PARALEL EVRENLER
Arastirma Temmuz 26th, 2008BRIAN GREENE: Çoğumuz bu ekstra yüksek boyutları gözümüzde canlandıramayız. Mesela ben bunu yapamıyorum ve bu bir sürpriz değil. Bizim beyinlerimiz günlük yaşamda üç boyutu algılayacak şekilde gelişmiştir. O halde ekstra boyutlar nasıl hissedebiliriz?
Bunları hissetmenin bir yoluda sinemaya gitmek.
PARALEL EVRENLER (Video)
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
TİYATRODAKİ BRIAN GREENE: . (Sinemada perdeye bakarak) Biz gerçek dünyada üç boyuta alışkınız. Yani, ben nereye gidersem gideyim sağa-sola, öne-arkaya ve yukarı-aşağı doğru hareket edebilirim.
SİNEMA PERDESİNDEKİ BRIAN : Ama, filmlerde herşey daha farklı. Her ne kadar ekranda ki karakterler üç boyutlu görünüyorlarsa da onlar aslında iki boyuta sıkışmışlardır. Sinema perdesi üzerinde ileri-geri hareket etmek mümkün değildir, bu sadece optik bir illüzyon, yanılgıdır. Gerçekten ön-arka boyutunda hareket etmek istersem benim ekrandan dışarı adım atmam gerekir. Ve bazen daha yüksek bir boyuta geçmekte yararlı olabilir.
SİNEMA PERDESİNDEKİ BRIAN (tiyatroda): Evet, gördüğünüz gibi boyutlar sizin hareket edebileceğiniz birbirinden bağımsız yönlerle ilgili. Bunlara bazen ‘’Özgürlük dereceleri’’ de denebiliyor.
TİYATRODAKİ BRIAN GREENE: Sizin ne kadar çok boyutunuz veya özgürlük dereceniz varsa o kadar daha fazla şey yapabilirsiniz.
SİNEMA PERDESİNDEKİ BRIAN GREENE (tiyatroda): Evet, bu doğru.
BRIAN GREENE: . O halde, gerçekten 11 boyut varsa, o zaman sicimlerde çok fazla şeyler yapabilirler.
BURT OVRUT: İnsanlar, oldukça kısa bir süre içinde bu teorilerde bazı cisimlerin yaşadığını tesbit etti. Bu cisimler sadece sicimler değildi, onlardan daha büyüktüler. Görüntüleri sanki ince zar gibi veya bir yüzey gibi idi.
BRIAN GREENE: WİTTEn tarafından eklenen ekstra boyut bir sicimin esnemesini sağlıyor ve esneyerek sanki bir zar haline dönüşüyor . Bunlara ingilizcedeki ‘’ Membrane=Zar’’ kelimesinin kısaltılmışı olan ‘’bran’’ deniyor. Bir brande 3 veya daha fazla boyut olabilir. Yeterli bir enerji ile bir bran devasa büyüklüklere ulaşabilir (evren kadar bile büyüyebilir).
Bu buluş string teorisindeki bir devrimdir.
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
STEVEN WEINBERG: Sicim teorisi artık çok şatafatlı bir hale geldi. İçinde sadece sicimler yok, ama zarlarda (branler) var. İnsanlar buna sicim teorisi demeye devam ediyorlar, ama sicim teorisyenleri artık bunun sadece bir sicim teorisi olup olmadığı konusunda tereddüt ediyorlar.
BRIAN GREENE: Dev branların ve ekstra boyutların varlığı çok şaşırtıcı yeni bir olasılık ortaya çıkartıyor. Bu da bizim evrenimizin çok daha geniş yüksek boyutlu bir uzayda bir zarın üzerinde yaşadığı olasılığı.
Bu öyle bir şey ki sanki bizim evrenimiz bütün bir tost ekmeğinin içinde yer alıyor ve gene bizim evrenimiz sanki o bütün, büyük ekmekten kesilmiş bir dilim gibi. Fizikçiler bu büyük bütüne bazen ‘’bulk’’ (çok büyük hacımlı kitle’) derler.
Şayet bu fikirler doğru ise bu bulk ta*** bizimkinin yanında başka dilimler, yani başka evrenlerde olabilir, gerçekte ised bunlar paralel evrenlerdir.
Yani bizim evrenimiz çok özel ve tek olmayıp yanımızda pek çok komşulatımızda olabilir. Bu komşu evrenlerden bazıları bizim evrenimize benzeyebilir, onlarda da bizdeki gibi kütle ve planetler bulunabilr ve kimbilir belkide belirli bir türde varlıklar bile olabilir.
