Mavi Güller

Öyküler Yorum Yok »

Kimsenin adını bilmediği uzak mı uzak bir şehirde bir kız yaşarmış zamanın birinde.. Günlerini yazı yazarak, düşünerek ve bahçesindeki çiçeklerle uğraşarak geçirirmiş. Kimseler bilmezmiş kızın adını kimseyle konuşmazmış çünkü kız ama kızın bu gizemli hali herkesi kendine hayran bırakırmış. Şehre geldiğinden beri tek kelime çıkmamış ağzından zaman zaman hıçkırıkları duyulurmuş sadece ama kimsenin gidip sormaya da cesareti yokmuş. Devamını Oku… »

İlahi Komedya

Sevdiğim Seçmeler, Öyküler 3 Yorum »

Zifiri karanlığın içinde ,David coverdale :”I have often told you stories about the way,I lived the life of a drifter waiting for the day…”diye sesleniyordu ve beynim seri halde türkçeye çeviriyordu cümleleri , tekrarlayıp duruyordum…Tıpkı dönüp duran bir yeldeğirmeninin sesi gibi…söylediğim şarkılar yankılanıyor uzaklarda…Yeldeğirmeni kafamın içinde dönüp duruyordu sanki,vuuuvvv vuuuvvv  vuuuvvv…Tıpkı dönüp duran bir yeldeği…..güm! güm! güm!Aman tanrım, beynime tecavüz eden bu tuvalet kapısından bozma dış kapının sesi dayanılmazdı,kimseyi çekecek halim yoktu;her yer karanlıkla doluydu işte, evde kimse yoktu fazla devam edemezdi elbett…..güm.güm.ahhh!!tüm sinirlerim ayağa fırladı,artık istesende kaçamazsın,bekle geliyorum orospu çocuğu!!

-Ne var? ne istiyorsun benden?Niye böyle hızla çalıyorsun kapıyı?Manyak mısın sen?

-Paranın kalanını getirmiştim,kusura bakma,müziğin sesini duydum,zaten hep evde olursun..neyse…hadi eyvallah.

-Melis!

-Ne var?

-Ben ölmek istiyorum!

-Ben de.

-Sen ciddi misin?

Yüzünde yine, o içimdeki karanlıkları  harekete geçiren gülümseme belirdi.Böyle güldüğünde o, içimde derin bir nefret ve karşı konulmaz bir şehvet beliriyordu her nedense ve ona karşı koyamayacağımı seziyordum içten içe her seferinde.Bukez de öyle oldu,bir saniyelik bulanıklığımı yüzümden okudu ve geri döndü, ayakkabılarıyla daldı içeri.Etraf karanlıktı ve hüzün gözlerimden tuzlu boncuk taneleri çekiyordu,çöktüm..hani türkçede çökmek kaç anlamı barındırıyorsa içinde, her anlamının hakkını vererek çöktüm.Ben ağlıyordum o heyecanlıydı,mutluydu bile denebilir.Bir zaman sonra…:”Beraber yapalım mı” dedi.

-Güldürme beni,bunu seninle asla yapmazdım,yalnız ölmek istiyorum.

-Hadiii yapma… Düşünsene şu ilerdeki gökdelenin tepesinden atlamak…İlk ve son kez özgürlüğü tadarak yaşamak yada ölmek mi demeliydim…

Yüzüne bakmıyordum ama yine öyle gülümsediğini hissedebildim,tüylerim diken diken oldu.

-İstemiyorum.

-Vaz mı geçtin yani?

-Hayır gerizekalı!! Seninle bisiklete bile binmem ben.

-Ölmek istediğin falan yok senin.

-İstiyorum,ama… canım acımasın.

Tanrım! Nekadar zavallı görünüyordum kimbilir şuan,ama duygularımı saklamanın da yeri değildi,güçlü görünmeme de gerek yoktu ,nede olsa nasıl ölünürün planını tasarlıyorduk.

-Tamam.Üç liran var mı?

-Var.Ne geçiyor kafandan?

-Ölmek istiyo musun istemiyo musun?

