Pusula İcadı
Merak Ediyorum Yorum Yok »MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.
MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.
İlk elektrikli buzdolabı, Karl Linde tarafından 1877’ de geliştirildi. Yiyeceklerin bozulmadan saklanabilmesi için gereken, ortamın soğuk olması koşulu, ilk defa Karl Linde tarafından yapay olarak sağlanmıştı. Linde’ nin cihazı, yiyecek kabininin arkasına freon gazı yerine metil ether adlı son derece patlayıcı bir gaz pompalıyordu. Bu yüzden pek yaygınlaşmadı. Freon gazı kullanılan ilk buzdolabını ise Balzer Von Platen ve Carl Munters birlikte tasarlamıştı.
1923’ te Gervett A. Morgan, elektrikli trafik ışıklarını geliştirdi. Üzerinde “dur” ve “geç” yazan trafik işaret kolları, ilk kez 1868’ de kullanılmıştır. Sonraları gaz lambasıyla çalışan renkli trafik ışıkları kamu kullanımına sunuldu. İçindeki gaz lambası vasıtasıyla trafiği düzenleyen bu sistem, o tarihlerde gaz lambalarından birinin patlaması sonucu bir polisin ölmesine neden olunca yeni arayışlara gidildi. Bu soruna çare arayan Morgan, yeşil, sarı ve kırmızı renklerden oluşan elektrikli trafik ışıklarını geliştirdi.
1889’ da W. A. Cockran adındaki maharetli kadın mucit, tarihin ilk elektrikle çalışan ilk bulaşık makinesini üretti. Sistem çok basitti. Bir fiskiye, boru yardımıyla gelen tazyikli suyu tabakların üzerine eşit dağıtıyor ve bulaşıkları temizliyordu.
Yemek çubukları 5000 yıl önce ilk defa Çin’ de kullanılmaya başlandı. Çinliler, daha iyi pişmesi için yiyecekleri çok ufak parçalara ayırıyorlardı. Bunları tutabilmek için de ağaç dallarını kullanıyorlardı. Bugün Çin, Japonya, Vietnam, Kore gibi Uzakdoğu ülkelerinde yemek çubukları hala yaygın olarak kullanılmaktadır.
1843’ te üretilen ilk faks makinesi, kabartma harfleri tarayarak elektrik sinyalleri gönderen bir sarkaçtan oluşuyordu. Modern faks makinelerinde ise gönderilen dokümandan yansıyan ışığı algılayan diyotlar kullanılır. 1922’ de Alman fizikçi Arthur Korn, radyo dalgaları ile Avrupa’ dan Amerika’ ya fotoğraf göndermiştir.
KALEMTIRAŞ : Bugün okur yazar hemen hemen herkesin evinde, çekmecesinde bulunan kalemtıraş Amerikalı John Lee Love tarafından 1897’ de icat edildi. İlk üretimi bildiğimiz taşınabilir şekliyle tasarlanan kalemtıraş daha sonraki yıllarda geliştirildi.
KURŞUNKALEM : Kurşunkalemin bugün bildiğimiz şeklini Fransız kimyacı Nicolas Conte vermiştir. Kil ve graphite karışımını yakıp tahtadan silindir çubuklar içine koyan Conte; 1795’ te patentini almıştır. İlk kurşunkalem fabrikasını ise 1861’ de Eberhard Faber, New York’ ta kurmuştur.
BİLYE UÇLU TÜKENMEZKALEM : 1938’ de Macar mucit Lazlo Biro, biro da denilen, günlük hayatımızın vazgeçilmez parçası olan bilye uçlu tükenmezkalemin hayata geçmesini sağladı. Tükenmezkalem, öncelikle yüksek basınca maruz pilotların kullanması için üretilmişti. Zamanla kolay kullanımından dolayı geniş kitlelere ulaştı.
DOLMAKALEM : 1935’ te Fransız Jules Fagart, tekrar doldurulabilen dolmakalemi geliştirdi. Bugün bizlere bir parça nostalji gibi görünse de dolmakalemler, pek çok insan için hala önemli yazı araçlarından biridir.
SİLGİ : Silgiyi ilk defa 1736’ da Avrupa’ ya getiren, Fransız kaşif ve bilim adamı Charles Marie de la Condamine’ dir. Bu aslında, Güney Amerika’ da yerli kabilelerin oyun için ve tavuk tüyü gibi şeyleri vücutlarına yapıştırmak için kullandıkları bir maddeydi. Avrupalılar bunu kullandı fakat bir süre sonra çürüdüğü için kullanışlı olmadı. 1839’ da Charles Goodyear, kauçuğu işlemenin ve dayanıklı kılmanın yolunu buldu. Bugün kullandığımız silgilere şekil vermiş oldu.
