için kamera arkasına geçti Shyamalan. Paul Giamatti, Köy filminde de birlikte çalıştığı Bryce Dallas Howard, ve Jeffrey Wright’ın başrollerini paylaştığı film, Philadelphia’daki bir apartmanda gelişen gerçeküstü olaylar hakkındaydı. Bir su perisini gerçek kişiler, gerçek mekanlar ve gerçek bir zaman diliminde konumlandırmak sinematografi, sanat yönetimi ve görsel anlamda oldukça zorlu olmasına rağmen, Shyamalan teknik olarak bu sorunların üstesinden bu filmde başarıyla geldi. Ancak film tüm bu olumlu özelliklerine rağmen beklenen ilgiyi göremedi ve olumsuz eleştiriler aldı.

Çocukluk idolü olan Alfred Hitchcock gibi yönettiği filmlerinde görünmesi, yönetmenin her filminde dikkat çeken bir ritüel olmuştur. Kendisiyle yapılan bir röportajda, Hitchcock’un filmleriyle ilgili olarak “Gerilimle ilgili neler yapmak istediğimden çok, neler yapmamam gerektiği konusunda müthiş dersler aldığım başyapıtlardı.”ifadesini kullanmıştır.

Kendi Ağzından

“Ben ürpermeyi çok seviyorum. Yaşamın her anında bir heyecan olduğuna inanıyorum. Bu nedenle ürperti hissedemeyeceğim bir film yapmak bana zor geliyor. Ama belli de olmaz her an her şeyi yapabilirim.”

“Küçük yaşlarımda aile büyüklerinin anlattığı masallarla büyüdüm ben. Küçücük bir çocukken bile büyük keyif aldığımı hatırlıyorum. Her çocuk da böyledir sanırım. Evde de çarşaflarla filan hayaletler yapardım, ev halkını korkutmaya bayılırdım. Sanırım gizem, bilinmeyen şeyler her çocuk gibi benim de ilgimi çekiyordu. Sonrasında da herhangi bir öyküyü böyle nasıl anlatırım diye düşündüm hep.”

“Korku benim sinema dilim. Ama aslında sevgi filmleri yapıyorum ben. İnanç da çok önemli tabii ki, inanarak var olabiliyoruz…”

 

 

Film puanı:7
The Village film afişi
  The Village
Yapım yılı: 2004, Film puanı: 7/10
Yönetmen:
M. Night Shyamalan
Oyuncular:
Bryce Dallas Howard
Joaquin Phoenix
Adrien Brody
William Hurt
 

 

The Happening film afişi
  The Happening
Yapım yılı: 2008, Film puanı: 7/10
Yönetmen:
M. Night Shyamalan
Oyuncular:
Mark Wahlberg
Zooey Deschanel
John Leguizamo
Ashlyn Sanchez

Anamorf - Anamorph

Sinema Yorum Yok »


Yıllarca inzivada son çözdüğü vahşi cinayetin izlerinden kurtulmaya  çalışan dedektif Stan Aubrey her çözdüğü olaydan kendine kalan korkular ve psikolojik sorunlarla baş etmeye çalışmaktadır. Yeni bir cinayet ve garip olaylar ortaya çıktığında üstleri bu olayları yalnız Stan’in çözebileceğini düşünür. Ve tekrar işinin başına dönmesini isterler. İp uçları bir araya geldiğinde Stan bundan 5 yıl önce çözdüğü ve failini yakaladığına inandığı bir seri cinayetin devamı olduğunu anlar. O yıllarda ortağı Carl Unger yanlış adamın hapse atıldığını ileri sürmüş fakat Stan buna inanmamıştır.

Analizleri sırasında cinayetlerin estetik olamayan görüntüleri arasında Rönesans devri ressamlarının kullandığı bir tekniğin kullanıldığını fark eder. Yeni cinayetler bundan yıllarca önce tutuklanan seri katil “Eddie Amca” nın bıraktığı yerden devam etmekte ve katil cinayet mahallerini farklı açıdan bakıldığında farklı görüntüler oluşturan anamorfik mekanlar haline getirmektedir. Seri katil tıpkı ressamlar gibi cinayet yerleriyle Stan’a mesajlar bırakmaktadır. Dedektif gittikçe bu cinayetlerin bir parçası olur.


