SİSLER BULVARI

Şiir Yorum Yok »

SİSLER BULVARI

elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı’na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı’nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu

terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı’da bir tren vardı

sisler bulvarı’nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı’ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika’ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka’da bir gün kalacağım
sisler bulvarı’nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos’tan bir satır yağmur’dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul’du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim

dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı’ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray’da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum

 ATTİLA İLHAN

YAĞMUR KAÇAĞI

Şiir Yorum Yok »

YAĞMUR KAÇAĞI

Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu’ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.

 ATTİLA İLHAN

Bu Ayrilik - Mevlana Celaleddin Rumi

Şiir Yorum Yok »

Bu Ayrilik

Kusuruma bakmayin benim, dostlar,
bagislayin beni.
Ben davullara, bayraklara aldirmayan
bir padisahin yoluna dusmusum,
deli divane olmusum.
Cok uzaklardan yuruyen bir adam gibiyim ben,
cok uzaklardan gecen bir hayal gibi.
Ama yok da sayilmam hani,
var olan bir seyim ben.

Haydi ben bensiz geleyim,
sen sensiz gel.
Ne varsa su irmagin icinde var,
soyunalim iki can,
dalalim su irmaga, hadi.
Bu kupkuru yerde yakinmadan gayri ne gorduk,
bu kupkuru yerde ne gorduk zulumden gayri.

Bu irmakta ne olmek var bize,
bu irmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu irmak alabildigine yasamaktan,
bu irmak iyilikten, comertlikten ibaret.

Durma, cabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yarasir sana, ne hayir, dostum,
senin sânina sadece gelmek yarasir.

Mevlana Celaleddin Rumi

Üçüncü Şahsın Şiiri - Atilla İlhan

Şiir Yorum Yok »

Gözlerin gözlerime değince

Felaketim olurdu, ağlardım

Beni sevmiyordun, bilirdim

Bir sevdiğin vardı, duyardım

Çöp gibi bir oğlan, ipince

Hayırsızın biriydi, fikrimce

Ne vakit karşımda görsem

Öldüreceğimden korkardım

Felaketim olurdu, ağlardım.

 

Ne vakit Maçka’dan geçsem

Limanda hep gemiler olurdu

Ağaçlar kuş gibi gülerdi

Bir rüzgar aklımı alırdı

Sessizce bir cigara yakardın

Parmaklarımın ucunu yakardın

Kirpiklerini eğerdin bakardın

Üşürdüm, içim ürperirdi

Felaketim olurdu, ağlardım.

 

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

Hayırsızın biriydi fikrimce

Güldü mü cenazeye benzerdi

Hele seni kollarına aldı mı

Felaketim olurdu, ağlardım…

 

ATİLLA İLHAN

CAM KELEPÇEYE EVET - Nilgün Marmara

Şiir Yorum Yok »

CAM KELEPÇEYE EVET

Ilık bir süzülüşle
Geri dön hayat,
Bırakma yeryüzü salına
tünemiş pek kara kuşlar
Örtsün bakışımı,
Görmek acısı sürsün
pencere tutsağının
Düşsün hayatı suya…

Nilgün MARMARA

AYRILIK SEVDAYA DAHİL

Şiir Yorum Yok »

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın

En görkemli saatinde yıldız alacasının

Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader

Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları

Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan

Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları

Bir yerlere yıldırım düşüyorum

Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan

Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu

Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş

Tedirgin gülümser

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili

Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar

Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili

Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar

Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu

Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte

Yansımalar tutmuş bütün sahili

Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil

Çünkü ayrılanlar hala sevgili

Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık

Hava ağır toprak ağır yaprak ağır

Su tozları yağıyor üstümüze

Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır

Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı

Karanlık çöktü denize

Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin

Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin

Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan

Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince

Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice

Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak

Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına

Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle

Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız

İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız

Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi

Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı

Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
ATTİLA İLHAN

Görmediğim Kent

Şiir Yorum Yok »

Güneş aynı doğmaz sevdalıların üstüne
Sen yeni bir güne uyandığında
Ben hala yaşatıyor oluyorum seni rüyalarımda
Hiç görmediğim bir kent üzerine hayaller kuruyorum
Yürüdüğün yolları bir bir izliyorum ardından
Her ayak izinde bir nefes alıyor yüreğim
Dokunduğun her eşya gözümde canlanıyor bir bir