DAKSİL : 1951’ de Bette Nesmint Graham, daksili icat etti. Dallaslı sekreter Graham, bugün ofislerimizde hepimizin sık sık ihtiyaç duyduğu hatalı metinlerin üzerini ince beyaz tabakayla kapatan yazı düzelticiyi ilk olarak evinin mutfağında blender ile sıvı hale getirdiği kağıt olarak üretmiştir.
RAPTİYE : Raptiye, ilk defa Amerikalı Edwin Moore tarafından kiralık bir odada üretildi. Bir gün önce yaptığını ertesi gün satan Moore, Eastman Kodak Company’ den büyük bir sipariş alınca 1904’ te Moore Raptiye Şirketi’ ni kurdu. Şirketi hala küçük şeylerin üretimine devam etmektedir.
1906’ da Ala Fischer, çamaşır makinesini icat etti. Makinenin içine yatay olarak yerleştirilmiş metal tambura kirli çamaşırlar konuluyordu. Tambur, elektrik yardımıyla döndürülüyor ve hareket sırasında çamaşırlar sürekli suyla temas ederek temizlenmiş oluyordu. İlk kurutuculu çamaşır makinesi ise 1924’ te üretildi. Çamaşır makineleri sürekli gelişerek günümüzdeki halini aldı.
Para, ilk kez MÖ 700’ de Lidya’ da malların alımı için kullanıldı. Yoğun olarak ticaretle uğraşan ve bir Anadolu uygarlığı olan Lidya’ da paranın ilk formu değerli maddeden oluşmaktaydı. Altın ya da gümüş, en çok kullanılan para hammaddesiydi. MÖ 700 yılına gelene kadar insanların ekonomik ilişkilerinde kullandıkları en yaygın metot “barter” yani değişim sistemiydi. Buğday almak isteyen, yerine eşit miktarda pirinç kullanabiliyordu. Günümüzde ise para kullanımı, yavaş yavaş yerini dijital ortamdaki paralara yani kredi kartlarına bırakmaktadır
1933’ te Percy Shaw, sisli bir gecede otomobiliyle neredeyse bir uçurumdan yuvarlanmak üzereyken bir kedinin gözlerinin parlamasıyla yolu fark edip hayatı kurtulunca, kedi gözünden esinlenerek bir alet tasarlamaya karar verir. Böylece hayat kurtaran kedi gözü ortaya çıktı. Kısa bir süre sonra birçok ülkenin yollarına bu kedigözlerinden çok sayıda yerleştirilir.
4 Ekim 1957’ de Ruslar, ilk uydu Sputnik’ i Dünya yörüngesine yerleştirdi. Dünya’ nın ilk yapay uydusu sadece bir basket topu büyüklüğünde olup 82 kg ağırlığındaydı. Bu minik uydu, 98 dakika içinde yörüngeye yerleştirilmişti. Sputnik, insanoğlu için uzay çağının başlangıcı demekti.
1876’ da Alexander Graham Bell, telefonu icat etti. Bell ve Thomas Watson adlı elektrik mühendisi, bir gönderici ve bir alıcıdan oluşan bir düzenek yaptılar. Alıcı, sesi belli bir elektrik akımına dönüştürüyor ve bu akım bir tel aracılığı ile ahizeye taşınıyordu. Tarihteki ilk telefon görüşmesini, 10 Mart 1876‘ da Bell yapmıştır.
William Cooke ve Charles Wheatstone adlı iki İngiliz1837 yılında , teller üzerinden elektrik akımı göndererek mesaj iletmeyi başardılar. Böylece ilk elektrikli telgraf makinesı ortaya çıktı. Elektrik akımı, alıcı cihazın kadranındaki bir dizi iğneyi hareket ettirerek ulaştırılacak mesajın ekranda belirmesine yardımcı oluyordu.