-İstiyorum da…

-Getir o zaman parayı,isteğini yerine getirmeye çalışıyorum.

Onbeş-yirmi dakika sonra elinde bir kutu” tantum” la döndü.

-Ne bu?

-Celladın.

-Fikrini mi değiştirdin yoksa?

-Hayır hayır…ama prospektüsünü okumalıyım,başıma ne halt gelecek bilmeliyim öyle değil mi?

DOZ AŞIMI ve TEDAVİSİ
Aşırı doz halinde ajitasyon, sıkıntı, halüsinasyon ve klonik konvülsiyon, daha seyrek somnolans ve prostrasyon bildirilmiştir. Antidotu yoktur.

-Gerçekten öleceğimi garanti edemeyecek gibi görünüyor bu ilaç,daha çok kafam iyi olacak sanki…

-Burda 20 tane var,hepsini içersen ölürsün.

-Pekiii o halde…sen gitmeyecek misin?

-ahhh tabi gideceğim,afedersin…hoşçakal…

-isa!

Soru soran bakışlarla yüzüme baktı.

-Teşekkür ederim..ilaç için yani…

-hee.

-isa!

-Yanımda kalır mısın?

Yine aynı mutlu ifadeyle döndü…o kadar seriydi ki bu konuda,onu öldürmek için çıldırabilirdi her sıradan insan.

Patatesleri soymama yardım eder gibi davranıyordu,mutfaktaydık, belki ortam böyle düşünmeme neden oluyordu ve Beatles:” let it be!” diyordu..Teker teker içmeye başladım.1,2,3,4,5…O da eşlik ediyordu bana,birşey demedim, hatta rahatladım onu da hapları teker teker ağzına götürür görürken.Ben 11. ye ulaşmıştım,geride onun içtiklerinden ve benimkilerden artan son 1 draje kalmıştı;birbirimizin yüzüne baktık,sigaranın sonunu kimin içeceğine karar verir gibiydik,o centilmenlik yaptı,bana bıraktı,teşekkür eder bir mizansenle ağzıma götürdüm 12.yi…

-Yutma !!Ağzında gezdir,dilin uyuşacak.

Bir orkestra şefi gibi yönlendiriyordu beni,son tangomu onun kollarında yapıyordum ama ikimizde biliyorduk,bu doz bizi öldürmezdi,belki…

Esra ve Evrim geldi.Konuştuk ordan burdan.Şarkı söyledik…Sonra uykuları geldi,gittiler.İsa da gitti.Sabaha kadar bekledim ölümü,gelmedi.Geride geceden bana kalan ,gözüm açık gördüğüm rüyalardı  sadece.İllet mavi bir yıldız ,bir de örümcek ağları…Telefonun sesiyle uyandım,saat sabahın 7 ’siydi.Sevdiğim adamın sesi :”Ben burdayım,şuan aynı şehirdeyiz,gel al beni hadi… evi bilmiyorum” diyordu.Etrafa baktım önce sonra da aynaya. Gözlerim mosmordu,yüzüm darma-duman…Anahtarı aradım, her nasılsa buldum;tuvalet kapısından bozma dış kapıyı çarpıp çıktım.


 

Bir Öykücük

Öyküler Yorum Yok »

Inanilmaz Ama GerCek…

Bir Solukta Okuyacaksiniz. ..

Okulun ilk gununde 5. sinifin onunde dururken, ogretmen cocuklara bir yalan soyledi.
Cogu ogretmen gibi, ogrencilerine bakti ve hepsini ayni derecede
sevdigini soyledi. Ancak bu imkânsizdi, cunku on sirada oturdugu yerde bir
yana kaykilmis ismi Mustafa Yilmaz olan bir erkek cocuk vardi. Devamını Oku… »

Cennette Bir Melek

Öyküler Yorum Yok »