Ben hiç görmediğim bir kentin hayalinde yaşıyorum seninle
Her kapı açısındaki kilit sesinde kulağım
Her sabah seni uyandıran saatin düğmesinde ellerim
Sokaklarda yürüyen insanların gözlerinde düşlerim
Her gün bir adım daha yakınlaşıyor izlerim
Hiç ulaşılamayacak kadar uzakta olduğumu hissettiğinde
Omzundaki dost eli oluveriyor ellerim

Ben seni düşlüyorum köşe bucak kaldırımlarda
Seninle yaşıyorum hiç görmediğim bir kentin ara sokaklarında
Gökkuşağı renkleri seçiyorum kendime
Senin düşlediğin renge daha yakın olmak ümidiyle…
Beni sana getirebilecek tüm yolları çok seviyorum
Beni sana yakınlaştıran her rüyadan gülerek uyanıyorum
Ve seni özlüyorum her anımda…

Ben hiç görmediğim bir kentte,
Seninle yaşıyorum hayallerimde.

Yağmur

Şiir Yorum Yok »

korkmuyorum artık senden gece
korkmuyorum hiç karanlık
üzerime gel istersen
sar beni ben kaçıp gitmem
korkmuyorum artık senden yalnızlık
korkmuyorum artık hiç korkmuyorum
yüreğime vur vur istersen
kalmadı hiç kaçıp gitmem

sokaklarda yanımda dolaşan yağmur
geceleri başucumda duran yağmur
avucumda ellerin eline yağmur
vur yüzüme vur yüzüme
saçlarımda nefesin yerine yağmur
dudağımda dudağın yerine yağmur
gökyüzünde çaresizliğimi yağmur
vur yüzüme hadi vur yüzüme

mum aleviyle oynayan kedinin öyküsü

Şiir Yorum Yok »

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında.
O evde bir kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı…
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mumun yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

Mum yandı bitti
Kedi büyüdü gitti.
oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri…
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

ÖZDEMİR ASAF

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de

Şiir Yorum Yok »

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Alıp başımı gitmeyi yollar boyunca
Seyretmek bir bozkır akşamını camından bir otobüsün
Masal şehirlerini geçerken hızla

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Ürpertili, sımsıcak tenini kadınların
Salmak serin sulara gövdemi
Düşüp gitmek ardına şiirin ve aşkın

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Varolduğumu düşünmeyi, ürpererek…
Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi
Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Düşüncemi geniş ve sonsuz olanla birleştirmeyi
Hırçın ve ele geçmezce atılgan
Uysal ve usulcacık benim olan şeyi…

Çok sevdim birzamanlar, seviyorum yine de
Ve hep seveceğim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada
Pırıl pırıl olanı, her zaman bir güz diriliğinde
Değişmez ve değişken olanı sonsuzca…

Diyebilseydim

Şiir Yorum Yok »

Anladım diyemem ki! Suçluyum
Belki ben anlatamadım sana kendimi
Tutuştum, yandım da yokluğunda her gece
Yine gözyaşlarımla söndürdüm kalbimi
Her gün her dakika seni özlerdim
Bitmezdi kederim senin yanında bile
Susardım, gözlerime baktığın zaman
Mermer bir heykelin çaresizliğiyle
Oysa neler düşünürdüm sen yokken
Sana kavuşunca neler söylemek isterdim
Dakikalar bir ışık hızıyla geçerdi
Ayrılık başlayınca ben biterdim
En kötüsü beni koyup gitmendi
O öyle bir yalnızlıktı anlatılmaz
Hep yarım kalmış heyecanlar hazlar içinde
Biterdi bir kış, geçerdi bir yaz
Ve nice yıllar kovalardı birbirini
Gözlerimde gitgide büyürdü mesafeler
Bütün teselliler uzaklarda kalırdı
Bütün çiçekleriyle solardı bahçeler
Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın, ve hiç gitmezdin, değil mi

Belki de Unutmuşuz İnsan Olmayı

Şiir Yorum Yok »

Günü geçmiş aşkların esiri olmuşuz
Oysa ne güzelmiş eskiden sevmek
Delicesine, tutkuyla, ölürcesine bağlanmak
Belki de tüm bunlardan korkar olmuşuz

Kiralık aşklar yaşar olmuşuz
Oysa ne güzelmiş eskiden sevmek
Uğruna dağları bile delebilmek
Belki de koşmaktan yorulmuşuz

Yaşamaktan kaçar olmuşuz
Oysa ne güzelmiş eskiden hayat
Sevilerek yaşayabilmek
Belki de sevmekten korkmuşuz

Gerçekleri saklar olmuşuz
Oysa ne güzelmiş eskiden hayat
Riyasız yaşayabilmek
Belki de yalancı olmuşuz

İnsanlardan kaçar olmuşuz
Oysa ne güzelmiş eskiden hayat
Sıcak ortamlarda sohbet edebilmek
Belki de dostluktan korkmuşuz
Belki de…
BELKİ DE UNUTMUŞUZ “İNSAN” OLMAYI!!