NAZİ ALMANYASININ
TEKNOLOJİK SIRLARI VE UFOLAR
7 haziran 1945 tarihli new york times gazetesindeki haber şöyleydi:”uçan daireler bir gizli silahtır.almanlar tarafından üretilmiş we ülkenin batı sınırında ortaya çıkmıştır.amerikan hawa kuwwetlerinin werdiği bilgiye göre , almanya göklerinde uçan gümüş balonlar görülmüştür.hatta bunların bazıları neredeyse saydam yapıdadır.”
haberi izleyen günlerde UFOların alman yapımı silahlar olduğu dedikodusu hızla yayıldı.Alman silah endüstrisinin bu garip nesneleri ürettiğine inanılıyordu.UFO gözlemleri hızla artarken,özellikle iskandinavya gökleri sık sık uçan gemiler tarafından ziyaret ediliyordu.İskandinawyada alman garnizonları kurulmuş ve bunlar sawaşın sonuna kadar bölgede kalmışlardı.bu dönemde “SS” ideolojisi, yapılan bilimsel araştırmalar doğrultusundainsanlığın yararına we çok sayıda kişi tarafından kullanılabilecek yeni enerji kaynakları aramaya yönelikti.araştırma birimleri U-13 ve E-4, bu yeni teknolojiyi mükemmel hale getirmek için çalışıyordu.Böylece victor Schönberger ‘in uçandaire taslakları ortaya cıktı.Cisimlere Haunebu-1 we haunebu-2 isimleri werildi. hazırlanan plan we çizimlerin, ünlü temasçı George Adamski’nin 1952 yılında resmini çektiği ufolarıyla inanılmaz bir benzerliğe sahipti…
Almanlar 1941 ve 1942 yıllarında daire biçimli uçak üretimine çoktan girmişti bile.Ancak ilk denemelerde çok büyük yapım hataları ortaya çıktı. V-1, V-2, V-4 den sonra,1942 yılında mühendis Richard Miethe , italyan bilim adamı Giuseppe Bellonzo ile V-7 nin yeni modeli üzerinde çalışmaya başladı.zaman geçerken Hitler in de desteğini alan Miethe-bellonzo ekibi,Schriever-Habermohl ikilisiyle ortak araştırmaya girdiler.böylece inanılmaz efsanevi V-7 ortaya çıktı ilk uçuş denemesi 20.813 metre , ikinci uçuşta ise 24.200 metreye kadar yükseldi.
Diğer yandan Vril adıyla bilinen uçan diskler projeside dewam ediyordu.Bu projenin mimarı Schumann grubuydu we mucize yaratan silahlar konusunda uzmanlaşmış SS E-4 bölümünden destek alıyordu. Vril-1 serisinde tam17 cismin üretildiği biliniyor. disklerin çapı 11.56 metre idi we 2.900 kilometre saat hızına ulaşabiliyorlardı. garip bir biçimde Vril-1 ve Vril-9 un görünümleri ,amerikalı astronot Edwin Aldrige’in ay yüzeyinde gördüğü nesnelere çok benziyordu!..
Almanlar savaşın sonuna kadar silahlarını mükemmel hale getirmek için çalışmayı sürdürdüler. Yeni projelerine ” ateş topu” adını wermişlerdi.Radyo dalgalarıyla yönlendirilen ateş toplarının tek amacı wardı: yok etmek!.. Düşman uçaklarından çıkan gazı buluyor we radarlarını işlemez hale getiriyordu.Motorun yada elektrik sisteminin tümüyleçökmesini sağlayan ateş topları ürkütücüydü. Bu özellik ,bazı UFO gözlemlerinde, UFO’nun yakın teması sırasında araba motorlarını durdurması , elektrik kesilmesi yada elektrikle çalışan cihazlardaki geçici bozulmayı akla getiriyor. O dönemde, bugün UFO adını werdiğimiz dairesel biçimli taşıt araçları inşaa edildi, kullanıldı we tanıklar tarafndan sayısız gözlem yapıldı.Şimdi bu tanıklardan birini orjinal almanca metinden yapılan çewiriyle yeniden gözden geçirelim.çok gizli askeri belge özelliğitaşıyan gözlemde tanığın adı we kimliği açıklanmamıştır:
