Zifiri karanlığın içinde ,David coverdale :”I have often told you stories about the way,I lived the life of a drifter waiting for the day…”diye sesleniyordu ve beynim seri halde türkçeye çeviriyordu cümleleri , tekrarlayıp duruyordum…Tıpkı dönüp duran bir yeldeğirmeninin sesi gibi…söylediğim şarkılar yankılanıyor uzaklarda…Yeldeğirmeni kafamın içinde dönüp duruyordu sanki,vuuuvvv vuuuvvv vuuuvvv…Tıpkı dönüp duran bir yeldeği…..güm! güm! güm!Aman tanrım, beynime tecavüz eden bu tuvalet kapısından bozma dış kapının sesi dayanılmazdı,kimseyi çekecek halim yoktu;her yer karanlıkla doluydu işte, evde kimse yoktu fazla devam edemezdi elbett…..güm.güm.ahhh!!tüm sinirlerim ayağa fırladı,artık istesende kaçamazsın,bekle geliyorum orospu çocuğu!!
-Ne var? ne istiyorsun benden?Niye böyle hızla çalıyorsun kapıyı?Manyak mısın sen?
-Paranın kalanını getirmiştim,kusura bakma,müziğin sesini duydum,zaten hep evde olursun..neyse…hadi eyvallah.
-Melis!
-Ne var?
-Ben ölmek istiyorum!
-Ben de.
-Sen ciddi misin?
Yüzünde yine, o içimdeki karanlıkları harekete geçiren gülümseme belirdi.Böyle güldüğünde o, içimde derin bir nefret ve karşı konulmaz bir şehvet beliriyordu her nedense ve ona karşı koyamayacağımı seziyordum içten içe her seferinde.Bukez de öyle oldu,bir saniyelik bulanıklığımı yüzümden okudu ve geri döndü, ayakkabılarıyla daldı içeri.Etraf karanlıktı ve hüzün gözlerimden tuzlu boncuk taneleri çekiyordu,çöktüm..hani türkçede çökmek kaç anlamı barındırıyorsa içinde, her anlamının hakkını vererek çöktüm.Ben ağlıyordum o heyecanlıydı,mutluydu bile denebilir.Bir zaman sonra…:”Beraber yapalım mı” dedi.
-Güldürme beni,bunu seninle asla yapmazdım,yalnız ölmek istiyorum.
-Hadiii yapma… Düşünsene şu ilerdeki gökdelenin tepesinden atlamak…İlk ve son kez özgürlüğü tadarak yaşamak yada ölmek mi demeliydim…
Yüzüne bakmıyordum ama yine öyle gülümsediğini hissedebildim,tüylerim diken diken oldu.
-İstemiyorum.
-Vaz mı geçtin yani?
-Hayır gerizekalı!! Seninle bisiklete bile binmem ben.
-Ölmek istediğin falan yok senin.
-İstiyorum,ama… canım acımasın.
Tanrım! Nekadar zavallı görünüyordum kimbilir şuan,ama duygularımı saklamanın da yeri değildi,güçlü görünmeme de gerek yoktu ,nede olsa nasıl ölünürün planını tasarlıyorduk.
-Tamam.Üç liran var mı?
-Var.Ne geçiyor kafandan?
-Ölmek istiyo musun istemiyo musun?
-İstiyorum da…
-Getir o zaman parayı,isteğini yerine getirmeye çalışıyorum.
Onbeş-yirmi dakika sonra elinde bir kutu” tantum” la döndü.
-Ne bu?
-Celladın.
-Fikrini mi değiştirdin yoksa?
-Hayır hayır…ama prospektüsünü okumalıyım,başıma ne halt gelecek bilmeliyim öyle değil mi?
DOZ AŞIMI ve TEDAVİSİ
Aşırı doz halinde ajitasyon, sıkıntı, halüsinasyon ve klonik konvülsiyon, daha seyrek somnolans ve prostrasyon bildirilmiştir. Antidotu yoktur.
-Gerçekten öleceğimi garanti edemeyecek gibi görünüyor bu ilaç,daha çok kafam iyi olacak sanki…
-Burda 20 tane var,hepsini içersen ölürsün.
-Pekiii o halde…sen gitmeyecek misin?
-ahhh tabi gideceğim,afedersin…hoşçakal…
-isa!
Soru soran bakışlarla yüzüme baktı.
-Teşekkür ederim..ilaç için yani…
-hee.
-isa!
-Yanımda kalır mısın?
Yine aynı mutlu ifadeyle döndü…o kadar seriydi ki bu konuda,onu öldürmek için çıldırabilirdi her sıradan insan.
Patatesleri soymama yardım eder gibi davranıyordu,mutfaktaydık, belki ortam böyle düşünmeme neden oluyordu ve Beatles:” let it be!” diyordu..Teker teker içmeye başladım.1,2,3,4,5…O da eşlik ediyordu bana,birşey demedim, hatta rahatladım onu da hapları teker teker ağzına götürür görürken.Ben 11. ye ulaşmıştım,geride onun içtiklerinden ve benimkilerden artan son 1 draje kalmıştı;birbirimizin yüzüne baktık,sigaranın sonunu kimin içeceğine karar verir gibiydik,o centilmenlik yaptı,bana bıraktı,teşekkür eder bir mizansenle ağzıma götürdüm 12.yi…
-Yutma !!Ağzında gezdir,dilin uyuşacak.
Bir orkestra şefi gibi yönlendiriyordu beni,son tangomu onun kollarında yapıyordum ama ikimizde biliyorduk,bu doz bizi öldürmezdi,belki…
Esra ve Evrim geldi.Konuştuk ordan burdan.Şarkı söyledik…Sonra uykuları geldi,gittiler.İsa da gitti.Sabaha kadar bekledim ölümü,gelmedi.Geride geceden bana kalan ,gözüm açık gördüğüm rüyalardı sadece.İllet mavi bir yıldız ,bir de örümcek ağları…Telefonun sesiyle uyandım,saat sabahın 7 ’siydi.Sevdiğim adamın sesi :”Ben burdayım,şuan aynı şehirdeyiz,gel al beni hadi… evi bilmiyorum” diyordu.Etrafa baktım önce sonra da aynaya. Gözlerim mosmordu,yüzüm darma-duman…Anahtarı aradım, her nasılsa buldum;tuvalet kapısından bozma dış kapıyı çarpıp çıktım.
Son Yorumlar