Kıvrımlı Kuleler

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış; Dubaili’ler rahat durmuyor, mükemmel işlere imza atıyorlar bizede lafını etmek kalıyor. Tipik Arap zihniyeti “petrol var, para var, yatalım” yok adamlarda. Geleceklerine yatırım yapıyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri de altta kalmak istememiş heralde “Marina and Beach Towers” projesini devreye sokmuşlar.

Kulelerin özelliği kıvrımlı bir şekilde yükselip birbirlerine yaslanmaları. Tasarımı Amerikalı ünlü proje firması Oppenheim tarafından yapıldı. Kulelerden biri yat limanına bakarken bir diğeri denize bakıyor. Manzarası muhteşem.

İki kule arasında yapılması düşünülen vaha şeklindeki küçük ormandan bir görüntü.





Bu arada ben bu binanın şeklini Atari‘nin simgesine benzettim. Ne dersiniz telif hakkı mı istesek :)

-Kaynaklar-
eikongraphia.com
oppenoffice.com

Offshore Rüzgar Tarlası

Merak Ediyorum Yorum Yok »

2002 yılının yaz aylarında Danimarka’da dünyanın denizdeki (offshore) en büyük Rüzgar Tarlası kuruldu. Ne var bunda diyebilirsiniz. Şu an dünyada rüzgar enerjisine (özellikle denizde) geleceğin enerjisi gözüyle bakılıyor. Danimarka’da kıyıdan 14-20 km açıklıkta, devasa rüzgar türbinlerine (80 adet Vestas V80-2.0 MW türbini) sahip, Horns Rev tesisi işte bu amaçla Danimarka’nın geleceğine yatırım amacıyla kuruldu. Türbinlerin boyutları aşağıdaki resimlerden daha iyi anlaşılabilir.

Pervaneler Danimarka’da 2030 yılına kadar 5 atom santralinin üreteceği enerjiye eşdeğer enerjiyi, 5500 megawatt enerji üretecek. Bu enerjinin 4000 megawatt‘ını denizlerdeki rüzgâr santralleri üretecek. Böylece Danimarka’nın enerji ihtiyacının yarısı rüzgâr santrallerinden karşılanmış olacak. Diğer yarısı da Norveç’in hidrolik santrallerinden gelecek.
Aşağıda bu tesisin yapımı sırasında çekilmiş görüntüler var. Yüklenmesi için birkaç saniye bekleyin.

Dünyada bu konuda Danimarkalılar, Almanlar, İspanyollar ve Portekizliler epey yol katetmiş durumdalar. Bu ülkelerin yoğunlaştıkları rüzgar tarlaları daha ağırlıklı olarak “offshore” yani açık denizlerde. Burada hem yeryüzünün engebeli olmaması dolayısıyla rüzgarın verimi daha yüksek, hemde ses vs gibi nispeten olumsuz olabilecek özellikleri daha aza indirgenmiş durumda, artı istediğin yere de yapabilirsin.

Genelde rüzgar türbinleri kesintisiz rüzgar sağlanacak yerlere kuruluyor. Rüzgar enerjisinin en büyük sıkıntısı, sürekli ve istikrarlı bir şekilde enerji sağlamıyor olması. Yani Ocak ayında toplanan enerji ile Ağustos ayında toplanan enerji fark gösterebiliyor. Dolayısıyla birincil enerji kaynağı olarak kullanılması biraz güç görünüyor, mutlaka kesintisiz bir enerji türü ile desteklenmesi lazım. Fakat sınırsız bir enerji ve herhangi bir yakıta ihtiyaç duyulmuyor. Yani bir yerden petrol, su, doğalgaz tedarik etmeniz gerekmiyor, dolayısıyla % 100 yerli bir kaynak. Tabii başta rüzgar türbinleri için yatırım yapmanız gerekiyor. Ama diğer enerji türleri ile kıyasladığınızda o da oldukça ucuz bir başlangıç maliyeti sağlıyor. Örneğin hidrolektrik santrali için koca koca barajlar yapmanız gerekli. Ya da termik santraller için madeni çıkartmanız, bazen işlemeniz ve onu yakmanız için santraller inşa etmeniz gerekiyor. Daha sonrasında atıklarını da yönetmeniz lazım.