Atam İzindeyiz - Aziz Nesin

Şiir Yorum Yok »

Atam, hala yaşıyorsak:
Edepsizlik sayesinde!
Altı oku soruyorsan,
Politika dehlizinde!

Hele partin senden sonra,
Devrimlerin tavizinde!
Vasfedeyim halimizi,
Kalemime ver izin de!

Yobazlarla gericiler,
Onlar bizden daha zinde!
’Atam, Atam..’ derler ama,
Bir adınız var sizin de..

Halkçılıkla devletçilik:
Anlatamam, çok hazin de..
Çoktanberi sahteciler,
Ağır çeker her vezinde!
Tek umut var, o da yalnız,
Amerikan dövizinde!

Sorma Ata’m, halimizi,
Hal mi kaldı anlatacak..
İşte geldik dizindeyiz!
Yata yata çok yorulduk,
Tatil yaptık, izindeyiz!

Sanayide henüz daha,
Cafer için lazım diye,
Amerikan bezindeyiz!
Geçeceğiz Avrupa’yı
Ama şimdi izindeyiz!

Hocamız var, hacımız var,
Uçan kuşa borcumuz var,
El oğlunun ağzındayız!
Ama bizi zor bulurlar,
Bahar, yaz, kış izindeyiz!

Evet, doğru söylemişsin:
’Türk milleti çalışkandır! ’
Biz de senin tezindeyiz!
Dinlenmekten yorulduk da,
Onun için izindeyiz!

Zinde kuvvet diye söz var,
Kimse bilmez adresini,
Ah izindeyiz, vah izindeyiz!
Bugün değil, bu yıl değil,
Çoktan beri izindeyiz!

İlerledik Ata’m öyle,
Şimdi görsen tanımazsın:
Amerikan tarzındayız!
Arasan da bulamazsın,
Otuz yıdır izindeyiz!

~ Aziz NESİN ~

Kimse

Şiir Yorum Yok »

zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile

hiçbir geçen tartılmaz kalanla
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse
sahi kimse
ya da hiç kimse
söylediklerimden çok
sustuklarım
seçtiklerimden çok
reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime

güç kötü bir şey
kaderken de
kaldıramazken de
güç kötü bir şey
güçlüyken de
güçsüzken de
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
benzemiyor hiçbir çaresizliğe
kimin kaldığı yer var ki dünyada
kaldım sandığın yer
bizden geçendir çoğunlukla
içimizi parçalaya çoğalta
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında

ölene kadar yavaşla işte
ölene kadar yavaşla
ne başkalaştırırsan o kadarsın
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
bir bakıma hiçbir yerdeyiz
bir bakıma yalnızca buradayız
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
oysa biz buradayız
halsiz, kanıtsız
yılların neyi tarttığını bile bilmeden
kendi gücümüzün altında azala azala

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı

fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle
açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse….

Murathan Mungan

Yok,Yok,Yok …

Şiir Yorum Yok »

Bu gece yanımda yatmıyor hayalin..
İlk defa yanlız bırakıyor beni..
Neden bilmiyorum?
Dönüp duruyorum yatağımda…yok olmayacak..
kalkıyorum …
Açık penceremden giren soğuğa inat yakıyorum bir sigara..
Ve sonra bir tane daha..ve bir tane daha…ve……
Sigara ısıtıyor avuçlarımı senin yokluğunda..
Senin bilemediğim, gerçek olmayan kokunmuş gibi çekiyorum her nefesi içime..
Zehirliyorum kendimi bilerek ve isteyerek,
Oturuyorum penceremin önüne…
Dışardan bakıldığında deftere bir şeyler karalayan bir çaresiz aşık daha
gibiyim
Çok zamanım var sabaha..hiç acele etmiyorum…
Seni hayal ediyorum..sen şimdi yatağında uyurken ne kadar da tatlısındır..
Gülümsediğimi hissediyorum..
Kötü bir düşünce kesiyor hayalimi…
“ya bunu hiç göremezsem”
gözlerimden iki damla göz yaşı süzülüyor dudaklarıma … buz gibi…..
Kör ve sağır olan Tanrıma dua ediyorum …
Tanrım senden “onun dudaklarımdan alacağım küçük ve gerçek bir nefes”
diliyorum

Karanlık

Şiir Yorum Yok »

