PARALEL EVRENLER

Arastirma Yorum Yok »

BRIAN GREENE: Çoğumuz bu ekstra yüksek boyutları gözümüzde canlandıramayız.  Mesela ben bunu yapamıyorum ve bu bir sürpriz değil.  Bizim beyinlerimiz günlük yaşamda üç boyutu algılayacak şekilde gelişmiştir.  O halde ekstra boyutlar nasıl hissedebiliriz?

Bunları hissetmenin bir yoluda sinemaya gitmek.

PARALEL EVRENLER (Video)


(İzlemek için resme tıklayınız)

Devamını Oku… »

Amenerrasulü okumanın hükmü

Arastirma Yorum Yok »

”Aklı başında hiçbir adam görmedik ki Bakara Suresi’nin son iki ayetini okumadan uyusun.”

Bu söz Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye (ra) aittir. Bakara Suresi’nin son iki ayetinin ne kadar önemli olduğunu Kainatın İftihar Tablosu’ndan bizzat işitmişler ve bu iki ayeti hayatları boyunca uyumadan önce okumuşlar.

Hz. Peygamber “Amenerrasulü” diye başlayan Bakara Suresi’nin son iki ayeti hakkında bakın neler buyuruyorlar: “Her kim geceleyin Bakara Suresi’nden bu iki ayeti okursa ona yeter.” “Allah Teala, Bakara Suresi’ni iki ayetle sona erdirdi ki, bunları bana, Arş’ın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar salattır (namazdır), hem duadır, hem Kur’an’dır.”

Efendimiz’in (sas) bu kadar önemle vurguladığı Bakara Suresi’nin son iki ayetinin meali hakikaten çok muazzam hele de bu günlerde daha da bir anlam kazanıyor. Şöyle ki; “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de. Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. “O’nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” dediler ve eklediler “İşittik ve itaat ettik ya Rabbena, affını dileriz, dönüşümüz Sana’dır.

Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbena! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbena! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ya Rabbena takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma. Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize. Sensin Mevlamız, yardımcımız. Kafir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize.”

Şimdi teklifimizi yapalım: Efendimiz’in buyurduğu gibi bu iki ayeti bir hafta içinde bilmiyorsak önce kendimiz öğrenelim sonra eşlerimize, çocuklarımıza öğretelim ve bugünden itibaren her gece yatmadan önce mutlaka okuyalım.

OKUNUŞU: Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü’minun, küllün amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadin min rusülih, ve kalu semi’na ve ata’na gufraneke rabbena ve ileykelmesir. La yükellifullahü nefsenilla vüs’aha, leha ma kesebet ve aleyha, mektesebet, rabbena latüahızna innesiyna ev ahta’na, rabbena vela tahmil aleyna ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina, rabbena vela tühammilna, mala takatelena bih, va’fü anna, vağfirlena, verhamna, ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn.

MEALİ: Peygamber, kendisine Rabbinden indirilen Kur’ân’ı tasdik edip ona îman etti. Mü’minler de onunla beraber îman ettiler. Onların hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îman etti. Onlar, “Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız; birine inandığımız gibi hepsine de inanırız” diyerek îman getirdiler. Ve dediler ki: “İşittik ve emrine uyduk. Affını ve mağfiretini dileriz, ey Rabbimiz! Varılacak yer Senin huzûrundur.” Allah kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef tutmaz. Herkesin kazandığı hayır kendi lehine, işlediği günah da kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Unutulur veya hatâya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesâba çekme.Ey Rabbimiz! Bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır vazifeler ve musîbetler verme. Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyi de yükleme. Günahlarımızı affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız Sensin. Kâfirler gürûhuna karşı Sen bize yardım et.

MP3 okunuşunu indir

(hanimlar.com)

Shoshone National Forest Canyons at night

Arastirma Yorum Yok »

Tok tutan fast food

Arastirma Yorum Yok »

Pelikan duruşu

Arastirma Yorum Yok »

Cama bırakılan yumurtalar

Arastirma Yorum Yok »

Elde tutmak

Arastirma Yorum Yok »

Kavga sizlere yakışmıyor arkadaşlar

Arastirma Yorum Yok »

Emzikli uyku

Arastirma Yorum Yok »

Yüksek hedef

Arastirma Yorum Yok »

Üçlü yolcular

Arastirma Yorum Yok »

Hafif yük

Arastirma Yorum Yok »

Temiz çocuk

Arastirma Yorum Yok »

