Mehmet Nuri Parmaksız - Şiirimiz Nereye Gidiyor?
Okuduklarım - Önerdiklerim Yorum Yok »“Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.
Yahya Kemal Beyatlı
“Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.
Yahya Kemal Beyatlı
İlk insandan bu yana var olan ve kıyamete kadar da varolacak sanat dallarından biridir şiir. Geçmişten bugüne insanların tam bir tanım üzerinde anlaşamadığı, onu tarif etmeye ve belli bir kalıba sokmaya çalıştığı, bazı açıklamalarla şekillendirdiği ama söylenenlerle herkesi memnun edip tam bir metin üzerinde birleştiremediği bir muammadır şiir.
Şiirin yerini düzyazı aldı
Şiirden geriye acep ne kaldı
Gerçek şiir ne bir düzyazıdır ne de kelimelerin hafızamızdan kalemimize öylesine yansımasıdır. Şiir yazmak bu kadar kolay bir iş olsaydı; herkes şair olurdu.
Şiirin okulu, her devirde birçok öğrenci kayıt eder; ama çok az mezun verir.
Geçenlerde, bir şiirsever, şiirin okulu olur mu? diye sorunca, Olmaz olur mu? Günümüzde, şiirin okulundan haberdar olmayanlar yüzünden şiir basit bir şeymiş gibi algılanıyor ve gerçekten şair yetişmiyor.dedim.
“Politikacıların ahlâklı olmaları gerekmez, ahlâklı görünmeleri kâfidir.”
İçerdiği yargıyı doğrulamasak bile, bu önermenin, “ahlâklı olmak”la “ahlâklı görünmek” arasındaki ayrımı belirginleştirdiğini kabul etmeliyiz.
Sizin az sonra dinleyeceğiniz soğuk ve ağırbaşlı şiiri, hiç heyecana kapılmadan, haykırarak okumayı düşünüyorum. Size gelince, içeriğine dikkat edin, ve karışık imgeleminizde, bir yüzkarası gibi, dayanılmaz bir izlenim bırakmasına karşı sakının kendinizi. Ölmek üzere olduğumu sanmayın sakın, çünkü iskeletleşmedim henüz, ve yaşlılık sıvanmadı alnıma.
Bize hitaben bilmediğimiz yabancı dilde yazılmış bir mektup elimize ulaştığında yapacağımız iş, o yabancı dili bilen ve orada neler yazdığını kendi dilimizde (veya bildiğimiz herhangi bir dilde) bize aktaracak birini arayıp bulmaktır.
Seni seviyorum.
Anonim
Sensiz yaşayamam sözü, bir başkasına kendini sunmak anlamına gelir.
Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam gecenin konusudur.
İstanbul’a Dönüş
Sağ kalanların sayısı 69du. Bunlardan ikisi kazayı anlatmak üzere bir Japon vapuru, 65i Alman gambotu Wolf, ikisi de Japon savaş gemisi Yaeyama tarafından olay bölgesinden alınıp Kobeye getirilmişlerdi. Hepsi de istirahat etmek veya tedavi görmek üzere bir süre Kobede bırakılmışlardı.
Japon Basını
Japon gazeteleri Ertuğrul Fırkateyninin batış haberini öğrenir öğrenmez, olayı duyurmaya başladılar. Bu gazetelerin birer nüshası, eski yazı ve Osmanlıcaya çevirileriyle birlikte Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Müzesi Komutanlığı arşivlerindedir. Yayınlardan, kazanın oluş şekli, kazadan sonra gelişen olaylar ve bir Japon gazetesi tarafından başlatılan yardım kampanyası, bu kampanyadan toplanan paraların nasıl ve kimlere verileceği konusunda çeşitli görüşleri ayrıntılarıyla okumak mümkündür.