“almanya’nın Bavyera bölgesindeydim.cumartesi öğleden sonra , akşam olmak üzereydi.karşı taraftan yüksekliği pek de fazla olmayan uçan bir cismin yaklaştığını gördüm.Çapı 8 ila 20 metre arasndaydı.çewresine ıslık sesi yayıyordu we cisim hafif bir titrreşim ile sarsılıyordu.Cismin alt kısmında üç yarım küre bir tanede mawi nokta wardı. ortadaki gamalı haç resmi hemen dikkatimi çekti.pencere benzer birşey yoktu sadece delikler wardı.Bu ıssız mekanda we cewrede artık çalışmayan eski fabrikalardan başka bina yoktu.garip cisim alçaldı we görebildiğim kadarıyla bir duwarın arkasnda yere indi.Az sonra ortaya çıkan kamyon cisme yaklaştı we uzaktan pek de seçemediğim şeyler olmaya başladı.sadece insan formunda iki silüet görebildim.biri uçan cismin alt tarafnda diğeri ise üstündeydi.Uçan disk yüzeyi metal plakalarla kaplanmışa benziyordu. Hem alttaki üç küre hemde üst tarafta çıkış borusuna benzeyen bölümler dikkatimi çekti. Az sonra ‘NSU 80 Solingen’ plakalı bir araba geldi.Bunu yeşil bir volkswagen izledi.Gidip yakından bakmaya karar werdiğimde ise , uçan cisim çoktan ortadan kaybolmuştu.Yaptığım gözlemden bir hafta sonra ,bu bölgede pek çok kişinin ufo gördüğüne dair raporlar werildi.benimle aynı cismi yada benzerlerini görmüş olabileceklerini düşündüm.Benzincide çalışan bir adamla konuştuğumda onunda aynı cismi gördüğünü öğrendim.”

baska 1 elden göze alırsak , yüzlerce nazi gizli projelerinden biri olan haunebu projesi nazilerin üstün teknolojik gücünü gösteren bir araçtır bu ufo nun denendiği laboratuvarın enkazı halen çek cumhuriyetinde bulunmaktadır antigraviton etkisiyle çalışmaktadır yerçekimini tersine vererek hareket etmektedir özellikle 2. dünya savaşından sonra ufo olaylarında hızlı bir artma görülmüştür ve bu olaylarda gözlenen ve fotorafı çekilen ufo lar haunebu nun şeklindedir haunebu ların ana üssünün antartika olduğu sanılmaktadır savaştan sonra antartikaya keşif gezisi altında amerikalılar bombardıman uçaklarıyla gitmişlerdir peki keşif gezisinde bu uçakların ne işi vardı vede yeşil göller görüldüğü şeklinde ifadeleri olmuştu peki gölün antartikada donmadan durmasının sebebi neydi bir de daha önemlisi antartikanın ortasında bulunan bir nazi bayrağıydı bu bayrağın antartikanın ortasında ne işi vardı araştırmalara göre kutup bölgelerinde dünya kabuğunun iç kesimlerinde bulunan agarta ve şamballa denilen yerlere geçitler vardı zaten araştırmalarda dünyanın tam çekirdeğinde yüksek enerji olduğu sonuçları ortaya çıkmaktadır zaten yeraltı uygarlıkları efsanelerine göre dünyanın artasında bir enerji kaynağından söz edilmektedir bu kadar tesadüf rastlantı olamaz bir şekildedir nazilerin haunebu yardımıyla mars gezegenine gittikleri sanılmaktadır mars la ilgili bulunan bir fotorafta mars üzerinde haunebu 2 görülmektedir bur da da bir üs kurulduğundan söz edilmektedir haunebu 2 bir ss projesidir bilindiği gibi ss ler en seçkin savaşçılardan oluşmaktadır ss lerin bir kolu olan müslüman savaşçılardan oluşan hançer birliğide bu organizasyonun içinde bulunmaktadır ss ler zamanla gizemli konularda yoğunlaşarak ufo yapımına ağırlık vermişlerdir haunebu ların ışık hızına yakın bir hızda oldukları tahmin edilmektedir ayrıca nazilerin çalışmaları arasında birde ışın silahı projesi bulun maktadır haunebuların bu silahla donatıldığı sanılmaktadır
bir haunebu taşıyıcısı olan silindir şeklindeki bir ufo projesi de bulunmaktadır bu aracın tıpatıp benzeri 1970 li yıllarda sovyet uçakları tarafından görülmüş ve uçakların ateşinden etkilenmemiş ve bir sovyet mig 25 foxbat uçağı bu silindir şeklindeki araç tarafından düşürülmüş ve diğer uçaklar kendilerini zor kurtarmışlardır bu gibi olağanüstü fenomenler bizlere nazi lerin teknolojide zamanımızın ötesine geçtiklerini göstermektedir zaten savaştan sonra müttefikler bunu dile getirmişler ve nazilerin zaman ötesi buluşlarına bir isim takarak bunlara acaipler adını vermişlerdir nazilerin teknolojik olarak bu kadar ilerlemelerine ilişkin görüşler ortaya atılmış ve kimileri uzaylılarla temas kurduklarını kimileri zamanda yolculuğu başardıklarını ifade etmişlerdir fakat bilinmesi gereken bir şey vardırki o da atlantis ve lemuria dan kalan ayrıntıların bu konularda katkı payının büyük olduğudur.