-Kaynaklar-
http://en.wikipedia.org/wiki/Wind_farm
http://www.windpowerphotos.com/
http://www.windpower.org/es/pictures/offshore.htm
http://www.seacore.co.uk/project.php?pID=30

Habitat 67

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Her odası ayrı bir kübik birimden oluşan ve küçük bir tepenin yamaçlarına kurulmuş gecekondular gibi aşağıdan yukarıya doğru daralan son derece organik görünümlü ama prekast olarak inşa edilmiş bir yapı, Habitat 67. Mimarı Moshe Safdie 1938′de İsrail Haifa’da doğdu. Daha sonra ailesiyle birlikte Kanada’ya yerleşti ve 1961 yılında McGill Üniversitesinden mimar olarak mezun oldu. Kanada-Montreal‘deki 67 EXPO’sunda yapmış olduğu Habitat 67 ile yıldızı parladı. Habitat 67′nin projesini hazırlarken, İtalyan dağ kasabalarının yerleşiminden etkilenmiş, bunu ultra-modern bir yerleşim planına dönüştürmüştür. Önceden inşaa edilen 354 beton kutu üst üste konularak 158 ünitelik (dairelik) bir yerleşim kompleksi oluşturulmuştur.Her bir kutu bir dairedir, her bir dairenin balkonu, üstüne oturtulduğu dairenin tepesindedir. Modern mimarinin babalarından le corbusier‘nin ‘içinde yaşanacak makina’ olarak nitelendirdiği modern yaşam birimi olan evlere çok iyi bir örnektir.













Son resmi özellikle koydum. Dikkat ederseniz resimde kiriş birleşimleri ya donatı yorgunluğundan yada o noktadaki statik hesap hatasından yükü kaldıramıyor. Bu tür uç mimari örneklere bakarken statiğin de mimari kaygı kadar önemli olması gerektiğini düşünenlerdenim. Belki böyle düşünmeme mühendis olmam etki ediyor olabilir ama bir mimarında en az bir mühendis kadar statiği bilmesi gerek, bilmese bile bir statik kaygısı olmalı.

Dünyanın En Güzel 7 Vahası

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Issızlığın ve uçsuz bucaksız kum düzlüğünün ortasında cennet sayılabilecek mekanlar. Aynı zamanda eski zamanda ticaretin gelişmesine büyük katkıları olmuştur ki Marco Polo, vahalar olmasaydı hiçbir zaman Çin’e kadar gidemeyecekti.

1) Ubari Vahası - Targa Vadisi Güneybatı Libya
Ürdün’deki Ölü Deniz gibi suyu tuzludur.


2) Huacachina Vahası - Peru
Çölün ortasında, vaha kenarında devamlı yaşayan 100 kişinin bulunduğu küçük bir köyde bulunan “Amerika’nın tek büyük vahası”. Ica şehrinin turistik sayfiye yeri olarak kullanılıyor.



3) Ein Gedi - İsrail
Ölü Deniz’in batısında yer alan en büyük vaha.



4) Chebika Vahası - Tunus
Tunus dağlarının kuzeyinde “Güneşin Kalesi” olarak adlandırılan vaha.


5) Timia Vahası - Nijer
Nijer’in kuzeyinde yer alan vaha ülkenin en güzel vahası olarak biliniyor. Çölün ortasında ağaçlardan portakal ve nar toplamak isterseniz Timia Vahası’na gitmeniz gerekiyor.


6) Gaberoun Vahası - Libya
Sahra Çölün’de bulunan Gaberoun, Libya’nın Sabha şehrine yakın bir konumda bulunuyor. Çok geniş göle sahip ve göl suyu çok tuzlu.


7) Herdubreidarlindir - İzlanda
Odadahraun Çölü’nün, dünyanın en kurak yerlerinden birinin tam ortasında yer alır.