Daily Herald, 19 Eylül 1890 a
Elem verici ve bize miras kalan iki deniz kazasının olduğu, bugün elimize geçen haberlerden öğrenilmiştir. Bunlardan birisi Ertuğrul adındaki Türk fırkateyninin kazası olup, gemi pazartesi günü Nagoradan Kobeye doğru hareket etmişti. Olayın ayrıntılarıyla ilgili olarak henüz bir bilgi alınamamıştır. Çünkü, bize ulaşan özel telyazıda, Ertuğrul parçalanmış ve Gemi Komutanı Osman Paşa ile Süvarisi Ali Bey gemiyle birlikte batıp ölmüş, kazadan yalnız 63 kişi kurtulmuştur. Fırkateynde 600 kişi bulunduğundan, bu telyazıya göre, bu kazada çok büyük bir kayıp olduğu anlaşılmaktadır.
Kene; koyu kırmızı kahverenginde yassı oval 8 bacaklı bir parazittir. Memeliler, kuşlar ve sürüngenlerden kan emerek yaşarlar.
KOAH, solunum yolları ve akciğer dokusunun kronik enflamasyonuna ikincil olarak gelişen ilerleyici hava yolu daralması ile karakterize bir hastalıktır.
Şimdi kaç sene oluyor ki böyle her gün sabahleyin çantasını dolduran mektupları alır, çıkardı. Yürümekten, kaldırıma sürüne sürüne bu yorgun bacakları çekip götürmekten bezmiş usanmış, dünyanın binlerce köşesinden gelen bu kağıt parçalarını sokak sokak, kapı kapı gezdirip dağıtmaktan, evet, artık nefret edercesine bıkmıştı.
Kazanın Tanıkları
Oşima Köylüleri -1-
Sabah olur olmaz Oşima Mura Belediye Başkanı Sion Oki aceleyle köye gelerek kazazedeler için bütün gayretleri seferber etmişti. Kaşinoku Muhtarı Haneman Saito ve Sueku Muhtarı Takimotonun yardımlarını sağlamıştı. Kazazedeler evvela Şinto mabedine ve sonra da Kaşinozaki İlkokuluna getirilmişlerdi.
Lacivert ceketli, gri pantolonlu delikanlı, denize dalarcasına formalı genç kızın gözlerine bakarak fısıldadı: “Seni seviyorum.” Genç kız, nicedir beklediği bu itiraf karşısında nefesi kesilir gibi oldu. Sevmek de sevilmek de güzeldi. Oturdukları çay bahçesini kuşatan sarmaşıklar, havada uçan kuşlar, fıskiyeden havuza dökülen su ikisi için daha bir anlamlıydı artık.
…
Yazıya girerken pembe dizileri aratmayacak bir sunum yapmak geldi içimden. Sevgi denince hepimizin ilk aklına gelen; lise aşkları olsa gerek. Gerçi; şu an evli olanların yüzde kaçı lise aşkıyla evlenmiştir, bu da epey su götürür ama genç insanın sevgi ile tanışmasının lise dönemi olduğu da bir gerçek.
Sevgi kavramını oldukça kolay telaffuz ediyoruz da ne derece sevdiğimiz, yada sevildiğimiz doğrusu ince bir tahlile muhtaç. “Seni seviyorum” diyenlerin ne kadarı sevgiyi gerçek anlamda yaşıyor, sevilenler sevilmenin sorumluluğunu ne derece üstleniyor, sevgiden ne anlıyoruz, gerçek sevginin prensipleri nelerdir, işte bunlar üzerine bir miktar kafa yoralım istiyorum. Sevgi, gerçek anlamda kendini bulabilmesi için ne ister?.. “Seviyorum” diyebilmek ne gibi sorumluluklar getirir, birlikte düşünelim:
1- Kusur Görmemek-Eleştirmemek
Edebiyatımızda yer alan sevgi dizelerinde sevenlerin birbirlerinin kusurlarında dahi güzellik görmeye çalıştıklarına şahit oluruz. Şaşı gözlü sevgiliye “Şehlâ Bakışlım”, hafif aksayana da “Keklik Sekişlim” diye hitap eder, aşkını şiirleştirenler.