Yağmurlu gün özlemi

Arastirma Yorum Yok »

İşte ben

Arastirma Yorum Yok »

Mavili çocuk

Arastirma Yorum Yok »

Mavi gözler

Arastirma Yorum Yok »

Cam yapımı

Arastirma Yorum Yok »

Cam yapımının ilk basamağı doğru maddelerin uygun oranda bir araya getirilmesidir. Günlük hayatımızda karşımıza çıkan ve camın hammaddesini oluşturan maddeler, kum, soda ve kireçtir. Kum, cam yapımında ana malzemedir. Soda, düşük sıcaklıkta akıcı hale gelmesini sağlar. Kireçse, kimyasal etkilere dayanıklılığını artırır. Bir araya getirilen bu maddeler 15000C’deki fırınlarda eritme işlemine tabi tutulur.

İnsanoğlu volkanik cam veya obsidyen diye anılan doğal camı çok eski zamanlarda keşfetmiş ve bu doğal madeni işleyerek, bıçak, ok ucu, silah süsleme aracı ve mücevher olarak kullanmıştır.

Suni camın ilk olarak nasıl üretildiğine dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen, Romalı bir tarihçi olan Pliny, camı ilk olarak Finikeli denizcilerin bulduğuna işaret eder. Hikayeye göre denizciler, Suriye’nin Prolemais bölgesindeki sahilde bir kamp kurarlar ve ateş yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan soda blokları üzerine koyarlar. Ertesi gün uyandıklarında, ateşin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluşturduğunu görürler.

Camın ilk olarak Mısırlılar ve Finikeliler tarafından İ.Ö. 2. yüzyılda üretildiği söylense de, Mezopotamya’da bulunan ilk cam örneklerinin tarihi, İ.Ö. 3. yüzyıla dayanmaktadır. Cam eski zamanlarda çoğu kez kralların himayesinde ve krala bağlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde veya zengin müşterilerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla üretilmiştir. Bununla beraber, ilk günden beri değerli taşlara ve insan eliyle yapılmış madeni eşyalara alternatif olarak üretilmiş ve kullanılmıştır. Roma Dönemi’nden itibaren, hemen hemen tüm cam eşyaların üretiminde taş, maden ve seramik eşyalar taklit edilmiştir.

M.Ö 12000 ile M.Ö 4000 yılları arasında cam ilk kez dekoratif küçük boncuklar olarak kullanılıyordu. Doğu Akdeniz bölgesindeki ilk cam bulgularına, Antalya’nın Kaş ilçesi yakınlarında, İ.Ö. 2000 yılı civarında, bir ticaret gemisinin kargo bölümünde rastlanıyor.

M.Ö. 2500 yıllarında kullanım amaçlı cam objeler yapıldığını görüyoruz. M.Ö 1000 yıllarında ise Mısırlılar camı oldukça zaman alıcı ve zor bir işlemden geçirerek elde etmeye başlıyorlar. Bu yüzden de cam kıymetli eşya olarak görülüyor. M.Ö. 300 ve M.Ö 20 yıllarına gelindiğinde, bugün “Cam Üfleme Tekniği” dediğimiz teknik, Suriyeli cam ustaları tarafından kullanılmaya başlanıyor. 7. yüzyıldan itibaren Mısır’ın İskenderiye şehri cam yapım merkezi haline geliyor. Türklerde cam sanatı Selçuklularla beraber başlıyor ve İstanbul’un alınışından sonra Osmanlı döneminde gelişiyor. İstanbul ve çevresinde birçok cam atölyesi kuruluyor.

14. yüzyılın başlarında Çubuklu yakınlarında kurulan Kristal Cam imalathanesinde Çeşm-i Bülbül adı verilen bir cam çeşidi yapılmaya başlanıyor. 20. yüzyıla gelinceye kadar cam yapımında seri üretime geçilemiyor. Türkiye’de çağdaş anlamda ilk cam fabrikası 1934 yılında Paşabahçe’de kuruluyor.

Cam yapımında bilinen en eski teknik iç kalıplama tekniğidir. Metal bir çubuğun ucundaki şekil verilmemiş kil kalıbın üzerine cam dökülüp yavaş yavaş soğutularak elde ediliyor, soğuma işleminden sonra kalıp çıkarılıyordu. Kalıba döküm tekniğinde, önceden hazırlanmış kalıpların içine ya da dış kalıp üzerine camın dökülerek şekillendirilmesidir.