Bazı diğer türlerin ise çok daha acaip olduğuna eminim ve bunlar belki de bizimkinden çok farklı fizik kurallarla yönetiliiyorlardır. Şimdi bütün bu evrenler ‘’M’’ teorisinin ekstra boyutlarında var olabilirler ve bu boyutlarda zaten bizim çevremizdedir. Bazıları ise bu boyutların hemen bizim yanımızda bile yer alabileceğini söyler, yani bir milimetreden daha az bir mesafede.
Peki, bu düşüncenin doğru olduğunu varsayarsak o zaman ben neden bu boyutları göremiyor veyA DOKUNAMIYORUM.
BURT OVRUT: Şayet, daha yüksek boyutlu bir uzayda bir bran varsa ve sizin parçacıklarınız, atomlarınız bu brandan dışarı çıkamıyorsa, bu sanki dışarıya doğru uzanmaya çalışmak ve hiçbir şeye dokunamamaya benzer. Hatta, öyle ki bu bran evrenin öbür ucundaa bile olabilir.
JOSEPH LYKKEN: Bu çok güçlü bir düşünce, ve şayet doğru ise o zaman bizim evrenle ilgili kafamızda oluşturduğumuz resim bulanıklaşacak, çünkü ortada yeni bir gerçek olacak. O da daha yüksek boyutlu evrenin ince bir dlimi üzerine sanki kapana kısılmış gibi yaşamakta olduğumuz.
BRIAN GREENE: Evet, bu çok güçlü bir düşünce, özellikle de modern bilimin en büyük esrarengiz konularından birini çözmeye yardımcı oalbilir. Bunun mutlaka yerçekimi ile bir ilgisi olmalı.
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
YER ÇEKİMİNDEN KAÇMAK (Escaping gravity)(video)
Isaac Newton’ un ağaçtan düşen bir elma dan ilham alarak evrensel çekim yasasını ortaya koymasının üzerinden tam 300 yıl geçti. Bugün, artık yerçekiminin çok güçlü bir kuvvet olduğu ortadadır.
SHELDON LEE GLASHOW: Pek çok insana göre yerçekimi çok önemli ve güçlü bir kuvvetdir. Örneğin, sabah uyanmak ve yataktan kalkmak zordur veya yere düşen şeyler kırılır çünkü yerçekimi kuvvetlidir. Genel düşünceler böyledir, ancak işin gerçeği ise yerçekiminin güçlü bir kuvvet olmadığıdır. Gerçekte çok zayıf bir kuvvetdir.
BRIAN GREENE: Yerçekimi, bizi dünyaya doğru çeker ve dünyamızın güneşin etrafında yörüngede kalmasını sağlar. Bu çok da zor değildir. Yani, şu elimdeki elmaya bakınca dünyanın çekim gücü bu elimdeki elmayı aşağı doğru çekmesine rağmen kolumdaki kaslar bu çekim gücünü kolayca yenip elmayı yerinden kaldırabilir.
Yer çekimini mahcup edenler sadece bizim kaslarımız değildir. Mıknatıslarda aynı işi yapabilirler hem de hiç terleyip yorulmadan. Mıknatıslar da daha değişik bir kuvvet elektromanyetik kuvvet vardır. Bu kuvvet ışık ve elektriğin arkasındaki kuvvettir. Sonuçta görülüyorki elektromanyetik güç yerçekiminden çok çok daha kuvvvetlidir.
Elektro manyetik güce kıyasla yerçekimi şaşılacak derecede zayıftır. Ne kadar zayıf? Elektro manyetik kuvvet bin milyar, milyar, milyar, milyar kere daha güçlüdür. Kısacacası bu söylediği sayıya ulaşmak için önce 1 rakkamını yazın ve bunu takibende 39 adet sıfır yazacaksınız.
Yerçekiminin zayıflığı bilim adamlarını yıllarca meşgul etti. Ama, şimdi branler ve ekstra boyutlarla dolu olan string teorisinin radikal dünyasının gündeme gelmesi ile bu problem için yepyeni bir bakış açısı oluştu.
NIMA ARKANI-HAMED: Diğer kuvvetlere oranla yer çekimin neden daha zayıf olduğu konusuna yaklaşım yapmak için şöyle bir yol denenebilir. Bu da konuyu tamamen çevirip ‘’Hayır, yerçekimi çok zayıf değildir. Sadece diğer kuvvetlerle kıyaslandığında zayıf görünür’’ demek şeklinde olur.