Kumun üzerinde oturuyordum.Sigarayi birakali on gün olmustu ve canim aciyordu.Herkes sigara  içiyordu ve ben o gri dumani çok özlüyordum.  Onun havlusu vardi ve en yakin arkadasi ile havlusunu paylasiyordu.Benim havlum  yoktu.Bu yüzden, onunla hiçbir sey paylasamiyordum.  Kel ve biyikli bir adam, dört ya da bes yaslarindaki bir kiz çocugunu dövüyordu.Deniz  dalgaliydi fakat insanlar sürekli kulaç atarak yüzmeye çalisiyordu.  Ben O’nu seviyordum. O bunu biliyordu. O beni sevmek istiyordu ama çok korkuyordu.  - “Seninle bu sekilde tanismasaydik eger, belki beni gördügün ilk anda bana asik olduguna  inanabilirdim ” dedi Melek. O’nun adi Melek’ti ve Cennet’te oturuyordu. Bu kadar isaret,bana  biraz fazla geliyordu.hayatimda ilk defa ne yapacagimi bilemiyordum ve bu beni çok  yoruyordu. - “O zaman Nevin teyze’ye telefonunu vermeseydin” dedim.Kendimi ilk defa arenaya çikmis Spartaküs gibi hissediyorum.Bombok bir durumdaydim ve tek çarenin kendimi koyvermek  oldugunu hissediyordum. - “Çok israr etti , ben de vermek zorunda kaldim.Beni arayabilecegini hiç düsünmemistim” dedi.Gözlerime bakarak benimle dalga geçiyordu ve ben yasadigim acizligi algilamak  istemiyordum.  Onun havlusu vardi.Benim havlum yoktu.Kuma oturuyordum ve kumlar kiçimin içine giriyordu ve kiçim kasiniyordu.  -” O zaman neden benle konustun, üstelik günlerce konustuktan sonra beni tanimak istedin? “Bu durumdan bu kadar sikayetçiysen, burada benimle neden oturuyorsun?”  Nihayet deplasmanda bir gol atmayi basarmistim ve içten içe gol sevinci yasiyordum.  - ” Herseyin ya da her duygunun bir açiklamasi yoktur “dedi Melek.O da gol attigimin  farkindaydi ve buna dogal olarak sinirleniyordu.  Onun havlusu vardi .Benim havlum yoktu ama üç puana çok yakindim.  Onun en yakin arkadasi beni süzüyordu.Benden hiç hoslanmadigini biliyordum ama bu benim için hiçbir sey ifade etmiyordu.  -” Devamını Oku… »

Labirent

Denemeler, Hikaye, Sevdiğim Seçmeler, Öyküler Yorum Yok »

 .
Kitapçılara yakın olanı değil de, uzak olan ikinci bankı seçtiğimde kendime oturmak için, yüzünü göremiyordum hayatın. Oysaki tam şuramda bekleyen bir çocuktu tüm yaşanmışlıklarım, tam şurama saplanıp duran çocukluğumdu. Tüm bildiklerim bir şarkıyı anımsatıyordu bana sadece; “hatırlarmısın bilmem / yıllar geçti üstünden” diyen bir şarkı. Oysa ki bir şeyleri beklediğimi belli eden bir yanı olmalıydı bu hayatın da. Hiç olmadı, ya da ben görmesini bilemedim. Ve uzak adanın ışıkları halen yanıyordu, inatla sabah kadar yanıyordu, inatla sönmüyordu. Oysa ki o ışık! O ışık?
Devamını Oku… »

Deniz Öldü

Öyküler Yorum Yok »


    Kasvetliyim. Bugünlerde herkes öyle. Dünya çalkalanıyor. Üçüncü dünya savaşı çıkmak üzere. Artık sayılı günler var. Herkesi askere aldılar. Bunun ise benim savaşım olmadığına inanıyorum. Kaçıyorum askerden. Barış naralarının atıldığı zamanlar kafamıza işlenmiş sevgi sözcüklerinin etkisi belki de. Ya da annemin savaş kelimesini duyar duymaz ağlamaya başlaması. Bilmiyorum. Ama bir parçası değilim bu savaşın, tek bildiğim bu.
Devamını Oku… »

Ölümdeki Hayat

Öyküler Yorum Yok »