-Kaynaklar-
en.wikipedia.org
news.bbc.co.uk

Dünyanın En Tehlikeli Havalimanları

Dünyanın En'leri, Merak Ediyorum Yorum Yok »

Prenses Juliana Uluslararası Havaalanı (Saint Martin-Doğu Karayipler)


- Juancho E. Yrausquin Havaalanı (Saba Adası-Karayipler)

- Courchevel Havaalanı (Fransa)

 Gustaf III Havaalanı (St. Bart Adası-Karayipler)

- Barra Uluslararası Havaalanı (Barra-İskoçya)

- Madeira Havaalanı (Madeira Adaları)

- Lukla Havaalanı (Nepal)

Çölün Ortasında Kayak -Ski Dubai

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Kış mevsimini çok seviyorsunuz ama bir çölün ortasında yaşıyorsunuz. Paranız da çok. O zaman kışı buraya getiririz! Dubai‘liler yine rahat durmamış, paralarının fazla yer kaplamasını dert edinip çölün ortasına kayak pisti yapmışlar. Mall of Emirates’in içinde bulunan ve 270 milyon dolara mal olan dünyanın en büyük iç mekan kar parkının, 22.500 metrekarelik alanı tüm yıl boyunca gerçek karla dolu; ısı 1 ila -7 derece; 85 metre yüksekliğinde ve 1500 misafiri aynı anda ağırlayabilme kapasitesine sahip.

Çeşitli seviyelerde pistleri bulunan ve en uzun pisti 400 metre olan Ski Dubai’de jet motorlar 6 bin ton gerçek kar üretip, insan yapımı yamaçlara püskürtüyor. Ski Dubai’de, çeşitli zorluk derecelerine göre beş farklı pist var.

Toplam alan: 22.500 metrekare
Ana pist uzunluğu: 400 metre
Ana pist eğimi: %60
Kar makinesinin günlük pompalama kapasitesi: 30 ton
Yüzey kar kalınlığı: 50 cm
Yüzey kar ağırlığı: 6000 ton
Isı: gündüz +1, gece -7 derece
Kapasite: 1500 kişi



Discovery Channel tarafından çekilen ve çalışma prensibini anlatan bir videosu da var:

Bu projeyi kim gerçekleştirdi diye soracak olursanız. Cevap size pek yabancı gelmeyecektir. İstanbul Maslak’da 5 milyar dolar yatırım yaparak inşa etmeyi planladıkları Dubai Towers’la gündeme gelen Dubai International Properties.

Ski Dubai ile ilgili resimler:

-Resmi Web Sitesi-
skidxb.com

Dubai Suni Adalar

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Dubai Şeyhi Rashid Al Maktoum, 2006 yılı içerisinde Formula 1’in efsanevi pilotu Michael Schumacher’e Dubai’de 300 yapay adadan oluşan ve maliyeti 2 milyar dolar olacak “The World“(Dünya) projesinden 7 milyon dolarlık bir ada hediye etti. Niye şimdi söylüyorum bunu? Çünkü bu büyük proje bitmek üzere ve Michael Schumacher’in küçük adasına taşınma vakti geldi.

Dünya haritası şeklindeki adalar topluluğuna Türkiye’den ABD’ye kadar ülkelerin isimleri verildi. Yüzde 30’u satılan adaların içinde Türkiye’yi temsil edeni şimdilik alıcı bulamadı. 14 milyon dolar istenen adanın Türkiye’den bir talibi olmuş ancak görüşmelerden bir sonuç çıkmamış.

Dünya haritası şeklinde inşa edilen yapay 300 adadan oluşan “Dünya”, 55 milyon metrekarelik alana yayılıyor. 9 kilometre uzunluğunda, 7 kilometre genişliğindeki Dünya’nın kumsalı için 350 milyon metreküplük kum kullanıldı. Adaların fiyatları büyüklükleri ve konumlarına göre 7 milyon dolar ile 35 milyon dolar arasında değişiyor. 100 metrelik sularla ayrılan adaların büyüklükleri ise 11.148 ile 41.806 metrekare arasında. Daha önce Dubai’de Palmiye Adası’nı yaratan Nakhel Grubu’nun imzasını taşıyan ada, 2008’de oturulabilir hale gelecek.



Dünya’da David Beckham, şarkıcı Rod Stewart ve İngiliz milyarder Richard Branson’ın adaları var. Dünya’da ada satın almak için sadece para yeterli değil. Yetkililer ada satın alacaklardan banka referansı hazırlamalarını da istiyor.

Michael Schumacher’e ait 7 milyon dolarlık ada. Schumacher’in adası “Antartika” adı verilen adalar topluluğunda bulunuyor.





Aşağıda “The World“ün güzel bir animasyonu var, mutlaka izleyin.

Son olarak 10 Ekim 2007′de Çinli bir emlak zenginine “Shanghai” adı verilen suni ada 28 milyon dolara satıldı.