ay a ilk ayak basan insan neil alden armstong dur. alden ismi cok duyulmamış olsada gerçek ve tam yazılımı bu şekildedir.
Neil Armstrong amca , 05 Ağustos 1930′da wapakoneta, Ohio’da dünyaya gelmiş
ilkokul ve ortaokul yıllarında izcilik yapmıştır.
16 Temmuz 1969 günü Apollo 11 ile yaptığı ay yolculuğunda aya ilk ayak basan insan olmuştur
Ay’a ayak bastığında ilk söylediği tarihi cümle şudur:
Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım.
That’s one small step for a man, one giant leap for mankind.
hatta bunu cokça duyan ama şahit olmayanlar için altdaki linkten bu sözü söyleyiş anını dinleyebilirsiniz.
Bu cümlede “bir” (İngilizce: “a”) kelimesi duyulmaz, Armstrong konuşurken unutmuş veya parazit nedeniyle silinmiş olabilir.
Kore üzerinde Deniz Kuvvetleri Pilotu olarak 78 saat uçuş yapan Armstrong 1971 yılında NASA’dan ayrılarak Cincinnati Üniversitesinde çalışmaya başlamıştır. 1979 yılına kadar uzay mühendisliği bölümünde profesör olarak çalışmıştır. 1985′ten 1986′ya kadar Uluslararası Uzay Komisyonunda hizmet vermiştir. 1986 yılında Challenger kazasının araştırma komisyonuna başkan yardımcısı olarak atanmıştır. Armstrong evli ve iki çocuk babasıdır. Şu anda Ohio’da yaşamakta ve hastalığıyla mücadele etmektedir.

Kaynak : wiki

Başta şunu belirtmek isterim ki atom bombası’nın icadının hep albert einstein a ait oldugu söylenir fakat durum farklıdır ve öykü entrikalar ihanetlerle doludur. Fakat Albert’in savunduğu E = mc2 , yani enerji (E) ve kütle (m) arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki ışık hızının karesi c², kütle birimlerinden enerji birimlerine dönüşüm katsayısı için kullanılır. Özel birimsel olarak;
E (joule) = m (kilogram) çarpı (299792458 m/s) 2
Denklemin az farklı formülasyonu ilk defa Albert Einstein tarafından 1905′de ünlü makalelerinde yayımlanmıştır. Aynı yıl önermiş olduğu özel görelilik teorisinin bir sonucu olarak türetmiştir. Atom bombasının çıkış noktasıdır.
Atom bombası kullanılmak zorunda mıydı? Szilard, 1945′te Avrupa savaşı kazınılınca bombanın kullanılacağını anlamıştı. O,bombanın Japonların da katılacağı uluslararası bir seyirci kitlesi önünde denenmesini istiyordu;böylece Japonlar bombanın gücünü anlayacak,kimse ölmeden teslim olacaklardı. İlk atom bombası 6 Ağustos 1945 günü sabah saat 8.15′te Japonya’nın Hiroşima kentine atıldı. Bir gün biri Szilard’ın yanında,bilim adamlarının buluşlarının tahrip amacıyla kullanılmasının bir trajedi(ağlatı, facia) olduğundan söz etti. Szilard bu sözü şöyle yanıtladı: “Bu yalnızca bilim adamları için değil,bir insanlık trajedisidir” Devamını Oku… »
Kaynak: Benlik Idraki Bilimi: yazar: Srila Prabhupada- Krishna
bilinci dernegi kurucusu açaryasi ve ozgun Bagavad Gita kitabini
aslindan degismeden tercume eden kisidir.
Srila Prabhupada: Siz sprituel hayatin gonullu olarak yoksullugu
kabul etmek oldugu izleniminde misiniz? Devamını Oku… »
Meyhane kültürü Liman kültürünün bir parçası olarak süre gelmiştir. Çünkü gemiciler indikleri limanda bekardır ve içerek geçirecekleri vakitleri ve nakitleri vardır.
