Kategori arşivi: Denemeler

İntihar Düşüncesi

Ne yapacağımı bilemiyorum kafamda bir sürü soru işareti var.

Ben simdi ne yapacağım sonum ne olacak?

 Felaketler geldimi üst üste geliyor.

 Hayatımda düzgün giden hiçbir şey yok peki ya çözüm ne ,  sonucun değişmeyeceğini bildiğim halde sonuna kadar savaşmak mı? Yoksa en kısa ve en kökten olan çözüm intihar etmek mi?  
   Bana göre en iyi çözüm intihar etmek çünkü o zaman hiçbir şey düşünmeyecğim ve hiçbir şeyin tasasını çekmeyeceğim ne okulumun bitmeyecek olmasını, ne ailemin yüzüne bakamayacak oluşumu, ne doğru düzgün bir iş bulamayışımı hatta etrafımdakilerin kısa zamanda buldukları ve benim bulduğum işlerden daha kallavi bir iş oluşunu yanıma gelip sevincini paylaşma duygusu altında ama aslında bana hava atışını düşüneceğim ve bunların yanında daha birçok şey hayatta beni kimsenin arzuyla sevmemesini ilişkide taviz veren tarafın ilişki için çırpınan tarafın benim olmamı evet bütün bu düşüncelerden kurtulmanın tek yolu intihar…

 Peki intihar edecek kadar cesur muydum? 

Ya da intihar edecek kadar korkak mıyım? 

İntihar nasıl bir duygu cesaret mi istiyor yoksa bu hayattan bıktığım için ve bana ne getireceğini bilmediğim için gelecekten korktuğum için mi bunu istiyordum karar veremedim ama sadece şunu biliyordum intihar etmeyi her şeyden daha çok istiyorum sebebi ne olursa olsun.   

    İşte tam bu esnada bu düşüncemin alevlendiği esnada bu işi yapacam dediğim anda bir an duruyorum ve düşünüyorum.  İyi de intihar etmek günah değil mi bunu yapanların yeri cehennem değil mi?  
Ve bunun ardından başka bir soru  geliyor aklıma gerçekten benim günahlarım ne kadar sevaplarım ne kadar ya sevaplarım çoksa ya cennete gideceksem şimdi cehenneme kombine bilet almak ne kadar akıllıca olacak sorular böyle ardı ardına gelirken bir an bakıyorum intiharla başladığım düşünceler başka yerler de bitiyor ve şunu anlıyorum ben intihar edecek kadar cesur değilim gelecekten korktuğum kadar ölmekten de korkuyorum…
Emrah Selim Özen

Kendimi Arıyorum , Ölü yada Diri

Kayboldum sanırım  …

 Dalga geçen sizin gibi olsun,

 Yazıyı okuyan da..

Genç kız yürüyor ….    diye yazıyor Peter Morgen , nasıl olup da geri dönecek kendini bulmak için …

Hep kendini kaybettiği zamanlarda aynaya bakardı kendi yüzünü eli ile kontrol eder derin bi oh çekerdi kaybolmamışım diye fakat şu an aradığı sureti yada somut olan bedeni değildi kendisinin ruh u idi aynada wardı ama yoktu varlıkla yokluk arasındaki o yol da kaybolmuştu.

 Ölü olduğuna inandı ama aynada kendini görüyordu saplandı kaldı ne kendisini buldu nede gördüğünün kendisi olup olmadığını .

YAŞA-M

Yaşam neydi yada yaşamak nasıl birşeydi?Genel geçer tanımlara mı sahipti,yoksa herkes için farklı anlamlar mı içerirdi?Y.Erdoğan demişti ya hani:’soyulur muydu kabuğu hayatın,yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?’Belki de yaşam konulduğu kabın şeklini almayan tek akışkandı.