Satılan adalar kırmızıyla gösterilmiş. Mavi alanlar ise satın alınmayı bekliyor. Nasıl Araplar ticareti öğrenmiş görünüyor değil mi?

-Kaynaklar-
theworld.ae
insaatforumu.com

    Dünyanın En Büyük Binası - Burj Dubai

    Merak Ediyorum 3 Yorum »

    Burj Dubai (Dubai Burcu)
    Dubaililer’in gökdelen çılgınlığı son hız devam ediyor. Bittiğinde 900 metre yüksekliğinde olacak kule şu anda inşaat olarak 600 metreyi geçmiş durumda. Proje için Araplar tam 1 milyar dolar harcamış! Resmi sitesine göre 27.12.2007 tarihi itibarı ile geldiği nokta; 158.kat bitti, 598,5 metrede. Şu an bile dünyanın en yüksek binası.




    Diğer dünyanın en yüksek gökdelenleriyle karşılaştırması. Haziran 2007′de Burj Dubai Petronas Kuleleri‘ni geçmişti. Şuradaki yazımda dünyanın en yüksek gökdelenlerini yazmıştım.




    Resimde günümüz gökdelen inşaatlarında uygulanan prensibe göre temelden en yüksek noktaya kadar yükselen silindirik dev kolonların kalıpları görünüyor. İnşaatta kullanılacak toplam beton miktarı 230.000 m3 ki bu 100.000 filin ağırlığına yada 1.900 kilometrelik bir beton yolda kullanılan betona eşit.

    Gökdelenlerde yükseklik belirlenirken birçok kriter var. Bunlardan en önemlisi asansör kapasitesi. Siz ne kadar yüksek bina yaparsanız yapın insanları yükseğe ve hızlı bir şekilde çıkaramadıktan sonra bir anlamı yok yüksek olmasının. Burj Dubai bu işi çözmüşe benziyor. Resmi sitesinde asansörü yapan firma hakkında bir bilgi yok ama kapasitesi hakkında şöyle deniliyor; 2 kabin olacak, her kabin 21 kişi kapasitesinde ve dünyanın en uzun asansörle taşıma sistemi olacak ve hızı yine dünya rekoru olan saniyede 18 metre olacak. Yangın ve servis asansörü 5.500 kg kapasiteli olacak ki buda bir dünya rekoru.
    Kendi eleştirimi de eklemeden geçemeyeceğim. Çölün ortasında düzlükler üzerinde yaşıyorsun ve inşaa ettiğin binanın çevresi neredeyse bomboş ama sen göğe doğru yükselmek istiyorsun! Yaşadığın yer Manhattan gibi bir adaya sıkışmış ekonomi merkezi de değil. Paranın çokluğu insana neler yaptırtıyor!


    -Kaynaklar-
    burjdubai.com
    flickr.com

    Büyük Gaz Platformu

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    Petrol kaynakları azaldıkça daha maliyetli ve zor olan “offshore petrol arama” çalışmaları giderek artıyor. Arttıkça da yeni mühendislik harikaları ortaya çıkıyor. Bunlardan biride “Troll A“. Shell firması tarafından denizden doğalgaz çıkartılması amacıyla yapılmış. Şu anda “dünyanın insan tarafından yüzeyde hareket ettirilen en uzun yapısı”. Uzunluğu tam 500 metre diğer bir ifadeyle 1/2 kilometre. Ağırlığı 1,2 milyon ton, inşaatında 245.000 m3 beton ve 100.000 ton çelik (ki bununla 15 Eyfel kulesi yapılabilir) kullanılmış. Betonarme perde duvarların kalınlığı tam 1 metre. Son resimde Eyfel Kulesiyle karşılaştırmasını da görebilirsiniz.



    cihanozdemir.com
    -Kaynaklar-
    en.wikipedia.org
    tr.wikipedia.org
    deputy.com
    statoil.com

    Geleceğin Binaları

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

     

    İnşaat alanında 2000′li yıllarda büyük değişimler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. İnşaat teknikleri geliştikçe klasik yapılar yerini daha karmaşık ama bir o kadar da estetik ve ilginç binalara bırakıyor. Aşağıda bulunan 9 ilginç yapının projeleri onaylandı ve hemen hemen hepsinin inşaatına başlanıldı. Gelecekte bu tür binaları sıkça göreceğiz anlaşılan.