Türkler İstanbul’u ve Galata’yı aldıkları zaman zaten liman olan bu şehrin meyhaneleri de dünya ölçülerindeydi. 16. Yüzyıl yazarlarından Kastamonu’lu Latifi “Tarifname-i İstanbul” adlı eserinde İstanbul meyhanelerinin özellikle Tahtakale’de toplandığını, Galata’nın ise “serapa meyhane” olduğunu kaydeder.
Müslüman halk genel olarak içki konusundaki dinsel yasaklara bağlıydı ama, Müslüman olmayanların adetlerine karışılmazdı. Galata başta olmak üzere gayrimüslümlerin yoğun olduğu mahallelerde birçok meyhane vardı ve bu meyhanelerin müşterilerinin bir kısmı kaçamak yaparak gelen Müslümanlar oluşturuyordu. Keyif için içilip yenilen yerler olan meyhaneler de bütün işyerleri gibi lonca düzenine bağlıydı. Devamını Oku… »
Gif animasyon olarak yapılmış bu an’ı sizinle paylaşıyorum , Kara mayınları her yıl binlerce kişinin ölmesine,sakat kalmasına sebebiyet veriyor.

İlk patent 1790 yılında Samuel Hopkins’e kaliteli yapay gübre çalışması için verildi. Zamanla patent için başvuranların sayısı o kadar arttı ki, bu iş için özel bir daire oluşturulması büyük bir gereklilik halini aldı. 1793 yılında bu iş ilk olarak dışişleri bakanlığının bir grup çalışanına verildi. Devamını Oku… »
Yapistiricilarin sagladigi yapisma olayi aslinda kimyasal bir reaksiyondan baska bir sey degildir. Gunumuzde imalatcilar yapistiricilari sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapisma olayinda benzer veya ayri malzemeden iki madde, bir de yapiskan gerekir. Burada en onemli gorev yapistiricidadir. Yapistiricinin molekullerinin diger iki madde molekulleri ile birlesme egilimi gosterir bir yapida olmasi gerekmektedir.
Yapistiricilarin sagladigi yapisma olayi aslinda kimyasal bir reaksiyondan baska bir sey degildir. Gunumuzde imalatcilar yapistiricilari sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapisma olayinda benzer veya ayri malzemeden iki madde, bir de yapiskan gerekir. Burada en onemli gorev yapistiricidadir. Yapistiricinin molekullerinin diger iki madde molekulleri ile birlesme egilimi gosterir bir yapida olmasi gerekmektedir.
Sabah gunes dogarken otmek yalniz horozlara ozgu degildir. Kulaga en cok horozun sesinin gelmesi, onun sesinin digerlerinden daha guclu olmasidir. Kuslarin buyuk cogunlugu da ayni saatlerde agaclarda koro halinde oterler. Gun boyu hem horozlar hem kuslar bu otusu surdururler ama seslerinin en guclu ciktigi zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuslarin sabah gun dogarken otmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmistir
Aslinda bu bocegin verdigi isigin atesle de sicaklikla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adi “Soguk Isik”tir. Bu isik olayi, molekuler seviyede kimyasal bir islemdir. Bazi molekullerin ayrisarak daha yuksek enerjili hale gecebildikleri ve bu fazla enerjiyi isiga donusturebildikleridir. Ates boceginin karin bolgesindeki isik organinda bulunan guddelerden isik elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde uretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak isik vermeye yetmedigi icin bocegin isik bolgesine yakin solunum organinin isik verme aninda burayi oksijenle beslemesi gerekmektedir
Eger koseli olsalardi kenarlari dayaniklilik bakimindan cok zayif olurdu. En dayanikli geometrik sekil kuredir ama bu sekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracagi belli olmaz. Yumurta yuvarlaninca duz gitmez. Ince tarafi ustunde dairesel bir yol cizer. Basladigi yere yakin bir noktada durur. Yani duz bir yerde kaybolmasi olanaksizdir. Yumurta, tavugun yumurta kanalinda kure seklindedir. Ilerlemesi sirasinda arkada kalan dairesel kaslarin buzuserek hem yumurtayi ileri iterler hem de bu kismina baski yaparak konik bicimini saglarlar. Yumurtanin seklinin nedeni de budur. Surungenlerde bu duzenek olmadigindan yumurtalari kuresel bicimdedir.







Son Yorumlar