Üfleme tekniğinde, ortası boş, “pipo” adı verilen üfleme çubuklarıyla cama şekil veriliyordu. Eriyik sıvı halden katı hale kısa sürede geçeceği için piponun ucundaki cam, yine piponun yardımıyla avuç içinde hızlı bir şekilde döndürülerek şekillendirilmeye çalışılıyor. Yavaş yavaş pipo üflenerek cama şekil vermeye başlanıyor. Sap, kulp ve ayak gibi ekler yapılacaksa bu formu verecek olan parça eritilerek yapıştırılıp makasla kesiliyor. Aniden donup kırılmaması için soğutucu fırınlarına alınıyor. Bu teknik Suriyeli ustalar tarafından kullanılmaya başlanan ve günümüze kadar gelen bir tekniktir.

Kalıba üfleme tekniğinde ise cam üfleme tekniğinin keşfinden sonra kil, ahşap ya da metal kalıpların içine üfleme yapılarak kalıbın şeklini almasıyla elde ediliyordu. Böylece aynı formda objeler yapmak mümkün olmuştu.

Mc Donald’s’ın siyonist ve eşcinsel işbirliği

Arastirma Yorum Yok »

Siyonizmin baş destekçilerinden birisi olan, sattığı her hamburger Filsitinli çocuklara kurşun olarak dönen Mc Donald’s, şimdi de eşcinsellere verdiği destekle tepkilerin odağı haline geldi. Amerikan Aile Derneği (AFA), Amerikalılar’ı Mc Donald’s’ı boykot etmeye çağırdı. Durumdan vazife çıkaran Türkiye’deki eşcinseller de, AFA’ya ateş püskürüyor.

İsrail’e yaptığı malî desteklerle tanınan ve bu nedenle Müslüman pekçok ülkede boykota uğrayan Mc Donald’s, sapkınlara arka çıkmasının bedelini pahalıya ödeyeceğe benziyor. Mc Donald’s, ilk olarak eşcinsel örgütü National Gay and Lesbian Chamber of Commerce’e (NGLCC) 20 bin dolar bağışta bulunmuştu. Firma, bu bağışın ardından eşcinsel olduğunu açıklayan üst düzey yetkilisi Richard Ellis’e yaptırım uygulamak yerine görevine devam etmesini sağlamıştı. Mc Donald’s ayrıca, ABD Kongresi’nde eşcinseller için lobi faaliyeti yapan NGLCC’e “logo desteği”nde de bulunuyor. Mc Donald’s’a ilk tepki, Amerikan Aile Derneği (AFA) yetkililerinden geldi. AFA, yaptığı duyurularla milyonlarca üyesinden fast-food devi McDonald’s’a karşı boykot çağrısında bulundu. AFA, daha önce de, eşcinsellere yönelik teşvik edici politikaları nedeniyle Ford Motor’a iki yıl boykot uygulayarak, taleplerinin gerçekleşmesini sağlamıştı. AFA’nın Ford Motor boykotu, şirket satışlarının her ay yüzde sekiz düşmesine neden olmuştu.

AFA Başkanı Donald Wildmon, “Bu konu, eşcinsellerin işe alınması veya eşcinsellerin McDonald’s lokantalarında yemeleri ya da eşcinsellere nasıl davranıldığıyla ilgili değildir. Bu mesele, böyle bir şirketin, eşcinsel evlilik dahil, eşcinsel gündemini ilerletmeye çalışan bir kuruluşa destek vermesidir” dedi. AFA, “Kimseye, işe kimi alması veya kime yemek servis edilmemesi gerektiğini söylemiyoruz. Biz, dini özgürlüklerimize baskı yapmaya ve evliliğin kutsallığını baltalamaya çalışan bir kuruluş ile dünyanın en büyük fast-food zincirinin ittifak yapmasına karşı çıkıyoruz” açıklamasını yaptı.

AFA’nın Mc Donald’s’a karşı sergilediği tutum, Türkiye’deki eşcinselleri kızdırdı. Eşcinsellerin sanal alemdeki merkezi olarak faaliyet gösteren Kaos GL’nin web sitesinde, ilgili haber en çok okunan ve yorumlananlar arasında yer aldı. Habere yapılan yorumlarda, sapkınlara sahip çıkan Mc Donald’s’a eşcinsellerin destek vermesi istendi.

(Murat Unay, habervaktim.com)

Mesut Yılmaz’dan islama saldırı!