    1. Su (Aqua), Amerika (websitesi)
    2009 yılında Şikago kentinde hizmete girmesi bekleniyor.

    2. Şikago Kulesi, Amerika (websitesi)

    2010 yılında bitirilmesi düşünülmektedir. Bittiğinde 609m yüksekliğe sahip olacak

    3. CCTV Merkezi, Çin (websitesi)

    234m yüksekliğe sahip.

    4. Regatta Oteli, Jakarta (websitesi)

    5. Antilia Yapısı, Hindistan (mimarının websitesi)

    6. Rusya Kulesi, Rusya (mimarının websitesi)

    2012 yılında bitirildiğinde Eyfel Kulesi’inin yüksekliğinin 2 katı olacak. Aynı zamanda Avrupa’nı

    Dünyanın En Pahalı 10 Tablosu

    Dünyanın En'leri, Merak Ediyorum Yorum Yok »

    10. $55,000,000 Femme aux Bras Croises - Pablo Picasso (2000)

         

    Femme aux Bras Croises

    adlı tablo, 1901 yılında Pablo Picasso tarafından yapıldı.
    8 Kasım 2000 tarihinde New York’ta 55 milyon dolara satıldı.

    9.$60,500,000 Rideau, Cruchon et Compotier - Paul Cézanne (1999)

    Cruchon et Compotier adlı tablo 1893-1894 yıllarında Paul Cézanne tarafından yapıldı.
    10 Mayıs 1999 tarihinde New York’ta 60,5 milyon dolara satıldı.

    8.$71,500,000 Portrait de L’Artiste sans Barbe - Vincent van Gogh (1998)

    Portrait de L’Artiste sans Barbe (Van Gogh’un sakalsız kendisini resmettiği tek tablosu, diğer çalışmalarında kendisini hep sakallı resmetmiştir), 1889 yılında Van Gogh tarafından yapıldı.

    1998 yılında New York’ta 71,5 milyon dolara satıldı.

    7.$76,700,000 The Massacre of the Innocents - Paul Rubens (2002)

    The Massacre of the Innocents-Masumların Katliamı“, Paul Rubens tarafından 1611 yılında yapıldı.
    2002 yılında New york’ta 76,7 milyon dolara satıldı.

    6.$78,100,000 Au Moulin de la Galette - Pierre-Auguste Renoir (1990)

    Au Moulin de la Galette, 1876 yılında Pierre-Auguste Renoir tarafından yapıldı.

    17 Mayıs 1990 tarihinde New York’ta Kağıt İmalatıyla uğraşan Daihowa şirketinin sahibi japon iş adamı Ryoei Saito’ya 78,1 milyon dolara satıldı.

    5.$82,500,000 Portrait du Dr. Gachet - Vincent van Gogh (1990)

    Portrait du Dr. Gachet, Van Gogh tarafından yapıldı.

    1990 yılında New York’ta Japon iş adamı Ryoei Saito’ya 82,5 milyon dolara satıldı.

    4.$95,200,000 Dora Maar with Cat - Pablo Picasso (2006)

    Dora Maar with Cat 1941 yılında Pablo Picasso tarafından yapıldı.
    3 Mayıs 2006 tarihinde New york’ta 95,2 milyon dolara adı bilinmeyen bir koleksiyoncuya satıldı.

    3.$104,000,000 Boy with a Pipe - Pablo Picasso (2004)

    Boy with a Pipe, Pablo Picasso‘nun en pahalı tablosu olma özelliğini korumakta.

    4 Mayıs 2004 yılında sürpriz bir astronomik fiyata, 104 milyon dolara New York’ta satıldı.

    2.$135,000,000 Adele Bloch-Bauer I - Gustav Klimt (2006)

    Adele Bloch-Bauer I tablosu 1907 yılında Gustav Klimt tarafından yapıldı.

    2006 yılında rekor bir fiyatla, 135 milyon dolara kozmetikci Ronald S.Lauder’e satıldı.

    1.$140,000,000 No. 5, 1948 - Jackson Pollock (2006)

    No.5, ekspresyonist Jackson Pollock tarafından 1948 yılında yapıldı.

    Resmi olarak onaylanmasada özel bir satışla, şu ana bir tabloya verilmiş en yüksek fiyata, 140 milyon dolara Fintech Danışma Şirketi ortaklarından David Martinez’e satıldı.