Spastik- Zihinsel- Bedensel özürlü çocukları bir de annelerine sorun. Yavrularında kusur görseler, herkesten daha çok bakım isteyen bu çocukları bir ömür taşıyabilirler miydi?..
Sevdiklerinize bugün tekrar bakın. Kusur görüyor, ters hareketleri olduğunu düşünüyorsanız, sevginizi yeniden gözden geçirin.
2- Sorgulamamak: Sevgiliyi tutum ve davranışlarından dolayı sorgulamamak esastır. Hesaba çektiğiniz biri; emriniz altında olmasını istediğiniz, yönetmek, hâkimiyet kurmak istediğiniz biridir. Hâkimiyet ve yönetim edaları olan yerde resmiyet başlar. Resmiyetin olduğu yerde ise içtenlikten bahsetmek imkânsızdır. Sevgi; içtenlik ister. Onun için sevginin temel gereklerinden biri de sorgulamamaktı
Hira’da İslamiyet kendisine tebliğ edilen Hz. Muhammed (s.a.v) yeni dini kimlere anlatıp kabul ettireceğinin tedirginliğini yaşarken, önce eşi Hz.Hatice (r.a) İslam’ı sorgulamadan kabul etmiş, daha sonra sadık arkadaşı Ebubekir; sana gelen dini anlat bakalım, nasıl bir şeymiş dahi demeden, sorgulamadan, “Sen getirmişsen güzeldir.” diyerek şahadet etmiştir. Sadık olmak, bağlı olmak, sorgulamadan sevmek, kadınlarda Hz.Hatice, erkeklerde Hz.Ebubekir’in şahsında anıtlaşır.
Gemileri geceleyin karadan Haliç’e indirme fikrini vezirlerine açan Sultan Fatih’i, vezirler Hocası Akşemseddin’e şikâyet ederler: “Seninki olmayacak şeyler emrediyor” dediklerinde Akşemseddin şöyle diyecektir: “O diyorsa yapacaksınız, yürüyün halat çekmeye gidiyoruz!..”
Sorgulamamak; “Sen öyle diyorsan öyledir” diyebilmekle gerçekleşir.
3- Küsmemek: Gerçek sevginin olduğu yerde dargınlık, kırgınlık kavramlarına yer yoktur. Her kırgınlık kalpte yara açar. Ne kadar kurusa da dokunulduğunda bir gün tekrar kanama ihtimali yüksektir. Yarayı sarmak yerine hiç yara açmamak, bir taraf yaralasa dahi razı olup ses çıkarmamak, uzun ömürlü bir sevgi için şarttır. İnsanlığın önderi Hz.Muhammed(
4- Menfaat Beklememek-Karşı
“Sevdiğim beni anlamıyor” türünden serzenişler dahi menfaattir. Anlayış beklemek yerine onu anlamayı neden denemiyorsunuz?
Sevdiğini karşılıksız sevmek esastır. En büyük aşklar menfaate dayanmaksızın yaşanmıştır. Sevileni sırf o olduğu için sevmek de diyebiliriz buna. Öğretmenlerin öğrencilerini, anne-babanın evladını, eşlerin birbirlerini sevmeleri bu türe örnektir. Sevginin en saf halidir.
Hatice’nin Muhammed’e, Fatıma’nın Ali’ye sevgisi gibi. Sevgiyi yaratan Allah, kullarını karşılıksız sever ve karşılıksız verir. Karşılık istese hangi lütfunu ödemeye gücümüz yeterdi?
5- Kıyaslamamak: Sevginin ayakta kalabilmesi için çok fazla gündeme gelmeyen bir hususa da değinmek istiyorum. Sevdiğinizi hiç kimse ile kıyas etmeyiniz. Eşinizden size anneniz gibi yemek hazırlamasını, çocuklarınızın emrinizdeki işçiler gibi itaat etmelerini bekliyorsanız kıyaslayarak seviyorsunuz. Sevgi; kişiye özeldir. Siz özel bir kişiyi ona özel sevgi ile sevmelisiniz. Hanımınızdan başkalarının hanımı gibi, kocanızdan başkasının kocası gibi, çocuklarınızdan başka çocuklar gibi davranış istemek; onları kaybetmeye kapı aralamaktır. Unutmayınız ki; hiçbir insan başkasının yerinde olamaz ve buna mecbur da değildir. Sevgi; hiçbir biçimde kıyas kabul etmez. Olanı olduğu gibi sevenler, kazançlı çıkmıştır.
Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Lütfüne ermek için söyle perişan olayım
Bakışından süzülen işvene kurban olayım
Müzeyyen Senar’ın şarkısında olduğu gibi “Benzemez kimse sana” diyebilmişseniz sevgiyi yakalamışsınız demektir.
6-Şikâyet Etmemek: Sevgi; sadakatle bağlılık ve sırdaş olmayı gerektirir. İster eşiniz, ister dostunuz, ister arkadaşınız olsun, sevdiğinizle aranızda geçenleri üçüncü şahıslara anlatıyor, aktarıyorsanız gerçek anlamda sevmiyorsunuz demektir. Günümüzde eşlerden bir kısmı, eşini kendi ailesine, dostlarına şikâyet etmekte, hane çatısı altında kalması gereken sorunlar yabancı şahısların gündemlerine oturmakta, sırlar ifşa olmakta ve yıkımlar peş peşe gelmektedir. Mahkeme koridorlarında boşanma sırası bekleyen eşlerin çoğunun geçimsizlik problemleri altında yatan esas unsur; sır tutamayışları, problemleri başkalarına havale etmeleridir. Sevdiğinizi başkalarına şikâyet ettikçe, başkalarının aranıza girişi daha kolay hale gelir.
Adamın biri Hz.Ömer (r.a) ‘e karısını şikâyet etmek üzere gelir. Karısı dır dır etmekte ve adamın başının etini yemektedir. Tam şikâyet etmek üzere kapıyı çalacakken Ömer’in karısının Ömer’e bağırdığına ve halifenin buna sessiz kaldığına tanık olur. Şikâyetten vazgeçip dönerken ayak tıkırtılarını duyan halife dışarı fırlar ve adama derdini sorar. Adam:
“Ey Müminlerin Emiri!.. Karımı sana şikâyete geliyordum, baktım ki aynı şeyleri senin eşin de sana yapıyor,sen susuyorsun. Dönmeye karar verdim.” Ömer gülümseyerek: “Evine dön. Unutma, hanımlarımız çok kahrımızı çekiyor. Bulaşık, çamaşır onlarda. Bırak söylensinler. Sen açma kimseye!..” der.
Eş, Anne-Baba, Evlat sevgileri birer basamaktır. Çıkılması gereken asıl zirve; Allah’ı sevmektir. Allah’la olan bağınızı iyi düşünün. Başınıza gelen tüm dert ve sıkıntılar Allah’tan gelmiş ise onları kullara anlatmak; Allah’ı kullara şikâyet etmek değil midir? Anlatmak yerine o dertleri seccadede yüce sevgiliyle paylaşmak daha yerinde olmaz mı?.. “Derdimi seviyorum, çünkü onu bana sevgilim verdi” diyebildiğiniz gün, ibadet anlayışınız yeni bir boyut kazanacak.
7-Fedakârlık: Fedakârlık sevginin olmazsa olmaz prensibidir. Sevmek bir anlamda katlanmak, çileye, sıkıntıya talip olmaktır. Hz.Muhammed’i seven ilk Müslümanların neler çektiğini biliyoruz. Yine Peygamberler tarihine baktığımızda en fazla fedakârlık yapanların Resul ve Nebiler olduğunu görürüz. Fedakârlık;sevgiyle ayrılmaz bir ikilidir.