Onca şey söylenilmişti üzerine;farklı betimlemelerle,farklı karakterlerin içinde yer aldığı öykülerde,romanlarda bazen şiirlerde,filmlerde;insan mahsulü herşeyde.Hiçbiri tam bir tanımını yapamıyordu hayatın’ diğer insan’a göre,oysa’ yaratıcı olan insan’a göre tam da bu olmalıydı işte.İçinde yaşadığı şeyi ne kadar da merak etmişti insan-deryanın içinde deryadan bi haber yaşayanlar da bu gruba dahil edilebilir,en azından bu benim yazımda olabilir.evet dahil ediyorum.-,ne özel ne önemli bir hale getirivermişti.Çünkü aslında bazen ukalaca ve belki çok görmüş geçirmiş bir edayla söylenen:’Dünya senin etrafında dönmüyooo olm/kızım!!’  geri dönmez bu seda gerçek dışı.Neden mi?Dünya benim /bizim etrafım(ız)da dönüyor da ondan.Yaşanan tek gerçeklik benim/bizim yaşadıklarım(ız).Bu yüzden işte,yaşam;kişi ne yaşıyorsa ne yaşadıysa,ne gördü ne bildiyse bundan ibaret.Yaşam genel geçer değil,öznel.Düşünsenize bu dünyanın hatta abartıp o bilmedikleri evrenin kendileri için yaratıldığını-ki kelimeden ulaşılan bir yaratıcının varlığıdır-düşünenler aslında ne de büyük bir çelişki içerisindeler-beni şaşırtmadı-.Bu fikirle beslenen insanların kendi yarattıkları – her nasılsa cümlenin tam da bu noktasına cuk uyan, o yere- Araf’a a sıkışmış oldukları ortada.İKİ DÜNYA ARASINDA KALAKALMAK,NE BURAYA NE DİĞERİNE AİT OLMAK…

Belki de yaşam;diğer yarını aramakla geçirdiğin zaman içinde biriktirdiğin deneyimlerin bütünüdür.Bazen asıl amaç unutulur,bazense bir saplantı haline getirilir;yani ya bulunur yada hep aranır.

                              Seni bulduğum gün değişmişti herşey

                              Artık ne ben eski bendim,ne sen eski sen…

Ben onu siliyorum artık hem de iz kalmamacasına

Kara tahtaya tebeşirle yazılmış kelimeleri silmenin zor olduğunu hatırlıyor musun?
Evet,silinirdi ama mutlaka izi kalırdı….
Dikkat edilirse pekala okunabilirdi geride kalan gölge harfler…
Bu silintilerin üzerine yeni tebeşir darbeleri…
Bir daha silmeler ve yine illa ki tebeşir izleri….
Silik….Harf harf…Belli belirsiz…
Ben onu siliyorum artık….
Hem de iz kalmamacasına…
Bastıra bastıra silgiyi…
Ama ne gam..Kara tahta iz tutyor…
Silgi elimden düşüyor zaman zaman…
Eğilip alıyorum üşenmeden…
Ve ben silmeye devam ediyorum…………………

çabamın bavulu

…tek bildiğim, dün babamın bugün benim ödediğim faturaların üzerindeki her harfin benim bavulumdan çalındığı. tek bildiğim, her sabah o iğrenç çalar saatin alarmının melodisinin bir zamanlar bir başkasının bavulundaki bestelerden çalındığı. tek bildiğim, bugün herhangi bir ofisin fotokopi makinesinden kağıda yayılan kopyanın kim bilir kimin bavulundaki röprodüksiyon denemelerinden çalındığı. tek bildiğim tüm bunları hem benim çaldırdığım, hem onların haince benden aldığı…ama geri alacağım, o zinciri kıracağım ve o çabalarımın karşılığına varacağım, biliyorum.

isveç akademisi’nin değerli üyeleri ve değerli konuklar ve onlardan da değerli  romanlarımı çalanlar ve o matematik öğretmeninden fotoğraflarını ve o dış ticaret uzmanının şarkılarını ve tüm amatör tiyatrocuların oyunlarını ve heykeltıraşların kirli ellerini ve ressamların fırçalarını çalanlar ve bizzat kendim ve dahi sevgili babam, o bavulu geri istiyorum ulan !

ruhuma sahip olabilirsin ama bedenime asla

…hava da sogukmus. üsüyo mu ki acaba? kalin birseyler giyseydi üstüne bari. hiç isik da yok etrafta, kafami kaldirip bakiyorum ama güç bela seçiliyo silüeti. bir tuhaf gölge sadece, yildizlarin arasinda gecenin karanliginda zar zor ayirt edilebilen. nasil simdi yüz ifadesi, sesi iyi geliyo gerçi ama… yorgun mu bakiyodur? endiseli midir? sasirmis midir? mutlu mudur? anlayabilmek için ne var ki elimde? bedensiz olmuyo mu yoksa? yoksa insan noolursa olsun görüp dokunmayinca, koklamayinca, kendi bedeni üstünde duymayinca onu hiçbirsey hissedemiyor mu? ama bu içimdeki ne o zaman? en tuhaf zamanlarda bir gelip bir giden bu tuhaf kelebek uçusmalari midemde? ya bu ellerimin titremesi, nerden çikti ki? bedensiz, çiplak, bir basina bir ruh bunu yapabilecek kadar güçlü olabilir mi? uzakligi asip ta içine isleyebilir mi insanin? yapabiliyormus demek…