Karanlık şarkılar çalsın 4-1 yanında
haykır karanlık kuyulardaymışçasına
bağır sonsuza batıyormuşçasına..
kaz durmadan kabrini
kaz gönlünün derinlikleriyahın asi kokusu sana kadar gelir
bilmezsin belkidene olduğunu
bi anlam veremezsin
ama zamanla alışırsın-we bir kabir daha aç yanına
kimsesiz topraklar arasında
sanki sevişircesine yalnızlığın koynunda
sadece ikiniz için
sadece yalnızlık ve sen için
anlarsın sende onuwe bak.iyi bak..
sonuna geldin işte..
yapacak tek bişey kaldı artık
göm kendini we zihnini
unutma sakın oraya neden girdiğini
siyah dolu bir yaşam için
kendini bulmadan derinlerde kaybolman için
kabrini siyah kanınla süslemen için..

Kaybedenin Önde Gideni - Charles Bukowski

Şiir Yorum Yok »

Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.
Sadece yanlış bayraklar dalgalanır.
Size Tanrı olmadılarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler.
Tanrı başarısızlıkların bir icadıdır.
Tek cehennem bulunduğun yerdir.

Dallas’tan geçtim ve Pasadena’da aylaklık ettim.
Anam ağlamadı çünkü ağlatacak kimse yoktu.
İki boy aynasını tuzla buz ettim ve beni hâlâ arıyorlar.
İnsanın asla girmemesi gereken mekânlara girdim.
Acımasızca dövülüp ölü diye bırakıldım.
Kafatasımda cop darbelerinden oluşmuş bir sürü yumru var.
Melekler korkudan altlarına kaçırdılar.
Harikulade bir insanım.

Siz de öylesiniz.
O da öyle.
Güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de.

Kaybedenin Önde Gideni

 Çeviri: Avi Pardo
 

Rüzgar

Şiir Yorum Yok »

kadın kum tanesinden bile küçüktü
daha küçüktü deniz kadındaki acıdan

esip duruyordu o eski rüzgâr
denize ve Samanyolu’na aldırmadan

ve kadın yürüyordu çıplak anılarıyla
kumlara ve yıldızlara basmadan
Devamını Oku… »

Usulca Uzat Dudaklarını

Şiir Yorum Yok »

 

Usulca uzat dudaklarini!
Çiseleyen yagmur;
Elifine kar,
Elifine yar gibi
Usulca uzat dudaklarini!
Susayan toprak;
Ölümüne sevda,
Ölümüne kor gibi
Usulca uzat dudaklarini!
Efildeyen yaprak;
Dürümüne karanfil,
Dürümüne bal gibi.
Usulca uzat dudaklarini!
Bitmeyen dua;
Güzeline el,
Güzeline nur gibi
Usulca uzat dudaklarini
Çeliklenen demir olsun dudaklarimda
Bir ben bükeyim
Bir ben bileyim tadini

Tayyibe Atay

Ninni - William Blake

Şiir Yorum Yok »

Herşey bir önerme ile başladı , bir öneri bizi w.blake’nin o guzel şiirini okuyup anlamamızı sağladı.

Bahsi Geçen Şiir , Loreena McKennitt’in Bende bulunan  Elemental (1985′çıkışlı )   albümünde yer alan Lullaby şarkısı , Mckennitt ablamız şarkıya la la la .. la la la diye  iskoçya tarzı bir   ezgiyle giriyor  , daha sonra malum şahısın bu şiirdeki ses kimin sesi diye merak duygusunun kabarması ile bizi bir arayış sarıyor saat gece yarısı 02:10  ,  ian mckellen mi acaba diye sanılan şahısın douglas campbell olduğu anlaşılıyor.

Gece yarısı saat 2′de hangi akıllı arama motorunda lorena’nin bir şarkısında vokal yaptığı şiirdeki adamın adını arar , tabiki irem ,  herneyse şarkı çok güzel malum mekkennit ablamızın sesini tartışmak bile yersiz , seneler önce antalya’da kaldığım süre zarfında otelde yemek müziği olarak hep bu şarkı çalardı , adamın tok sesi hep şarkının o anda müziğe odaklanmamı sağlardı , sanki içinden bir anlam çıkaracamda bu benim bir  işime yarıcakmış gibi. 

Herneyse , şiirin türkçesi altdaki gibi ama beni çok tatmin etmedi çeviri  biraz değiştirip daha duygusal bir anlam katacam.