    Hareket Eden Kayalar

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    “Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor… Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir”. (Bakara Suresi-74)

    Kaliforniya’nın güneydoğusunda bulunan Ölü Vadi dünya üzerindeki çözülemeyen birkaç gizemden birini barındırıyor. Kurumuş bir tuz gölü üzerinde koca düzlükte küçük tepecikler gibi duran kayalar kendi kendilerine! kayarak hareket ediyorlar yada şu ana kadar anlaşılamayan bir etki kayaların kaymasına neden oluyor. Bilim adamlarının araştırmaları sonucunda bu olayla ilgili birkaç tahmin yürütülmüş ama hala bir sır olarak kalmaya devam ediyor.


    Hareket eden kayaların ağırlığı bazen 300 kiloyu geçebiliyor ki bu bile insanı şaşırtabiliyor. Gözlemler kayaların hareketini doğruluyor ama hangi etkiden dolayı olduğu hala bilinmiyor.


    Bu olayın nedenleriyle ilgili bilim adamları 4 tahmin yürütmüş:

    1- Uzunluğu 4 kilometre, genişliği 2 kilometre olan kurumuş tuz gölünde yüzey silt ve kilden oluşuyor. İklim ise bölgede kurak. Yağmur yılda sadece 5 cm civarında yağıyor. Yağmur yüzeyi kaygan hale getiriyor ve kayalar bu yüzey üzerinde kayıyor. Bana saçma geldi çünkü 300 kiloluk bir kayayı sel olsa yerinden kaldıramaz.


    2- En favori cevaplardan biri rüzgarla hareket ettikleri. Yörede esen rüzgar güneybatıdan kuzeydoğuya doğru esiyor. Birçok kayan kayanın yönüde bu doğrultuda. Yağmur yağdığında zemin ıslakken, sert rüzgar kayaları yavaş yavaş hareket ettiriyor deniyor.

    3- Hayvanlar veya insanlar tarafından hareket ettirildikleri. Çölün ortasında her sabah erkenden kalkıp “bugünkü hedefim kayaları 1 metre sürüklemek” gibi kimsenin bir misyon yüklenecek olduğunu sanmıyorum.

    4- Buz yardımıyla hareket ediyorlar. Bazı yıllarda gölün tabanı ince bir buz tabakasıyla kaplanıyor. Kuvvetli rüzgar buz tabakasını kayalarla birlikte hareket ettiriyor. Bu sav fazla tutarlı bulunmuyor çünkü hareket eden buz tabakası yüzeyde bir iz bırakması gerekirken bu izlere yüzeyde rastlanmıyor.


    Burada en favori açıklama kayaların rüzgarla hareket ettiği. Bana kalırsa bu bile tutarlı bir tahmin değil. Kayaların rüzgarla bir çalı gibi sürüklenmesi bana pek mantıklı gelmiyor. Bu haberi ilk okuduğumda rahmetli Barış Manço’nun programı aklıma geldi. Programın bir bölümünde sürücüsüz bir arabayı tepenin en alçak noktasında çalışmadan boş viteste bırakıp tepenin en yüksek noktasına kadar arabanın kendi kendine çıkmasını seyretmiştim. Bu olayın o zamanlar insanın görüş açısıyla ilgili olduğu, aslında arabanın yüksek noktadan alçak noktaya indiğini açıkladılar. Sanki burada da aynı mantık varmış gibi geldi bana, ne dersiniz?

    -Kaynaklar-
    geology.com

     

    Yalan Nedir

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    bugün nefret edilen ama bir o kadar da talep gören bir huya değinmek istedim dilimin döndüğünce.
    yalan nedir diye bir soru yöneltsem eminim farklı cevaplar alırım.zira birazcık nette yaptığım araştırmalarda yalanın,

    - insanların kendini kandırması
    - dildeki yara
    - sığınacak liman
    - hastalık
    - vicdansızlık
    - gerçeklerle yüzleşmekten korkmak
    - alışkanlık
    - egolarını tatmin etmek Devamını Oku… »

    İngiliz Anahtarı İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    1835’ te Solymon Merrick, ingiliz anahtarını tasarladı. İnsanoğlunun pratik zekasının bir ürünü olan ingiliz anahtarı ile vidaların büyüklüğü önemini yitiriyordu. Çünkü genişleyebilen ucu sayesinde her boyuttaki vida için kolayca kullanılabiliyordu.