BRIAN GREENE: Gerçekte yerçekimi elektromanyetizm kadar güçlü olabilir, ancak bazı nedenlerden ötürü biz onun gücünü hissedemeyiz.
SAVAS DIMOPOULOS: Çok büyuk bir bilardo masası düşünün. Bilardo masasının üst yüzeyinin bizim üçboyutlu evrenimizi temsil ettiğini (her ne kadar iki boyutlu ise de), bilardo toplarınında atomları ve evreni meydana getiren diğer parçacıkları temsil ettiğini düşünelim
BRIAN GREENE: Evet, işte burada ki çılgın düşünce şu: Bizim dünyamızdaki maddeyi ve nesneleri oluşturan atomlar ve parçacıklar bize ait membrane (zar) veya bran de kalacaklardır. Yani, evrende bize ait dilimde aynen bilardo toplarının bilardo masası üzerinde durdukları gibi duracaklar (tabii ki siz çok kötü bir oyuncu iseniz durum değişir)
Ama, toplar ne zaman birbiri ile çarpışsa masadan kaçan, sızan birşeyler vardır ve bunlar ses dalgalarıdır. İşte bu yüzden ben çarpışmanın sesini duyabiliyorum. Şimdi, bizim düşüncemize göre yerçekimi de ses dalgalarına benzemektedir ve sadece bizim içinde bulunduğumuz bran a has değildir. Yer çekiminin evrenin bizim yaşadığımız bölümünden dışarı sızması olasıdır.
Veyahut bilardo masaları yerine başka bir şekilde düşünelim. Haydi gelin bütün halindeki tost ekmeği düşüncemize geri dönelim ve bizim evrenimizin bu bütün tost ekmeğinin sadece bir dilimi olduğunu düşünelim. Kendimizi de, tüm maddeyi, tüm nesneleri, ışığı, kısacası görebildiğimiz her şeyi reçel veya marmelad gibi düşünelim. Marmelad ekmeğin üzerine rahatça sürülüyor ve hareket ediyor, fakat ekmeği ters çevirdiğimiz zaman onun üzerine yapışmış olduğu için kendi başına ekmeğin yüzeyini terk edemiyor.
Peki, şayet yerçekimi farklı olsaydı ne olurdu? Yani, yerçekimi bir tarçın ve şeker karışımı gibi toz halinde olsaydı ne olurdu? Ekmeğin üzerine bu karışım koyup ters çevirirsek kolayca hepsi yere dökülür, çünkü bu toz halindeki karışım kesinlikle yapışkan değildir.
O halde, yerçekimi neden bizim evrende gördüğümüz herşeyden daha farklı? Bunun cevabı sicim teorisi veya M-teoride bulunabilir. Herşey biçimle ilgili.
Biz yıllarca sicimlerin lastik bilezikler gibi kapalı halkalar halinde olduğunu düşündük. Ama, M-teorisinden sonra biz dikkatimizi başka şekillerede yönelttik. Şimdi, çevremizde gördüğümüz her madde, ışık ve diğer tüm şeylerin ucu açık sicimlerden meydana geldiğini ve bu sicimlerin uçlarınında bizim üç boyutlu membranımıza (zarımıza veya branımıza) bağlı olduğunu düşünüyoruz.
Ama, ucu kapalı sicimler hala mevcut ve bunların bir çeşidi de yer çekiminden sorumlu. Bunun adı ise graviton. Bunların uçları kapalı ve açık uç olmadığından bir yere bağlanma durumu olamıyor. Dolayısıyla gravitonlar, yer çekiminin gücünü hafifleterek serbestçe diğer boyutlara kaçabilirler ve yer çekiminin tabiatta gördüğümüz diğer kuvvetlerden daha zayıf olduğu izlenimini bırakablirler.
Bu, çok ilgimizi çeken heyecanlandıran bir olasılık.
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
BIG BANG KARMAŞASI (video)
Şayet, biz, bir membran (zar) üzerinde yaşıyorsak ve yanımızdaki diğer membranlarda paralel evrenler de varsa biz onları hiçbir zaman göremeyiz, ama belki bir gün onların varlığını çekim gücü sayesinde hissedebiliriz.
