Mumların Gölgesi Barışık Sizle - Nesrin Göçmen
Şiir Yorum Yok »Yinelenen hata bağış beklemez
Yinelenen hata bağış beklemez
Eksik Tamamlandı
Yunus Bize Gel Eyledi
Vara Vara Aşka Vardık
Bu Aşk Bizi Deleyledi
Dura Dura Aşka Vardık
Dervişlerin Hırkasını
Sevgilerin En Hasını
Aşkın Yedi Belasını
Sora, Sora Aşka Vardık
Mevlam Bizleri Kayıra
Düze, Ovaya Bayıra
Bütün Güçleri Hayıra
Yora, Yora Aşka Vardık…
Yunus Önde, Biz Arkada
Hiç Keramet Yok Hırkada
Şerlerin Hepsi Korkudan
Vura, Vura Aşka Vardık…
GITME
gitme.. bekle yuregimdeki itiraflari..
bak gece sarhos..
bak sarap sehvetli..
bak daha soyleyemediklerim ne cok..
gitme.. gelislerimde anlatacagim cok sey var..
bak gece sir dolu.
sarap gizemli..
gitme daha.. yuregim firtinalara gebe..
ruzgara vesikali..
daha soylemedim
gece sabirsiz.. gece oyle cilgin..
bak sessizlikte patlayan sevince..
anla, anla seviyorum seni..
gitme.. gitme almadan sevdami..
tenimde kac zamandir gezinen urpertiler var..
bak ayisigina..
sehvetli bir toprak
gitme… bak hic dokunmadigim dogurganligim senin..
bak gece tomurcuklanmis.
sarap arzulu..
gitme .. almadan dokunuslarimi gitme..
soktum muhrunu tutkumun..
gizemlerini acacagim ruhumun
gitme.. tadmadan sarhoslugumu gitme….
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle? Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, “saat kaç” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: “Sarhoş olma saatidir.
Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz.”
BAUDELAIRE - (Paris Sıkıntısı)
Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç taraf tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne
yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep
bugün
yaşadı;
ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
Can DündaR
Dudaklar miydi bunlari soyleyen…
Yoksa ellerimiz miydi bizi bize dusman eden…
Belki de alinmis, simdi kurumaya yuz tutmus gullerdi direnen…
Neydi adi…
saman miydi..
alev miydi…
yangin miydi…
kul muydu…
bir yanik kokusu bogazimizda…
kullerini denize doktugumuz ask miydi…
neydi adi…
aci miydi…
dert miydi…
gozyasi miydi…
isyan miydi…
tanimlanamaz miydi…
neydi adi…
kufur muydu…
kir miydi…
pas miydi…
copluk muydu…
kusmuk muydu…
pis miydi…
tek adi vardi konduramadigimiz ben’lerimize… neydi adi… adi “ihanet”…
Unutulmuş sevdalar bekler,
Sıfır otuzlara dolu duraklarda.
Tutuşup yanar eski şarkılar,
Aşkın en güzel yanı, belki de yasaklardır,
Gözyaşıyla ıslanırken hatıralar…
Büyüsü bozulur, yaşanınca her şey,
Aşk yalnızlıkları ıslatır.
Gölgelere sığınır, su mavisi ayrılıklar.
Ve yalnız içimizde söylenir,
O en güzel şarkılar…
Yüreğimizde kalır yine de,
Bulaşığı acıların.
Uykusuzluğumuzu gizler geceler,
Bakarsın yaşananlar unutulur,
Ve buğulanır camlar,
Dilim varmaz sana ayrılalım demeye,
Ve umudumu öldürür acılar.
Uzak kış artığı bir şehirde,
Toplanır gökyüzünde bulutlar.
Sen kalbinin yalnız kalacağını düşünürken.
Oysa, yağmur damlaları birbirini tutamaz,
Buluşurlar yere düşünce…
Açma yüreğini her sevgiye ve sanma ki
Erkekler ağlamaz…
Yeter ki ıslanma içimdeki yağmurda,
Kelebekler yağmurda uçamaz…
İbrahim Sadri’nin şiir kasetinde dinlemiştim , videosu ile şans eseri bir arama sonucu buldum ve hemen paylaşim dedim , Cem Karaca’nın şiire eşlik etmesi ile mükemmel bir hal almış Atilla İlhan’in o güzel şiiri.
Devamını dinleyin ..
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Bir fidan olsam toprakta suyum sen olsan
Kurur kalirim gulum senle acamam
Varsa söylenecek bir söz sevgi adina
Birak ben söylerim gulum sen sadece sus… Devamını Oku… »
Bana öğretilen herşey
Bana önerilen herşey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük
Yarattığınız sistemler
Kullandığınız yöntemler Devamını Oku… »
geldiğinden daha uzaksın artık bana
aynı pencereden bakmıyoruzki biz aşka
canımız yanmış başka başka sevdalarda
ve zihnimizde dertleşmek var artık eski bir dostla
şimdi seni nasıl tanımlamalı
beklediğim bir kahramandı
bulduğum bir katil!
haberin yok tabi sebep olduğun sancılardan
bunca zaman sonra adını anmak fazla geldi bana
bir sakinlik çöktü omzuma
bir eylemsizlik hali var bakışlarımda.