Yavrusunu dokuz ay on gün karnında taşıyan, gece yarılarında süt veren anneye onca fedakârlığı yaptıran nedir? Evladı için ağır işlerde çalışan, patronundan azar işiten, akşam eve bir poşet gıda getirme derdinde olan babayı bunlara katlandıran nedir? Yurt savunması adına göğsünü kurşunlara siper eden askeri o noktaya götüren hangi duygudur? Ferhat’a dağlar deldiren de sevgiyle ayrılmaz bir bütün olan fedakârlık hissinden başka bir şey değildir. Fedakârlıklarını
Allah, müminlerden mallarını, canlarını, sevdiklerini Allah yolunda feda etmelerini ister. Müminler daha büyük nimetlere ermeyi düşledikleri, cenneti sevdikleri için dünyada nefislerine zulmederler fedakârlıkların ödülünü almak; cenneti ve cemalini görmek için.
Allah’ı seviyorsanız, vaktinizden, uykunuzdan, zevklerinizden ve hatta çok sevdiğiniz kimselerden fedakârlık etmeniz gerekir. Mekke’ye hicret edenler; kadınlarını, mallarını, evlerini, bahçelerini neden geride bıraktılar?..Hicret gecesi henüz 18 yaşında yağız bir delikanlı olan Hz.Ali’yi, Hz.Muhammed’in yatağına yatıran da Resul sevgisi için lazım olan fedakârlık değil midir? Sabah müşriklerin geleceğini, belki örtüyü açmadan içinde yatanı hançerleyecekleri ihtimalini göze alarak Ali’yi o yatağa yatıran his ne kadar yüce bir histir!…
Bursa’da Kadılık gibi yüksek makamda iken ağır bir sınava tabi tutulan Aziz Mahmud Hüdâî (k.s) nefsine egemen olan makam tutkusundan fedakârlık etmeseydi bugün gönüllere taht kurabilir miydi?
Asırlar geçti, nice kadıların, valilerin,vezirleri
Doksan yaşında surlar önüne gelen Halid b.Zeyd (Eyüp Sultan) acaba İstanbul halkına asırlarca Medine atmosferi solutmak için mi fedakârlık etti?
8-Sınırsız-Hesapsı
Allah yoluna baş koyan nice erenler, o yolda akla gelebilecek her şeylerini vermişlerdir. Paylaşmanın sınırı yoktur sevenler arasında.
İslam, Medine’ye intikal ettiğinde mallarını,bahçelerini, hurmalıklarını, evlerini Mekke’li kardeşleri ile paylaşanlar; birbirlerine mirasçı olmayı dahi kabullenmiş, daha sonra ilahi emirle buna gerek olmadığı bildirilmişti.
Tebük Savaşı hazırlıkları sürerken Resulullah(s.
9-Aynîleşmek: Sevgide varılacak doruk noktalardan biri de sevenle sevilenin aynîleşmesi,
birbirlerini gönüllü taklit etmeleridir. “Ben Senim, Sen de Bensin” diyebilmektir bunun özü. Sevgiyi iki kişilik olarak değil, iki kişide tekleşen tek varlık gibi görebilmektir.
Yıllarca evli kalıp muhabbeti iyi olan eşlerin birbirlerine hem huy hem de çehre olarak benzediklerini görürsünüz. Sanki o süreçte yüzleri birbirinin aynı olmuştur. Türk siyasi hayatının meşhur simalarına dikkatle bakınız. Nazmiye- Süleyman DEMİREL, Rahşan-Bülent ECEVİT, Nermin- Necmeddin ERBAKAN çifti sîmâ olarak ne kadar da birbirlerine benziyorlar!
Sahabe-i Kiram Resulullah’la aynileşmede o kadar ileri giderlerdi ki; O ne hareket yaparsa tereddütsüz taklit ederlerdi. adıyla sistemleşen yaşam tarzı bu aynileşme çabalarının sonucudur.
Hudeybiye Anlaşması sonrasında hacdan vazgeçip geri dönmeyi onuruna yediremeyen sahabe, ihramdan çıkmamakta direnir. Resulullah(s.