SAVAS DIMOPOULOS: Şayet, membranlardan birinde akıllı bir yaşam varsa, o zaman bu yaşamın bizimkine yakın bir benzerlikte olması mümkün olabilir. Bu yüzden, teorik olarak, yani tamamen teorik olarak bizim o akıllı hayatla iletişim kurmamız ve çok güçlü çekim dalgası kaynaklarını değiş tokuş etmemiz mümkün olabilir.
BRIAN GREENE: O halde kimbilir, belki birgün biz gerekli teknolojiyi geliştirir ve çekim dalgalarını kullanarak hakikaten diğer dünyalarla iletişim kurabiliriz.
(Brian telefonda bir uzaylı ile görüşmeye başlar)
UZAYLI: Ay-yoo-ya.
BRIAN GREENE: Evet, ben Brian. Nasılsın?
UZAYLI: Brian, hoh-ba jubby wah-fa-loo poo-jabba “Simpsons!”
TERCÜMESİ: Sana kaç defa beni tv de ‘’The Simpsons’’ gösterilirken aramamanı söyledim!
BRIAN GREENE: Biz, paralel evrenlerin bizim üzerimizde gerçekten bir etki yapı yapmayacaklarını bilmiyoruz. Ama, tartışılabilir bir fikir var ki o da paralel evrenlerin zaten çok önemli bir rol oynamış olduklarını söylüyor. Gerçekte, bu fikir bizim varoluşumuzla ilgili onlara bir kredi veriyor.
Klasik hikayeye göre bugün gördüğümüz devasa evren bir zamanlar çok küçüktü, hatta düşünülemeyecek kadar küçüktü. Daha sonra dramatik bir olay olan bigbang sırasında birdenbire büyüdükçe büyüdü büyüdü.
Big bang uzayın dokusunu esnetti ve bizi bugünkü bildiğimiz ve sevdiğimiz evrenimize getiren zincirleme olayları başlattı. Ama, big bang teorisi ile ilgili her zaman bazı problemler olmuştur. İlk olarak bütün evreni sıkıştırıp çok çok küçük, ama şaşılacak derecede yoğun bir paket haline getirirseniz belli bir noktada bizim fizik kurallarımız geçersiz olur ve onların hiç bir anlamı kalmaz.
DAVID GROSS: Evet, burada bizim kullanmaya başladığımız formuller hiçbir anlamı olmayan sonuçlar verir ve biz tam bir felaketle karşı karşıya kalırız. Herşey bozulur ve biz tam anlamıyla takılıp kalırız.
BRIAN GREENE: Birde bütün bunlara ilave olarak patlamanın kendisi var. Peki o zaman bu nedir?
ALAN GUTH: Bu gerçekten bir problem, çünkü klasik big bang teorisi neyin patladığı hakkında hiç birşey söylemez, patlamadan önce ne olduğunu veya neyin patlamaya sebep olduğunu söylemez.
BRIAN GREENE: Big bang teorisi üzerinde yapılan detaylı incelemeler ve rafine edici çalışmalar cidden patlama ile ilgili izahlar veriyor, ama hiçbirisi saati tamamen geri çevirip herşeyin başladığı ana geri getiremiyor.
PAUL STEINHARDT (Princeton University): Çoğu kişi bu konuya bir başlangıç olduğu şeklinde çok naif bir nosyonla yaklaşır, yani bir şekilde uzay ve zaman hiçlikten ortaya çıkıp bir şeyler (çokluk) haline gelmiştir.
BURT OVRUT: Sizi bilemem ama, ben hiçliği sevmem. Ben, cidden evrenin bir big bang sonucu hiçlikten meydana geldiğine inanıyormuyum? Ben bir filozof olamdığıma göre bunun cevabını vermeyeceğim, ama bu konunun bir filozof için problem teşkil edeceğini düşünüyorum. Ancak, bir fizikçiye göre de bir problem olduğunu düşünüyorum.
BRIAN GREENE: Evet, herkes problemler olduğunu kabul ediyor, ama esas soru sicim teorisinin bunları çözüp çözemeyeceği. Bazı sicim teorisyenleri Big Bang’in hiç bir şekilde bir başlangıç olmadığını söylüyorlar ve evrenin ondan çok çok daha önce hatta ezelden beri var olduğunu söylüyorlar. Tabii bu düşünceden rahatsız olanlarda var.
ALAN GUTH: Ben kendi adıma başlangıcı olmayan bir evreni düşünmeyi çok cazip bulmuyorum. Başlangıcı olmayan bir evren izah edilemeyen bir evrendir.