şimdi gökyüzü kararmış beni bekliyor
ve ben ağlamaklı bir sevdanın peşinden sürükleniyorum
bir umut ışığı yanmış sanki gönlümde
ve ben yine ağlamaklı yıldızları seyrediyorum
gündüzün aydınlığında göremediğim bir sevda huzmesi geçiyor önümden
seher vaktinin verdiği hoşnutlukta hissediyorum nefesini
ellerimin değemediği tenini okşuyorum düşlerimde
sevda esen rüzgarlara soruyorum
gözyaşı döken bulutlar seni anımsatıyor bana
hüzünlü bir gökyüzü var gözlerimde
ağlayan bir ben ve bilmeyen bir sen
muamet.
Bugün yağmur yağmasaydı,
En azından şemsiyemi evde unutmuş olsaydım
Tam da seni unutmaya çalışırken
Yine hatıralarımdan hortlayıp gelemezdin
Şemsiyeyi tutmayan elim,
Ellerinin yokluğunu tutmasaydı.
Yokluk bu kadar soğuk olmasaydı; ya da ben
Teninin sıcaklığını bu kadar sevmeseydim.
Seni bugün, bu kadar çok, özleyemezdim.
Devamını Oku… »
gece yarısı sağıma baktım
yoktun…
soluma baktım
yoktun…
kollarımın arasında zaten hiç olmadın.
anlayamadım kaşla göz arasında
nereye kayboldun
Devamını Oku… »
gece yarısı sağıma baktım
yoktun…
soluma baktım
yoktun…
kollarımın arasında zaten hiç olmadın.
anlayamadım kaşla göz arasında
nereye kayboldun
Devamını Oku… »
biraz önce kendime vanilyalı kahve pişirmiştim.
tadı öyle ahım şahım olmuyor ama
O koku…
Devamını Oku… »
GECENİN EN LAFTAN ANLAMAZ BİR SAATİ
NÖBETTEYİM
ÖNCE SEN GELİYORSUN AKLIMA
SONRA İLHAM
KALEMİM DURMAZ ARTIK
PAHALI BİR REÇETE YAZARIM SOSYAL GÜVENCESİ OLMAYAN AŞKIMA
vudu ..
1945 Yılında nagazaki ve hiroşimaya atılan bombalardan sonra , o anın anısına yazılmış , iç burkan bir nazım hikmet şiiri .
kapıları çalan benim
kapıları birer birer
gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler
hiro$ima’da oleli
oluyor bir on yil kadar
yedi ya$inda bir kizim
buyumez olu cocuklar
sachlarim tutushtu once
ellerim yandi kavruldu
bir avuch kul oluverdim
kulum havaya savruldu
benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok .
şeker bile yiyemezki
kâat gibi yanan çocuk.
çalıyorum kapınızı
teyze,amca bir imza ver
çocuklar öldürülmesin
şekerde yiebilsinler
Conductor: Ibrahim Yazici
Poetry: Genco Erkal
Piano: Fazil Say
Vocal: Zuhal Olcay
Baritone: Guvenc Dagustun
Child Vocal: Kansu E. Tanca
Flute: Dersu E. Tanca
Glockenspiel: Sezer Yılmazer
Bilkent Symphony Orchestra
State Polyphonic Choir
Fazıl Say’ ın önderliğinde açıkhavada verilen Nazım Hikmet şiirleri , Zuhal Olcay’ın o mutiş sesinden . Memleketim ..
memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…
Conductor: Ibrahim Yazici
Poetry: Genco Erkal
Piano: Fazil Say
Vocal: Zuhal Olcay
Baritone: Guvenc Dagustun
Child Vocal: Kansu E. Tanca
Flute: Dersu E. Tanca
Glockenspiel: Sezer Yılmazer
Bilkent Symphony Orchestra
State Polyphonic Choir
Cemal Sureya’nın Aşk Şiiri
Cemal Süreya! Türk şiirinin Ğ vitamini. Erotik ve lirik şiirler. Arkadaşıyla girdiği bir bahis sonucu soyadında Y’lerden birini kaybettiği … all » rivayet edilir. 25 yılda 26 ev değiştirdi ve Yeldeğirmeni’nden denize sara sarpa inen sokaklardan Kadıköy’e varırdı.
Cemal Süreya’nın en güzel şiirlerinden AŞK, istanbul Fotoğraflarıyla.
——————————
Famous Turkish poet, Cemal Süreya’s poem with istanbul pictures.
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı, Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. cemal süreyya
Cemal Süreya’nın Aşk adlı şiiri….. Büyük ustanın bu eseri hiç bu kadar güzel yorumlanmamıştı..
KENT
“Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.”
sana,
“benim için yaşa”
dediğimi sanma sakın!
yaşamı farkettiğinde bana mecbur olduğunu
nasılsa anlayacaksın.
SEVMEK
param düştü cebimden,
almasam kaybolacaktı.
yolumun üstünde bir gül gördüm,
koparmasam solacaktı.
Devamını Oku… »
gel seninle kar altında çırılçıplak dolaşalım,
merak edip soranlara öykümüzü anlatalım.
dün kazandığı parayla ekmek aldı biraz,
zavallılığını koyup arasına
dününü yedi.
bugün,
torbasının ağzını açtı
uzatınca elini
bir kedi fırladı çöplükten.
ürkerek ağladı kağıtçı çocuk
ve bu kadar kısaydı günü.
yol boyu küfrettim kediye,
kağıtçı çocuğu korkuttu diye.
dolmuştan inip eve yürüdüm;
sokağımızda binlerde ölü kedi gördüm.







Son Yorumlar