Arastirma Yorum Yok »

Eski Başbakan Mesut Yılmaz, Avrupa Parlamentosu (AP) Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk’a İslâm dini ve laiklik hakkında ilginç değerlendirmeler yapmış:

Rize Bağımsız Milletvekili Yılmaz, AP’deki Yeşiller Grubu’nun düzenlediği toplantıda Lagendijk’a Müslüman ülkelerde daha saldırgan bir laikliğin olması gerektiğini söyleyerek, “Çünkü İslam daha saldırgan ve elini kaptırırsan kolunu ister.” demiş. Star Gazetesi’ne konuşan Joost Lagendijk, söz konusu toplantıda Yılmaz ile Türkiye ve laiklik üzerine tartıştıklarını anlattı. Lagendik, Yılmaz’ın, “Müslüman ve Hıristiyan ülkelerdeki laiklik farklı. Hıristiyan ülkelerde saldırgan laiklik konusunda haklı olabilirsiniz; ama biz Müslüman ülkelerde yaşayanlar laiklik konusunda daha saldırgan olmalıyız, çünkü İslam din olarak daha saldırgan.” yorumunda bulunduğunu belirtti. Yılmaz’ın sözlerine katılmadığını ifade eden Lagendijk, “Artık 1923′lerin Türkiye’sinden bahsetmiyoruz, modern Türkiye, laiklik anlayışında hafif değişiklikler yapmak için yeterince güçlü ve yeterince laik.” diye konuştu. Avrupa’da pek çok kişinin Türkiye’nin reformlar çerçevesinde farklı bir laiklik anlayışına girmesi gerektiği görüşünde olduğunun altını çizen Lagendijk, “AB, bu sürecin kontrolden çıkmaması için en büyük garanti.” dedi.

Yılmaz, AP’deki toplantıda parti kapatma uygulaması ile askerin müdahalesini de savunmuştu. Yılmaz, şunları söylemişti: “Parti kapatma iptidai bir ceza; ancak Türkiye gerçekleri karşısında bu uygulama korunmalıdır. Ben Türkiye’de orduyla polemiğe en çok giren siyasetçilerdenim. Ama şunu söyleyebilirim ki, Türk generallerinin ülkeyi yönetmek arzusu yok. Yönetmek isteyenler de ayıklanıyor. Ama bölücülük ve irtica tehlikesi devam ettiği sürece askerin kışlasına dönmesi beklenemez.” Bu sözler üzerine Yılmaz, hem AP’de hem de Türkiye’de büyük tepki toplamıştı.

(http://www.zaman.com.tr)

Yetecek kadar var

Arastirma Yorum Yok »

Zor ve doğru seçim

Arastirma Yorum Yok »

Kapı demiri

Arastirma Yorum Yok »

Bazı ünlü aleviler

Arastirma Yorum Yok »

• Cemal Gürses
• Refik Koraltan
• Eraslan Özkaya
• Turgut Toker
• İsmet Sezgin
• Seyfi Oktay
• Hüsnü Doğan
• Ufuk Söylemez
• Kamer Genç
• Ali Haydar Veziroğlu
• Hüseyin Kocadağ
• Doğan Taşdelen
• İzzettin Doğan
• Mustafa Süzer
• Songül Erol Abdil
• Adnan Polat
• Rıza Çalımbay
• Cem Davran
• Ümit Özat
• Sinan Kaloğlu
• Nurcan Taylan
• Tülay Özer
• Zerrin Özer
• Belkıs Akkale
• Sabahat Akkiraz
• Oya Aydoğan
• Zara

(Süleyman Yeşilyurt)

İşte ünlü masonlar

Arastirma Yorum Yok »

Süleyman Yeşilyurt, ‘Türkiye’nin Büyük Masonları’ adıyla yayınladığı kitabında ülkemizin ünlü masonlarını, bunların localarla olan bağlantılarını belgeleriyle birlikte açıklıyor.

Nadir Nadi’den Reşat Nuri Güntekin’e, Ayhan Işık’dan Çetin Altan’a, Zeki Alasya’dan Halide Edip Adıvar’a, Süleyman Demirel’den Ziya Gökalp’e kadar pek çok sanatçı, yazar, gazeteci ve siyasinin mason olduğunu öğrenmekle birlikte, geçtiğimiz aylarda Sebataycılar hakkındaki eseriyle kamuoyunda geniş yankılar uyandıran Mehmet Şevket Eygi’nin ismini açıklamaktan çekindiği bakanımızın da Dış İşleri Bakanı İsmail Cem olduğunu öğreniyoruz.