Tasavvufun zirve isimleri Allah’la aynîleşmede o kadar ileri giderler ki;Hallac-ı Mansur: “Enel Hak; Ben Hakkım”, Cüneyd-i Bağdadî: “Cübbemin içinde Allah’tan başkası yok” demekten kendini alamaz. Bakın Yunus Emre şu dizelerde aynîleşmeyi nasıl yansıtıyor:
Hem bâtınam, hem zâhirem, hem evvelem, hem âhiram
Hem ben Olam, hem Ol benem, hem ol kerîm u han benem
Bâtın da, zâhir de, evvel de âhir de benim.
Ben O’yum, O da bendir, cömertçe veren de hüküm Kur’an da benim.
10-Sevilene Sevgiyi Belli Etmek: Sevgi; mutlaka belli edilmeli, sevilene “Seviyorum” denmelidir. Sahabenin zaman zaman Resulullah(s.
Sevgiyi açıklamak karşılıklı bir ihtiyaç gibidir. Bu, sevenler arasındaki bağı artırır. Sevgiyi belli etmek adına nice şiirler yazılmış, nice besteler yapılmıştır değil mi? Resul sevgisi Naatlarda yer bulur:
Ruhum sana, varlık sana hayrandır efendim
Bir ben değil âlem sana kurbandır efendim
Sen habib-i Kibriya Muhammed Mustafa’sın
Senin yoluna uyanlar sultan olur efendim
(Ali Ulvi Kurucu)
***
Canım kurban olsun senin yoluna, adı güzel kendi güzel Muhammed
Şefaat kıl kemter kuluna, adı güzel kendi güzel Muhammed
(Yunus Emre)
Allah,kulları
”Allah’la konuşmak isteyen namaz kılmaya devam etsin” Hz.Muhammed (s.a.v)
11-Dürüst-Güvenilir-Ş
***
Evet Değerli Dostlar,
Sevgi kavramının yaşayabilmesi için gerekli olan prensipleri 11 madde halinde incelemeye çalıştık. Aslında bu prensipler artarak uzar gider. Biz, en çok sevgiyi yaralamasından korktuklarımıza öncelik verdik.
Sevgi; yürek ve emek ister. Kalp; sevmekle yorulmaz. Nefret, kin, öfke, hırs kalbe yüktür. Yüklendikçe hafiflenilen, verdikçe çoğalan, paylaşmakla azalmayan tek olgu; sevgidir.
Son sözü Aşkın Sultanı Mevlana’mıza bırakalım:
“Seviyoruz; işte hayatımızın güzelliği bu yüzden.”
“aldırma 128!
intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
her çocuğun kalbinde
kendinden büyük bir çocuk vardır
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında
zarfsız kuşlar gönderecek…” Ece Ayhan
Tarihin öğrettiğidir. Doğumlarından çok ölümleri ilgilendirir bizi yaşama tutunmayı bilmeyenlerin, devrileceklerini bile bile kurulu düzeni devirmek isteyerek, aslolan için yürüyenlerin. Ölümü yüceleştirmek değildir bunun adı, kutsamak da değil. Zira; ‘her ölüm erken ölümdür’ diyen de, ‘ölüm adın kalleş olsun’ diyen de onlardır. Yaşamları acıyla sınanmıştır ve çoğu zaman maskeli yüzlerle girdikleri savaşta yenilmişlerdir. Mağlup ve mahcupturlar hayata karşı.
Çünkü onlar, coğrafyasız iklimlerin birer piçidirler.
Çünkü onlar, kanlı izlerde bölünendirler.
Çünkü onlar, her acıda biraz daha büyüyendirler.
Çünkü onlar, içlerinde bir babasız çocuk barındırmaktan hükümlüdürler.

Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz. Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.
Eger şimdi değil ise ne zaman?…Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.
En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza ya aittir.
Der ki;
“Uzun zamandan beridir hayatın gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, halâ hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu.
Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı.” Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin.
Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.
Öyleyse;
Okulu bitirene kadar,
10 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar, işe başlayana kadar,
Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba, ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Sarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…..