Derste ..

nefes almak bu kadar zor gelirken inadına yaşamaya çalışmak ve her seferinde biraz daha sona yaklaşmak…

belki de aslında yaşamak istememek ama bir taraftan da bırakamamak nefes almayı,durduramamak zamanı ve her geçen saniye biraz daha yok olmak..

kafanı kaldırdığında sana bakan onlarca çift göz ama dudaklarda kocaman bir gülümseme sen her saniye yok olurken senin yokluğunla var olan bir sürü canlı…

her geciken kalp atışı senin sonunu hazırlarken başkalarına mutlu yarınlar bırakıyor..NE GARİP!!!

ölmek isteyip ölememek asıl zor olan!yaşamak bu kadar zor gelirken neden ölmeyi denemiyoruz o zaman?neden cesur değiliz ölebilecek kadar??

yok olmak mı ölmek mi?hangisi daha az acıtır??aslında cesaret isteyen hangisi?..

BİLMİYORUMMMMMM!!!

Otobüste ..

Güneşin en parlak olduğu anda dünyayı gözlerinin önündeki simsiyah perdenin arkasından kapkaranlık görmek.. Bilmiyorum neden böyle, güneşin bana neden görünmek istemediğini anlayamıyorum bir türlü.. Ama inanıyorum, inanıyorum bir gün benim gözümdeki siyah perdenin de kalkacağına ve işte o zaman güneşin tüm güzelliğini ve dünyanın tüm renklerini görebileceğime.. Belki çok uzak belki çok yakın belki de hiç bilmiyorum ama bu bilinmezlik inanmama engel olamıyor.. İNANIYORUM… Zaten yaşamak inanmak, çabalamak üzerine kurulu değil mi?? Zaman zaman çok mutlu olmak, zaman zaman mutsuzluğun zirvesinde dibe vurmuş olmak değil mi hayat?? Okumaya devam et

Yine de …

Çok zaman geçti üzerinden…. Ben büyüdüğümü hissediyorum artık. O kadar acı çektim, o kadar gözyaşı döktüm ve o kadar çok yıprandım ki artık hayatın bana oynadığı oyunlara aldırmıyorum bile..

Ama bildiğim birşey var ben gerçekten öğrendim sevmeyi!!! Kimsenin bunu haketmediğini bile bile… Zaten sevmek bu değil mi?? Ateşin yakıcılığına aldırmadan, durup düşünmeden hatta gözünü bile kırpmadan alevlerin arasına atlamak değil mi aşk?? Peki gerçekten yanmaya değecek şeyler yaşanabiliyor mu??

Tüm olumsuzluklara, tüm acılara rağmen “iyi ki vardı” diyebilecek kadar güzel yaşanmışlıklar da kalıyor mu geride?

Anlamıyorum, anlayamıyorum…

Neden hiç kimse bu soruların cevabını bilemezken her şeyi göze alarak aşık olmak istiyorum der? Nasıl bir duygu ki bu! Hayatımızdan, bizden alıp götürdüklerini gözardı edebilmek bu kadar kolay olmamalı!!! Bir cevap istiyorum..

Çok yoruldum ben bu bilinmezlikten!!!

Yine de söylüyorum ;

AŞIK OLMAK istiyorum……

Martılar Çıldırmış Olmalı

Ben Istanbul Bostanci’da yasiyorum. Bostanci sahile yakin civil civil bir mekandir. Pazar gunu evden biraz gec cikmistim. Hava biraz soguktu ama icimden yurumek geldi. Yolumun uzerinde bir su  kanali vardi. Tam oradan geciyordum; bir baktim Martilar neredeyse bitmek uzere olan kanalin sulari icerisinde yiyecek ariyorlar.Onlari seyretmeye basladim. Bir yandan da guluyordum. Ortada balik falan yoktu. Aslinda ciliz bir sekilde akan sudan baska  hic bir sey yoktu. Ama martilar sanki  her yer yiyecek doluymus gibi cigliklar atiyorlardi. Bir de ustelik gorunmez yiyecekleri digeriyle paylasmak istemezcesine birbirleriyle didisiyorlardi… Okumaya devam et