BRIAN GREENE: Peki, öyle ise izahat ne olabilir? Şayet, sicim teorisi doğru ise ve biz hepimiz dev bir membrane üzerinde ve daha yüksek boyutlu bir uzayın içinde yaşıyorsak izahat nasıl olacaktır?
PAUL STEINHARDT: Sicim teorisindeki bazı fikirlerden biri bana özellikle çok çarpıcı geldi ve belki de kozmolojiye yeni bir yön verdi. Bu düşünce de branlerin başka boyutların içinde hareket etmeleridir .
BRIAN GREENE: Bazı bilim adamları ise Big Bang bilmecesinin cevabının bu devasa branlerin hareketlerinde yattığını söylemektedir.
BURT OVRUT: Bu aslında çok basit. Burada, bizim üzerinde yaşadığımız bir bran var ve şurada da daha yüksek bir boyutta yüzen başka bir bran var. Bunların biribiri ile çarpışmalarını düşünüp, hayal etmek hiç de zor değil.
BRIAN GREENE:Bu düşünceye göre big bang den bir süre önce, paralel evrenleri taşıyan iki bran birbirlerine doğru sürüklenmeye başladılar, taa ki….
BURT OVRUT: Bütün bu enerjinin bir yere gitmesi gerekiyordu. Nereye gider? Tabii ki big bang in içine gider ve bizim gördüğümüz genişlemeyi yaratır. Evrendeki bütün parçacıkları bu büyük, sıcak kütlenin içinde ısıtır.
BRIAN GREENE: Sanki bu fikir acaip birşey değilmiş gibi bu fikri ileri sürenler başka bir şey daha iddia ettiler: Big bang hiç de öyle sanıldığı gibi çok özel bir olay değildi.
Onlar, paralel evrenlerin çarpışmış olabileceğini söylüyor ve bunun sadece geçmişte bir defa değil tekrar tekrar meydana geldiğini ve gelecekte de aynı olayın meydana geleceğini söylüyorlar. Şayet, bu görüşün doğru olduğunu kabul edersek, o zaman dışarda bir yerde bir bran var ve bizim evrenimizle çarpışmak üzere yola çıkmış diye düşünebiliriz.
PAUL STEINHARDT: Evet, yeni bir çarpışma geliyor ve bir başka big bang daha olacaK. Ve, bu durum gelecektede belirsiz bir zaman süreci içinde devam edip gidecek.
BRIAN GREENE: Bu, çok heyecan verici bir fikir, ama maalesef bazı teknik problemler var.
DAVID GROSS: Evet, bu senaryo çok heyecan verici ve sicim teorisinin içinden doğal olarak ortaya çıktı. Ancak, eski sorunlar yeniden ortaya çıkıyor.
BRIAN GREENE: Gerçek olan şu ki biz iki bran çarpıştığında ne olduğunu bilmiyoruz. Aynen Big Bang de olduğu gibi denklemler hiç bir anlam ifade etmiyor.
GARY HOROWITZ: Modellerinde pek çok varsayım yapmak zorundalar ve sicim teorisi içinde big bang in yeri ile ilgili problemi çözebildiklerini de sanmıyorum.
BRIAN GREENE: Şayet sicim teorisi evrendeki tek doğru teori ise big bang bilmecesini çözmek zorunda. Birgün sicim teorisinn başarılı olacağına dair çok ümit var. Ama, şu anda pek çok belirsizlik var. Teori her ne kadar gelecek vadediyor ve heyecan veriyor olsa bile biz onu tümüyle anlayamıyoruz.
DAVID GROSS:.Sanki iki odalı olarak düşündüğümüz bir eve karanlıkta girmişizde sonunda en azından 19 odalı bir malikane olduğunu keşfetmişiz. Belki de burada bin oda var ve biz yolculuğumuza daha yeni başlıyoruz.
BRIAN GREENE: Peki, biz evrenin sicim teorisi ile tarif edldiği gibi olduğundan ne kadar eminiz? Dünyamız gerçekten sicimler ve mebranelerden, paralel evrenlerden ve ekstra boyutlardan mı meydana geldi? Bütün bunlar bilim mi yoksa bilim kurgumu?
SİCİMLERİN İŞARETLERİ (video)
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
MICHAEL DUFF: Biz denklemler arasında çalışmaya devam ederken kendmize şu soruyu sorarız ‘’Bu sadece fantazi bir matematik mi, yoksa gerçek dünyayımı tarif ediyor?