 Hayatın acımasız olduğunu o gün anlamıştım. Kavrulmuş hayatların, ateşin sıcaklığından eridiğini ilk kez o gün görmüştüm. Bu işlere karışmak istememin nedeni de buydu. İnsan yaşamının ne kadar kolay bittiğini görmek istemememdi. Çıldırma noktasındaki başkalaşım geçirmiş vücutların, aslında sadece bir insan olduğunu, daha önce hiç aklımın beyaz ama saf olmayan hücrelerinden o zamana kadar yankılanışını duyamamıştım. Acıların, düşüncelerin derinliğini aşarcasına delirttiğini, o zamanlarda hissetmiştim. Tek fark ettiğim duygu, içgüdülerimin hayvanlara göre daha fazla geliştiğini anlamamdı. Kan içerek hayatta kalmak,vurgun yemiş oltalarla, alabora olmamak için çabalayan teknelerin feryadına benzediğini, gözlerimin avı aramakta olduğunu o zaman anlamıştım. Devamını Oku… »

Ufo Gerçeği

Öyküler 1 Yorum »

 - Bir arkadaşım vardı. Bu UFO geyikleri, eciş büçüş yaratıkların gelip adam karçırmaları ile ilgili şeylerle çok yakından ilgiliydi. Her yazlığa gittimizde UFO gördüğünü idda eder. Bizi zorla yataktan kaldırır, olmayan şeylere baktırdı zorla.

    -Var mıydı bişi hakkaten?
Devamını Oku… »

Ölmek İçin İyi Bir Gün

Öyküler Yorum Yok »


    Ön planda uzanan yemyeşil çimenler, arkada bir yamacın tepesine yayılmış ağaçlar. Hava serin, ovayı çevreleyen tepeler üstünde at oynatıyor akşam serinliğinin rüzgarı. Gökyüzü gri renkte, uzakta gökgürlemeleri duyuluyor yıldırımların göz kamaştırıcı ışıklarının ardından. Ovadaki dizboyu tahıllar ahenkle savruluyorlar, güneş son ışıklarını gönderiyor uzaktaki ufuktan. Devamını Oku… »

Oyun Bitti

Öyküler 1 Yorum »

Üşüdüm. Paltomun yakalarını kaldırdım. Sırtımdaki ağrı silinir gibi oldu. Ama geçmedi. Bir süredir ordaydı ve hiçte ayrılacak gibi değildi. Sinir oldum.

    Önümdeki masacıkta ekmek kırıntıları, bir gazete kağıdı üzerine konmuş ve kararmış az peynir, bir kaç sigara kutusu. Bir kutudan bir sigara aldım. Sigara ayırt etmem, ne olursa.. Yaktım. Dumanı içime çektim. İçim ısınsın istedim. Boğazım yandı. Sigarayı silkelerken dumanı dışarı verdim.
Devamını Oku… »

Deniz

Öyküler Yorum Yok »

Sarmaşıklar , duvara sıkı sıkıya yapıştırmıştı çürümeye yüz tutmuş koyu sarı tahta kapıyı, 13 uğursuz yıl sonra, ilk defa gitmiş olacağım bir köy kahvesinin deniz kenarında, dalgalara dönük kırık bir masasında, koyu ve şekersiz, acı bir çay içerken, benim için henüz fazla bir anlam ifade etmeyen bu dağ kulübesiyle, hayalini ansızın bağdaştırıp, yoğunlaşmış mas-mavi buhranlarla kefaret kokan paslı, çamura batmış basamakları aşıp, kap-karanlık bir fotoğrafın dibinde yankılanan ışığın ak be ak ışığın gölgesinde çürümekte olacak hüzünlerle, göğe maviyi asan denizin dalgaları arasında çırpınıp, beni korkunç sonuma bir fahişe gibi hazırlayacak olan bu anı, fark etmeden fakat garip bir iç burukluğuyla, sanki daha önce provasını yapmışım gibi ustaca ve gelecekten ilham alırcasına hızla yaşayıp, anı aşıp, sol elimi sokup paltomun iç cebine, ılık bir rüzgar gibi hızla, siyah kabzalı gümüş sustalımı alıp Devamını Oku… »

Ölümün Döngüsü

Hikaye, Öyküler Yorum Yok »