Ninni
Ah, gök gürültüsü gibi bir sesin hatırı için, ve savaşın
Gırtlağını boğacak bir dilin hatırı için!—Duygular
Sarsıldığı zaman, ve ruh çılgınlığa sürüldüğü zaman,
Kim ayakta durabilir?
Ezilmişlerin ruhları
Kırıp geçiren dertli havada döğüşürken, kim ayakta durabilir?
Korkunç öfkenin hortumu geldiğinde
Tanrının Tahtından, çehresindeki kaş çatışları
Milletleri bir araya getirirken, kim ayakta durabilir?
Günah geniş kanatlarını harbin üzerinde çırparken,
Ve yelkenler Ölüm selini kutlarken;
Ruhlar hiç bitmeyen ateşin içine yırtılırken,
Ve Cehennemin dostları katledilenlere sevinirken,
Ah kim ayakta durabilir?
Ah kim sebep verdi buna?
Ah kim cevap verebilir Tanrının tahtında?
Kralları ve Asilleri Yeryüzünün, sizler yaptınız bunu!
İşit ya da işitme, Gökyüzü, senin elçilerin yaptılar bunu!
Çeviren: Vehbi Taşar
LULLABY
William Blake
O for a voice like thunder, and a tongue
to drown the throat of war! - When the senses
are shaken, and the soul is driven to madness,
who can stand?
When the souls of the oppressed
fight in the troubled air that rages,
who can stand?
When the whirlwind of fury comes from the
throne of god, when the frowns of his countenance
drive the nations together,
who can stand?
When Sin claps his broad wings over the battle,
and sails rejoicing in the flood of Death;
when souls are torn to everlasting fire,
and fiends of Hell rejoice upon the slain.
O who can stand?
O who hath caused this?
O who can answer at the throne of God?
The Kings and Nobles of the Land have done it!
Hear it not, Heaven, thy Ministers have done it!

Kökler

Şiir Yorum Yok »

Kümes görür, gözlerine hırs yürür
Taze bir lokmadır tavuk tilkiye
Ayran suyu dökülürse bitkiye
Dal kırılır, yaprak düşer, kök çürür
.
Kök çürürse hepten köle bedenler!
İçbükey aynada küçülür evren
Coşkulu duyguyla dönerken seven
Bir bir döner mi ki koyup gidenler?
.
Pembe gözlüğüyle o bebeliğe
Bedeli ödenmiş bir umudum var
Umut var da köke çıkan yollar dar
Uğruna giderim kör/ebeliğe
.
Güneşi boyarsan üşür ortalık
Mum dibinde yalan gölgeler artar
Artarken eğrisiz doğruyu katar
Ağarmaz yeryüzü bulanmış artık
.
Artık el sallasın çiçeğine dal
Kırk çanak çatlasın bir tohum için
Veda niyetiyle yelkeni açın
Martılar demesin bu gemiye ‘kal! ‘

08 aralık 2007
N. Göçmen

Lakırdılarım - Orhan Veli Kanık

Şiir Yorum Yok »

1914`de doğdum,
15`de konuştum;
Hala konuşuyorum.
Lakırdılarım ne oldu?
Gökyüzüne mi gitti?
Belki de hepsi geri gelecek
Tayyare biçimine girip
1939`da.

Allah varsa eğer
Başka bir şey istemem ondan.
Bununla beraber istemem
Ne Allahın olmasını,
Ne de isimin
Allama kalmasını.

Bilmem

Şiir Yorum Yok »

dilinden düşüremediğin, hani o sayfalarcalık

tek kelimeliğin..

ve iki dudak kıpırdanışının nefes aralığı

göz yaşlarım…

söylesene bana, ne geçti elimize ?

sen sonlandırmalara alıştın sadece,

Devamını Oku… »

Aynalar Şehri - Nesrin Göçmen

Şiir Yorum Yok »

Alir beni benden, sana getirir
Mavide kabaran her dalga bugun
Erir kollarinda, benligim erir
Kim der ki yuregi daglarda surgun
.
Simdi beden tutsak, deli ruh bende
Kendini tamlayan damla gibiyim
Bakislarim cakmak, agir bas zinde
Gayri adim ‘avaz’, susku diliyim
. Devamını Oku… »

Mumların Gölgesi Barışık Sizle - Nesrin Göçmen

Şiir Yorum Yok »

Yinelenen hata bağış beklemezBirleşmek yeniden çok uzak sizeZedelenmiş güven inanç eklemezSevmenin bedeli kör tuzak size. Devamını Oku… »


Tema & Yazılım Düzenleme : Koray Yalçın   1998 - 2009 Copyright © Tüm Hakkı Saklıdır.