Yeşilyurt’un yazdıklarına göre, Kurtuluş Savaşı yıllarında Sultanahmet Meydanı’nda yüzbinlere hitaben yaptığı ünlü konuşmasıyla tarihe geçen Halide Edip Adıvar, Mehmet Edip adlı Yahudi dönmesi bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Halide Edip’in masonlarla ilişkisi ise hayatı boyunca devam etti. Halide Edip’in, Jöntürk akımının öncüleri arasında yer alan doktor kocası Adnan Adıvar, döneminin önde gelen masonları arasında bulunuyordu. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Atatürk’le araları açılan Halide Edip, Atatürk’ün kapattığı mason localarını 1948 yılında yeniden açan İnönü’nün yardımıyla İngiliz Edebiyatı profesörlüğüne kadar yükseldi. 1950 yılında 68 yaşındayken İzmirli Yahudi dönmesi Kapaniler’in ısrarı sonucu İzmir milletvekili olarak TBMM’ye milletvekili olarak girdi.

Türk milliyetçiliğinin temellerini atan sosyolog Ziya Gökalp, masonlarla ilişkisi açısından en şaşırtıcı isimlerden birisi. Babasını erken yaşta kaybeden Gökalp, girdiği gençlik buhranı sonunda intihara kalkışır. Bunu engelleyen Abdulah Cevdet Bey, onu masonlarla tanıştıran kişidir. Kendisi de mason olan Abdullah Cevdet Bey’in dışında Diyarbakır İdadisi’nde okuduğu yıllarda ‘taabiye’ hocası olan Rum asıllı mason doktor Yorgaki Efendi de onun hayatını derinden etkiler. Gökalp’in düşüncelerinin şekillenmesinde Fransız Sosyoloji okulu’nun kurucusu olan Fransız Yahudisi Emile Dukhaim’in büyük etkisi de olur. Fransa’da öğrenim gördüğü yıllarda hocası Durkhaim’den çok etkilenen Gökalp, Osmanlı Mebusan Meclisi’nde milletvekilliği yaptığı dönemde İttihatçıların önde gelen masonlarıyla yakın temaslarda bulunur. Muhafakazar bir aileden gelen Ziya Gökalp, eşi Vecihe Hanım’la evlendikten sonra İstanbul’dan ayrılarak azınlıkların ve gayr-i müslümlerin yoğunlukta olduğu Büyakada’daki büyük bir köşke taşınır ve masonlarla ilişkileri iyice pekişir.

Çalıkuşu, Yaprak Dökümü, Acımak gibi unutulmaz eserlere imzasını atan ünlü edebiyatçı Reşat Nuri Güntekin’in masonlarla ilişkisi Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra başlar. Büyükada’daki Yahudilerle arkadaşlık yapmaya başlayan Güntekin, 10 Haziran 1921 yılında mason locasına üye olabilmek için başvuruda bulunur. 23 Aralık 1921 yılında da kabül edilir. Reşat Nuri’nin eserlerindeki kaba, yobaz, cahil hoca tiplemelerinin onun masonluğuyla alakası var mıdır bilinmez ama, çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez yazarlarından biri olan Reşat Nuri’nin masonluğu, bir çok hayranının hayal kırıklığına neden olacak.

Kitapta, meşhur edebiyatçılar dışında Türk basınının önemli gazetecilerin de masonlarla olan ilişkisi ortaya çıkarılıyor. Ahmet Emin Yalman, Çetin Altan, Nadir Nadi mason localarıyla bağlantısı olan ünlü mason ve sebataist gazeteciler arasında yer alıyor. Eserde, Selim Edes, Jak Kamhi, Ayhan Işık, Zeki Alasya, İsmail Cem İpekçi, Süleyman Demirel gibi sebataist ve mason olan ünlü politikacı, sanatçı ve iş adamlarının Türkiye’de mason localarının kuruluş süreci de anlatılıyor. Buna göre masonluğun Türkiye’de kuruluş yılı 1861. Türk masonluğunun dünya masonları karşısında resmi bir hüviyet kazandığı yıl ise 1909.

(Yeni Şafak, 12 Mayıs 2001)


Tema & Yazılım Düzenleme : Koray Yalçın   1998 - 2009 Copyright © Tüm Hakkı Saklıdır.