MUTLU OLMAK İÇİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ AN DAN DAHA İYİ BİR ZAMAN OLDUĞUNA KARAR VERMEK İÇİN BEKLEMEKTEN VAZGEÇİN. MUTLULUK BİR VARIŞ DEĞİL,
BİR YOLCULUKTUR. ” PEK ÇOKLARI MUTLULUĞU İNSANDAN DAHA YÜKSEKTE ARARLAR, BAZILARI DA DAHA ALÇAKTA.
OYSA MUTLULUK İNSANIN BOYU HİZASINDADIR. “
–KONFIÇYÜS–
Bundan sonraki yıllar bana düşecek ödev, artık olabildiğince kesin belirlenmişti.
Ödevimin olumlayan bölümünü bitirmiştim; sıra sözle ve eylemle hayır diyen yarısına gelmişti: Şimdiye dek süregelen değerlerin yenilenmesine, büyük savaşa, son karar gününün eriştirilmesine.
Bu arada ağırdan çevreme bakıyor, kendime yakın bulduklarımı, güçlerine dayanarak yok etme işinde bana yardımcı olabilecekleri arıyordum.
-O gün bu gün, bir oltadır yazılarımın her biri: Kim bilir belki de herkesten ustayımdır olta atmakta?…
Hiçbir şey vurmadıysa benim değil suç.
Balık yoktu….
Duyular arındığı zaman,kalb arınır,
Kalb arındığı zaman,nihai gerçeğin devamlı hatırlanması vardır,
Gerçek devamlı hatırlanırsa bütün cehalet bağları kopar.
Zamanı gelince de nihai gerçek bilinçte deneyimlenir.
Böylelikle özgürlüğe ve ölümsüzlüğe ulaşılır.Bu durum,dünya
yaşamının ilahi kuralıdır.
Devamını Oku… »
1- Atatürk’ün Tanrı’ya inandığını ama hiçbir dine inanmadığını,
2- Atatürk’ün camide cenaze namazının kılınmadığını,
3- Atatürk’ün bir Mevlana hayranı olduğunu,
4- Papa 1.Leo’nun Büyük Türk imparatoru Attila önünde diz çöküp barış için yalvardığını,
5- Mısır’da 300 yıl egemen olan Memlük Devletini Arapların esiri olan Türk kölelerin isyan ederek kurduğunu, Yavuz tarafından yıkıldığını
6- 16 milyon kişiyle ırkı dünyada en çok devam eden insanın Cengiz han olduğunu,
7- Osmanlı İmparatorluğunda padişah analarının tamamına yakınının Türk olmadığını
8- Osmanlı padişahlarının hiç birinin Hacca gitmediğini,
9- Fethullah Gülen’in ve Said Nursi’nin hiç evlenmediğini ve hiç sakal bırakmadığını,
Yasli martinin ay isigi vuran yuzunde bir gulumseme belirdi. “Hala ogreniyorsun Marti Jonathan,” dedi.
“Buradan sonra neler olacak? Nereye gidiyoruz? Cennet diye bir yer yok mu?”
“Hayir Jonathan, boyle bir yer yok. Cennet bir yer, bir mekan degildir, bir zaman dilimi degildir. Cennet ogrenmektir, mukemmelliktir.” Bir an sessiz kaldi. “Sen hizli bir ucucusun, oyle degil mi?” Devamını Oku… »
Pr ve Sitenizin Durumunu Gösteren Kaliteli Siteler:
FREE Webmaster Tools - SEO Tools ( Her türlü araca ulaşabilirsiniz )
AdSense Tool | Google AdSense Sandbox Tool ( Sandbox Durumu Gösterir )
Devamını Oku… »
Herkesin bi kitabı vardır.. “hayatımın kitabı” dediği..
Belki sadece doğru zamanda okunduğu için..
Belki sadece doğru noktalara temas ettiği için..
Belki sadece kelimeleri vurduğu için..
Bi şekilde, bi yerde, bi noktada etkilediği için..







Son Yorumlar