    Kibrit İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

     1680’ de Robert Boyle, kükürtlü kibrit aracılığıyla ateşi elde etmeyi becerdi. Keşfedilmesinin üzerinden binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen ateş pratik halde elde edilemiyordu. Önceleri bir çelik, bir metal parçasına sürtülüyor ve ateş elde ediliyordu. Boyle’ nin kibriti, zımpara kağıdına sürtülmek suretiyle ateş alıyordu. Ardından fosforlu kibritler de üretilmeye başlandı.

    Mürekep , Bant , Parşömen İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    MÜREKKEP : Kağıdın icadıyla paralel kullanılan mürekkep, Çinliler tarafından bulunup geliştirildi. MS 400’ de yaklaşık olarak bugün kullandığımız halini aldı. Renk pigmentleri veya boyar maddelerin sıvıda çözündürülmesiyle elde edilen mürekkebin ilk dönemlerdeki hammaddesi ise yanmış çam odunu, kuzu yağı, eşek derisi jölesi ve miskti.

    PARŞÖMEN : Eski Mısır firavunlarından biri Anadolu’ ya papirüs vermeyi reddedince, parşömenin hikayesi başlar. Anadolu’ daki Bergama kitaplığının İskenderiye’ ye rakip olmasından rahatsız olununca papirüs gönderimi durmuştur. Bergama hükümdarı, koyun ya da keçi derisinden papirüsün yerini tutacak ve yazı yazmaya uygun bir madde hazırlanması istedi. Yunanca “Pergament” adını taşıyan parşömen böylece doğdu.

    YAPIŞKAN BANT : 1921’ de Amerikalı R. Drew, yapışkan bant fikrini ortaya attı. Avrupa’ da “seloteyp” adıyla piyasaya sürülen bu bandın bir yüzü, “selüloz” adı verilen ve yapışkan olan saydam bir plastik şeritten oluşuyordu.

    TUTKAL : Tutkal ilk olarak 1750’ de İngiltere’ de yapıldı. Tutkal önceleri balıktan elde edilmiş, daha sonraları plastik, hayvan kemikleri, nişasta, süt proteinlerinden elde edilen türevleri ile yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Fotokopi Makinası İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    Bugün kullandığımız fotokopi makineleri ilk olarak 1942’ de Chester Carlson tarafından geliştirilmiştir. Amerikalı mucit Chester Carlson, 1938’ de de elektrostatik fotokopi makinesini icat eden kişidir. Fotokopi makineleri sayesinde gerekli dokümanları çoğaltmak kolaylaşmış oluyordu. Bu da büyük bir işgücü kazanımı anlamına gelmekteydi.

    Elektrikli Süpürge İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    1901’ de Hubert Booth, elektrikli süpürgeyi icat etti. Booth’ un elektrikli süpürgesi o kadar büyüktü ki atlı bir arabayla çekilmesi gerekiyordu. Fakat süpürgenin performansı gayet iyiydi; öyle ki İngiliz Kralı VII. Edward taç giyme töreninden önce salondaki halının bu süpürge ile temizlenmesini istemişti.

    Fermuar İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    Fermuarın icadında her ne kadar tek bir mucitten söz etmek zor olsa da asıl katkıyı 1893’ de W.L. Hudson’ un yaptığı söylenebilir. Fermuarın hayatımıza girmesi oldukça zaman almıştır. İlk fermuar tasarımının o kadar ürkütücü bir görüntüsü vardı ki pek çok üretici seri üretimi yapmayı reddetmişti. Fermuar, günümüze kadar gelişmiş ve hayatımızdaki pratik malzemelerden biri olarak yerini almıştır.

    Civalı Barometre

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    1643’ te Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Torricelli, vakum ve basınç üzerine deneyler yapmaktaydı. Yarıya kadar cıvayla doldurduğu bir kaba, yine ağzına kadar cıvayla dolu bir tüpü ters çevirip batırmıştı. Havanın basıncına bağlı olarak tüpteki cıvanın oranı bir miktar azalmaktaydı. Böylece bugün “cıvalı barometre” olarak bildiğimiz cihaz ortaya çıkmış oldu.