Seanslar

Beni Aya Uçur - Fly Me To The Moon

Sinema Yorum Yok »


Büyükbabası gibi bir maceraperest ve kahraman olmak isteyen sinek Nat, isteksiz 2 arkadaşını ikna ederek Apollo 11 ile Ay’a gitmeye karar verir. Astronotların uzay başlıklarının içinde unutulmayacak bir yolculuğa çıkan sinekler ailelerini telaşa düşürdüklerinden habersizdir.

Bir TV kanalında astronotların arkasından dünyaya el sallayan sinekler hem ailelerini telaşlandırır hem de Rusya’da televizyon seyreden sinekleri kıskançlıktan delirtirler.

Rus sinekler, Amerikan kahramanlarımızın tamamlamaya çalıştıkları görevi sabote etmek için hemen Yegor adında sinsi bir ajanla anlaşırlar.

Nat’in büyükbabası, 50 sene önce Paris’te aşk yaşadığı güzel Rus sineği Nadia ile mucizevi bir şekilde bir araya gelir ve Nadia, Rus sineklerin alçakça planından Büyükbaba’yı haberdar eder. Torununu kurtarmak isteyen Büyükbaba, gençliğindeki enerjisini tekrar içinde hissederek harekete geçer.

Bu sırada, uzaygemisinde felakete yol açabilecek bir kısa devre sorunu, Nat ve arkadaşı I.Q.’nun çabalarıyla çözülür. Daha önce sineklerin varlığından ve başardıklarından habersiz olan astronotlar, onları tebrik etmek yerine, sinekleri bir deney tüpünün içine sprey sıkarak hapsederler. Heyecanlı bir olay silsilesi sonrası tüpü kırıp NASA görevlisi Armstrong’un başlığına gizlice giren Nat, o tarihi adımları inceleme zevkine ulaşır. I.Q. ve Scooter ise Aldrin’in başlığının içinde bu tarihi olaya tanıklık eder.

Dünya, görevin tamamlanmasını sağlayan 3 küçük sinekten habersizdir ama sinek arkadaşlarımız evlerine kahraman olarak dönmüştür ve herkesi içine alan ortak bir söylemde buluşurlar: “Her zaman macera! Hayalperestler rüzgarda savrulur mu? Asla!!”


Seanslar

Dante 01

Sinema Yorum Yok »


Yüksek güvenlikli uzay gemisi hapishanesi ve psikiyatrik araştırma merkezi Dante 01’e yeni bir tutuklu gelir. Dünya dışı varlıklarla yaşanan bir çatışmadan sağ kurtulan tek kişi olan Saint George, kendi içindeki canavarı kontrol altına almak için savaş vermektedir. Bu canavarın gücü, dehşet verici bir labirenti andıran uzay gemisinin tüm sakinlerini etkileyecek, gardiyan ve tutukluların şiddet dolu isyanlarına sebep olacaktır. Her biri artık kendi canavarıyla yüzleşmelidir.


Seanslar

Aşkın İngilizcesi - Broken English

Sinema Yorum Yok »


New York’ta oturan, şehirdeki şık bir otelde calışmakta olan otuzlarındaki Nora Wilder (Parker Posey) aşk ve ilişkilere kuşkulu bir gözde bakmakta. Arkadaşı Audrey’nin “mükemmel evliliği”gibi düzgün bir ilişki için ne yapması gerektiğini düşünür durur. Annesinin ona her fırsatta yalnız olduğunu hatırlatması Nora’nın işini pek kolaylaştırmaz. Felaketle sonuçlanan rastgele bazı buluşmalar sonrasında Julien adında, hayata aşık, aklı bir karış havada bir Fransız ile tanışır. Bu denemenin de diğerleri gibi sonlanmaması için eski hatalarını tekrarlamamaya niyetli olan Nora, kendini Paris’te, eski alışkanlıklarından kopmaya calışırken buluverir. Kaçınılmaz olarak hayatına yeni bir düzen vermeden önce, ve en önemlisi aşkı bulmak için, Nora önce kendini bir değerlendirmeden geçirmelidir.


Seanslar


Tema & Yazılım Düzenleme : Koray Yalçın   1998 - 2009 Copyright © Tüm Hakkı Saklıdır. 
    Giriş