Ne kadar süredir bu pencereye bakıyordu bilmiyordu. Süreyi anlamak imkansızdı ve nedense artık bunu bilip bilmemeninde bir önem arzetmediğine inanıyordu. Elini yüzüne götürdü. Soğuktu, ancak üşüyormuş gibide hissetmiyordu kendini. Her tarafı ağrıyan biri ne hissedebilirdi ki? Gözlerini pencereden ayırdı. Pencereye bu açıdan baktığında bütün şehrin devasa bir enkaz olduğu görülüyordu. Binaların çoğu yıkılmış, ayakta kalmayı başarabilenler ise bundan utanıyormuş gibiydi.

Devamını Oku… »

22 Numaralı Oda

Öyküler Yorum Yok »

O gün, yine her sabahki gibi sıradan bir gündü. Erkenden kalkıp traş oldum önce. Sonra, yolunu tuttum hastanenin, her sabahki sıradanlıkla. Önce tek tek dolaştım tüm hastalarımın odalarını. Önemli bir değişiklik yoktu hiçbirinde. 22 numaralı odadaydı Zeynep Hanım. Geçirdiği beyin kanaması sonrası, kendini bilmez yatıyordu. Devamını Oku… »

Renksiz

Öyküler 2 Yorum »

Sözcüklerin rengi var mıydı? Üç ana ve üç ara renk, benzerlik ve karşıtlık ilkelerine göre konumlandırılıyorlardı. Genellikle de siyah ve beyaz renk olarak kabul edilmiyorlardı. Renk çemberindeki sıralanışlarına göre kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkleri siyah, beyaz, gri ve kahverengi gibi renk dışı renkler izliyorlardı. Ne yapabilirdi ki? Adlar renkliydi; sıfatlar da, hayvanlar da, eylemler de, benzetmeler de. Meyveler, ırklar, tenler, gözler ve saçlar da! Portakalın, kayısının ve havucun bir rengi olduğu gibi sözcülerin de rengi var mıydı? Soru buydu. Yazmaya ara vermek en iyisi. Üstelik renkler gözler içindi. Yazdıkların dizildiğini, düzeltildiğini, tasarlandığını ve basılı bir cisim olarak önüne geldiğini defalarca denemiş, yaşamış biri olarak bu soruya bir yanıt bulamıyordu. Verilmiş tüm yanıtları unutarak, “belki bu kez‚” diye geçirdi içinden, “belki bu kez renklenir yazdığım kargacık burgacık sözcüler.” Bu kez?

Dikkat Boyalı

Öyküler Yorum Yok »

Bu duvarları baştan başa boyamaya karar vereli daha bir saat bile geçmeden, boya satın alabileceği en yakın yere doğru seğirtti. Teknoloji bu alanda da kendini göstermişti; kalatogda yer alan sayısız renk onu şaşkına çevirdi ve dükkan sabinin deyişiyle “Sizin renk önerileriniz‚ doğrultusunda yeni karışımlardan, yeni renkler elde edilebilirdi.” Acaba öyle miydi? Sağ işaret parmağını dudağının altıyla çenesinin üstündeki boşluğa yerleştirip, kuşku dolu gözlerle kataloğa bakmayı sürdürdü. Dükkan sahibi sabırsız bakışlarla sorusunu sormakta gecikmedi: Nereyi boyamayı düşünüyordu ki? Söylese miydi? Şöyle bir cümle kursa mıydı; bahçe duvarından sarkan erguvanlarla, mutfakta çürümeye yüz tutmuş patlıcanları çevreleyen, siyah üzümlerle kırmızı soğanları kuşatan düşüncemi boyamak istiyorum, dese miydi? Demedi. Eve döndü. Artık tüm duvarlar mosmordu. Böyle çok daha iyiydi.