    Posta Pulu , Posta Kutusu İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    POSTA PULU : 1837’ de Rowland Hill, ilk posta pulunu tasarlayıp kullanımını sağladı. Hill posta pulunu yaptıktan sonra İngiltere kralı tarafından şövalyelikle ödüllendirilmiştir. Bugün halen kullandığımız, her biri birer sanat eseri sayılabilecek pullar, önceleri sadece kralın yazışmalarında kullanabildiği bir işaret iken zamanla tüm posta sistemlerince kabul görmüş ve yaygınlaşmıştır.

    POSTA KUTUSU : 1891’ de Philip Downing, posta kutusu sistemini geliştirdi. Posta sisteminin her geçen gün daha sağlıklı işleyebilmesi için günümüze kadar pek çok insan bu gelişime katkıda bulunmuştur. Bu sayede posta işaretleyicileri, işlem iptal eden cihazlar, posta mühürleri, otomatik posta sınıflandırma cihazları yaşamımızda yerini almış, mektupların daha sistematik bir şekilde sınıflandırıp gönderilmesine olanak tanımıştır.

    Ayna İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    1903’ te Emil Bloch, aynayı geliştirdi. Tarih boyunca parlatılmış bir metal ya da taş ayna olarak kullanılmıştır. Daha sonraları cam yüzeylerin arkasına yapıştırılan koyu renkli kumaşlar da aynı amaçla kullanılmıştır. İlk modern ayna ise Bloch tarafından, düz camın gümüş veya altın folyo ile kaplanmasıyla elde edilmiştir.

    Gaz Maskesi İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    1914’ de Garet A. Morgan’ ın geliştirdiği gaz maskesi, Erie Gölü altındaki patlamada 32 maske kullanıcısın hayatta kalmasından sonra çok tutulmuştur. Patlamadan sonra pek çok firma Morgan’ ın gaz maskelerinden sipariş vermiştir. Sonraları Amerikan ordusu gaz maskesine son halini vermiş ve resmen kullanmaya başlamıştır.

    Kaşık , Çatal , Bıçak İcadı

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    KAŞIK : Paleolitik zamanlardan beri kullanılan kaşıkların atası deniz kabuklarıdır. Kaşığın Latince ve Yunanca’ daki karşılığı “spiral şekilli sümüklüböceği kabuğu” anlamına gelen “cochlea” kelimesinden türetilmiştir. Günümüzdeki formunu ise MS I. Yüzyılda Romalılar vermiştir.

    BIÇAK : Tarihte kesin olarak ne zaman icat edildiği belli olmayan bıçak, günümüzde mutfaklarda ve yemek masalarında dizayn edilseler de tarihin ilk dönemlerinden başlayarak yakın bir zamana kadar öncelikle silah olarak kullanıldı. Ortaçağ Avrupası’ nda ev sahibi masaya bıçak getirmezdi, çünkü herkesin bıçağı belindeydi. Ancak şiddet artmaya başlayınca 1669’ da Fransa Kralı 14. Louis’ in bütün sivri uçlu bıçakların yemek masalarında kullanımını ve sokaklarda taşınmasını yasaklamıştır.

    ÇATAL : Çatalı ilk kullananların Yunanlılar olduğu sanılmaktadır. Çatalın yemek masalarındaki kullanımı MS 7. yüzyılda Ortadoğu’ daki zengin ve itibarlı ailelerde görülmektedir. 13. yüzyılda Bizanslılar’ a onlardan da İtalyanlar’ a geçmiştir. Fransa da ise “gösterişe kaçıyor ” diye kabulü yavaş olmuştur. Çatal, 1600’ lerin ortalarından itibaren tekrar itibar kazanmış, kraliyet ailesi ve zengin sofralarının vazgeçilmez lüksü olmuştur. Günümüzde ise hepimizin vazgeçilmez ihtiyacıdır.

    Mikrodalga Fırın İcadı

    Merak Ediyorum 1 Yorum »

    Yiyecekleri radyo dalgaları ile ısıtan bir fırın fikrinin patentini 1945’ te Amerikalı mucit Percy L. Spencer almıştır. Yiyecekler, mikrodalga adı verilen radyo dalgalarıyla bombardıman edilir, bunun neticesinde moleküler titreşerek yiyeceğin ısınmasını sağlar. Mikrodalga fırınların kapağındaki metal teller ise mikrodalgaların fırından dışarıya çıkıp insanlara zarar vermesine engel olmaktadır.

    
    Tema & Yazılım Düzenleme : Koray Yalçın   1998 - 2009 Copyright © Tüm Hakkı Saklıdır. 
        Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş