Kayıplara karıştım… bir gün her kentin, kayıplar listesine kazındı adım…
Bu ben miyim? Ne önemi var bunun… Garip bir suretim yalnızca, yanınızdan geçerken bakındığınız… sizi umursamayan, bilinmedik ezgiler mırıldanan…
Beni anlamanız gerekmiyor, sorgulamayın içinizde durmadan… ne olduğum ya da neler olabileceğimde ilgilendirmiyor sizi…
Aynalara bakıp, arada sırada gülümseyin… bu kadar ketum olmayın. Çevremde asık suretler görmekten sıkıldım…
Bir gün bir çocuğun gülümseyişinde kayıplara karıştım…
Adımı sormayın artık soluk gazete arşivlerine… o kente uğramıyorum uzun süredir… yaşamınızdan çok uzaklardayım… siz yine hep bilindik saçma sapan ritüellerle yaşıyorsunuz… kısırdöngüye sarmış yaşamınızı izliyor ve bazen alay ediyorum sizlerle… kara gözlükleriniz mi, sebebi körlüğünüzün? Ya da gelip geçici bir şey mi bu? Genetik mi? Her hangi bir ırkla aranızdaki üç farktan birimi yoksa…
Tiksiniyorum… hayır, sizinle bir ilgisi yok… kişiselleştirmeyin her şeyi… yalnızca yaşamaktan tiksiniyorum çokça…
Bir şarkı çalıyor… durmadan aynı şarkıyı dinliyorum… tekrar başa dönüyor, tekrar başa, tekrar başa… (hangin around- cardigans)
Hep bir parça eşlik ediyor yaşamıma… bir film şeridi yaşıyor içimde… durmadan çekiliyoruz… kameraman, kes artık şunu diye bağırıyoruz… kimse çıkmıyor ortaya…
Herkes nereye kayboldu… karartıda kayıp mı oluyoruz… her gün yeni bir karar alıyorum… kararlarım birikiyor içimde… beynimde karıncalar kovalanıyor… kesin şu müziği, kameraman sen de kes artık şunu! Defolun başımızdan!
Oyunlarınızı başkalarıyla oynayın…
Deliliğimiz ve biz… gecede hep bir şeyleri aradım… hani şu hep bahsettiğim, bilinmedik ezgileri mırıldanan kulağıma sen miydin?
Neden ellerim üşüyor? Ve ben böyleyken, hala neden güneş doğuyor…
Bakmayın bana, ben biraz farklıyımdır… güleç bir yüzüm vardır oysa…
Gülümserim, ama sahtekarca da değil,içimden geldikçe… komiğimdir birazda… ironiye vururum ülkece başımıza gelenleri… kızarım… anlatmaktan ve hiçbir şey yapamayacağımızı bilmekten yorulurum… tiksinirim…
Çekip giderim sahil kenarı bir parka, çoğu kez… bir şeyler karalarım… bakarsınız, bense görmem hiç birinizi… burada olmam çoğu kez… bir yerlere dalıp giderim… anneannem, kabuslarıma giren babaannem gelir aklıma… ürkerim… çocukken, zihnimde anlamlandıramadığım şeyleri anlamlandırmaya çabalarım…
Sonra kızarım kendi kendime “hey! Geçmişini sorgulama dememiş miydim sana?”…
Sonra her şey başa sarar…
“_Soluk alıp verdikçe koşmalısın… ilerlemeli…” diye söylenir bir ses derinlerden…
Ben, uzaklardayım bilmek istersen eğer… hiçbir şeye gülümseyemiyorum bazen… her şey öyle yavan ki… burada olmaktan utanç duyuyorum ve Tanrım: “_eğer beni duyuyorsan, bir yanlışlık olduğunun farkındayım… buraya ait olmadığımı sende biliyorsun… bu insanlar çok garip… kötü ve emeksiz ne varsa kabulleniyorlar… emek unsuru ne varsa itiyorlar bir kenara… mesleklerinde çok iyi olan insanları, birkaç çapulcuya değişiyorlar… alt kültüre ait ne varsa benimsiyorlar ve git gide her şeyi alt kültüre çekiyorlar… boğuluyorum burada… gülümsemek git gide zorlaşıyor… dört yaşında bir çocuk yardımcı oluyor benliğimi korumama… boğuluyorum Tanrım… boğuluyorum…
Tuba DURAN
www.kaos.gunlugu.com
Son Yorumlar