Düş Yastığı

Öyküler Yorum Yok »

Bu yastıkta görülen düşler bir başkaydı. Bunun ayrımına varan başka biri daha var mı acaba? Olmasındı. Usulca başını yastığa koydu yeniden. Az önce gördüğü düşü kaldığı yerden sürdürmek istiyordu. Evet doğruydu, lacivert bir gecenin kıyısında kalmıştı; tam da içki bardağının buzul mavisinde. Kadının yüzünü anımsamasa da parmağındaki safir taşlı yüzüğü ve çakır gözlerini unutmamıştı. İşte oydu, ordaydı. Boynu ağrımıştı biraz. Yastığı usulca kımıldattı. Kadının göz rengi değişmeye başladı, parmağındaki safir de yakuta dönüştü. Kadeh hızla oturdukları balkondan düşüp tuzla buz oldu. Uyanmak gerek diye düşündü. Düş sürüyordu ve hayra alamet değildi gidiş. Uyandığında geceydi ve çok geçti bazı şeyler için!

Ağaç Çıplak

Öyküler Yorum Yok »

Ağaç görmek yeni bir şey değil diye düşündü. Oysa yaprakları hızla dökülen bu garip canlı, birçok canlıya kucak açmıştı; tıpkı denizler gibi. Börtü böcekler, kuşlar, sincaplar, hala onun bile anlamakta güçlük çektiği çiğ taneleri bu iklimde yaşıyorlardı, belirli ömürlerini. Gecesi, gündüzü hep başkaydı. Birçok benzeri vardı. Hiç benzeri yoktu. Tıpkı insanlar gibi çoğaldıkça güzelleşiyordu. Kök salıyordu verimli sulara doğru. Hangimiz sevdiğimiz ruhlara sarılmıyorduk ki! Ama başka hayatlar, başka şehirler, başka dünyalar özlüyordu insan. Yalnız ve tek başına olsa bile. Gitmeli diye geçirdi içinden. Son kuru yaprağı da alıp sokuşturdu saçlarının arasına. Başka ağaçlara doğru…

Limon Küfü

Öyküler Yorum Yok »

Anımsayacak hiçbir şey kalmamıştı sanki. Silinmişti sanki ana bellekteki tüm kayıtlar. Solgun, yatıyordu yatağında. Kanarya hiç ötmüyordu. Suyu var mıydı? Yemi? Buğday sarısı saçlarını yitireli çok olmuştu. Başörtüsünün altından çıkan birkaç tutam kınalı perçem de görünmese, büsbütün saçsız gibiydi hani. Gözü de iyi seçemiyordu artık. Uzakta, tozlu masanın üzerindeki pirinç şamdanı güçlükle seçiyordu. Belki görmüyordu da düşlüyordu. Orda olmalıydı. Kedi usulca esnedi, ayakucundaydı Tekir. Bir koku duydu. Burnu koku alıyordu hala. Hayret! Kafasını usulca yana eğdi. Koku daha da yakınlaşır gibi oldu, ya da o öyle sandı. Acı, kekre, küf gibi bir şeydi ona kadar ulaşan bu pislik. Sanki uzakta bir kapı çalıyordu. Her yer sarardı. Güz bu dedi içinden. Kapı uzun uzun çalınıyordu. Küf kokusunu ve çalınan kapıyı duyuyordu ya, olsun… Yaşamak böyle bir şeydi.

Mürekkep Lekesi

Öyküler Yorum Yok »

Güneş gitmişti. Kara gözlüklerini çıkartmaması için hiç bir neden yoktu. Bu kara gününde yanında olan bir kaç tanışını düşündü; iyi ki vardılar. Yağlıkaraya dönmüş ceketinin yakalarını kaldırdı, kimliksiz bir karaltıydı nasılsa, nereye olsa gidebilirdi. Herhangi bir kara parçasına tüneyip, sonsuza dek yas tutabilirdi. Ama öyle olmadı. Evine gitti. Gece oldu.Uyudu. Herkes gibi. Sabah oldu. Uyandı. Herkes gibi. Katran rengine dönmüş ayakkabılarını boyadı. Bir karga öttü. Bacadan bir kaç kurum düştü. Duydu. “Sonbahar geldi‚” dedi içinden. Dolma kaleminin akıttığı mürekkeple lekelenen gömleğini giydi. Daireye doğru yola koyuldu. Lekeli bir melek gibi kalabalığa karışmaktan başka yol yoktu.

Kefenli Kek

Öyküler Yorum Yok »

Mutfak soğuk değildi; dışarıdaki kara rağmen. Yumurta aklarını telle çırpmadan önce unu bardağa doldurdu. Ölçü iki bardaktı galiba. Kır düşmüş saçlarını eşarbıyla alel acele topladı. Yumurtalara toz şekeri karıştırıp (iki bardak) çırpmaya koyuldu. Oluşan akımsı, yapışkan sıvıya unu ve vanilyayı ekleyip, yeniden çırpmaya koyuldu. Büyük cam kaba bu karışımı dökmeden önce dibine yağlı kağıdı serdi, kefen gibi ve tüm malzemeyi kaba boca etti. Mermer tezgahın üstü savaş alanı gibiydi. Yumurta kabukların çöpe attı. Rahmetlinin o’na “teleme peyniri gibi kadınsın‚” diye takıldığını anımsadı. Güldü. Buna gülmek denirse! Kabı önceden ısıtılmış fırına sürdü. Yapacak başka bir şey yoktu. Beklemekten başka. Ölüm gibi. O da öyle yaptı.

Yabancılaşma

Denemeler, Öyküler Yorum Yok »

“_Çok mu kötü her şey?” diye sormuştun… bilmiyorum… bir çok şey zihnimde silinmeye yüz tuttu… kalmaktı asıl niyetim, ama artık gitmeliyim… her ne olacaksa, başıma her ne gelecekse… her gün, her sabah, her an dudağımda asılı kalmış bir hüzünle geziniyorum… yaşayan bir ölüyüm, ifademden bunu anlamamak olası değil… bir yerlere gidiyorum, bütün gün ortalıkta gözükmüyorum, uzaklaşıyorum… ama dönüp, dolaşıp yine aynı karanlığa gömülüyorum…

Devamını Oku… »

Gönderilmemiş Mektup

Öyküler Yorum Yok »
merhaba ;
bu sana çok saçma geliyor biliyorum
İnsan yollamayacaksa, neden mektup yazar ki?
Bunu sana anlatmaya çalışmayacağım çünkü sen anlayamazsın. Aptal olduğundan değil, kalem, kağıda değerken, parmaklarının tenime değer gibi hissetmenin nasıl bir şey olduğunu bilmediğinden.
Devamını Oku… »

Yeter!! (Beyaz Gece)

Öyküler Yorum Yok »

Çocukların ağladığı,kadınların öldüğü,erkeklerin ise kaybolduğu bu dünyaya,beyazlar içinde "Merhaba!" diyen ben;karanlığa kucak açtığımı bilseydim,ana rahmini terk edermiydim?Kim bilir bu soruyu kaç kez sordum ve sonunda kaç kez pişman oldum.Pişmanlığımın saçmalığında tanrılar ile kavga ettim,yeniden doğup "Beyaz Gece"yi yaşamak için;umuda,hayallerime,yeniden doğuşa kavuşmak için… Devamını Oku… »

Bir Gün

Öyküler Yorum Yok »

Uzak diyarların,uzak kentlerinden birinde bir küçük kız çok uzun süreden sonra ilk defa gözlerini yeni güne açmış.Odasının görmüş önce,sanki ilk defa görüyormuşçasına şaşırmış.Bu şaşkınlık içerisindeyken,kırlara bakan penceresinden bir küçük ışık girmiş odasına ve anlatmaya başlamış hikayesini.Sonra küçük ışık,kendinden daha küçük ışıklarıyla kızın yüzünü yıkamış ve dışarı çıkmaları için yalvarmış.Ama küçük kız korkuyormuş.

Devamını Oku… »

Bu Gece Boş musun

Öyküler Yorum Yok »

—Bu gece boş musun?

Doğru duyduğumdan emin olmak için kulağına doğru eğilip soruyorum:

— Efendiim?

Sorumu, yine az önceki sorusuyla yanıtlıyor.. Devamını Oku… »


Tema & Yazılım Düzenleme : Koray Yalçın   1998 - 2009 Copyright © Tüm Hakkı Saklıdır.