S. JAMES GATES, JR.: Bizim matematiksel düşüncelerimizde olan bu çalışmalr, egzersizler bir günün sonunda şu soruyla karşılaşır ‘’Bunları laboratuarda bulabilirmisiniz? Bunların ispatını bulabilirmisiniz?’’
JOSEPH LYKKEN: Sicim teorisi ve sicim teorisyenlerinin ciddi bir problemi var. Sicim teorisini nasıl test edersiniz? Şayet, bunu da bizim normal teorileri test ettiğimiz şekilde test ederseniz bu ilim değildir, ama felsefedir ve bu da çok ciddi bir problemdir.
BRIAN GREENE: .Sicimlerin çok küçük, hatta atomdan bile daha küçükl olduğu düşünülüyor ve büyük bir ihtimalle bizim onları doğrudan görmemiz mümkün değil. Ama, biz sicimleri göremesek de günün birinde belki onların parmak izlerini görebiliriz. Yani, başlangıçtan beri nesnelerin çok çok küçük oldukları dönemlerden beri sicimler var idi iseler, o zaman mutlaka çevrelerinde bazı izlenimler ve izler bırkamış olacakları kesindir. Daha sonra, big bang den sonra herşey genişledikten sonra sicimlerin izlerininde diğer şeylerle birlikte esnemiş olmaları gerekir. O halde, şayet bu doğru ise bizimde birgün yıldızlarda sicimlerin işaretleri ile ilgili hikayelerinin anlatıldığını görmemiz mümkün olabilir.
Ama, şimdi dünyamızda bilr bizim sicimlerle ilgili deliller bulabilmemiz mümkündür. Illinois’de bulunan bu kırlık alan bu konu ile ilgili araştırmaların yapıldığı bir merkezdir. Esasında, gerçek çalışmalar yerin altında yapılıyor. Sicim teorisini ve kstra boyutlarla ilgili deliller bulunmaya çalışılıyor.
JOSEPH LYKKEN:Daha birkaç sene evvel ekstra büyük boyutlardan bahseden kişilere çıldırmış diye bakılıyordu.
BRIAN GREENE: Ama, string teorisinin sayesinde herşey değişti. Burası Fermilab ve ekstra boyutların gerçek olduğunu ispatlamak için son ümidimiz. Fermilab da dev bir atom parçalayıcı aygıt var. Şu şekilde çalışıyor: Bilim adamları çok büyük miktarlarda elektrik yüklü hidrojen atomlarını gönderiyorlar.. Daha sonra onları elektronlardan soyup protonları da kırsal alanın altında yer alan daire şeklinde ki 4 millik (yaklaşık ikibuçuk km) bir tünele zoom luyorlar. Tam ışık hızına erişecekken çarpışmalar başlıyor ve onlarda aksi yönlere doğru gidiyorlar.
Çarpışmaların çoğu hafif, yandan vuruşlar şeklinde olur, ancak çok ender olarak doğrudan bir vuruş görülebilir. Bunların sonucunda ise yağmur gibi atomaltı parçacıklar dökülür. Ümidimiz o ki bu parçacıkların arasında çok küçük bir yerçekimi birimi, yani graviton bulunsun.
Sicim teorisine göre graviton lar kapalı halkalar, ve sıklıkla ekstra boyutların içine süzülebilirler. En büyük ödül bir gravitonun bu kaçış anının tesbit edilmesi olacaktır.
MARIA SPIROPULU (Fermilab): Sonra, graviton ekstra boyuta gidier ve daha sonra detektörde yokluğundan dolayı farkedilir. Yani, siz onu yok olması ile görmüş oluyorsunuz.
BRIAN GREENE:.Maalesef, Fermilab henüz kaybolan gravitonu gerçek anlamda göremedi, ve üzerinde bu konuda ciddi bir baskı var. Dörtbin mil ötede, Fransa ve İsviçre arasındaki sınırda CERN isminde bir laboratuarda devasa bir atom parçalayıcı yapılıyor. Bittiği zaman Fermilab da olan parçalayıcıdan yedi misli daha fazla güçlü olacak.
Cern, Fermilab’ın rakibi, ama sadece extra boyutlar arayışında değil, başka çılgınca fikirlerle ilgili olarakta rakip. Her iki laboratuarın yapacakları işler arasında listenin en başında ‘’super simetri’’ yi aramak geliyor. Bu, sicim teorisinin merkezi bir öngörüsü. Buna göre bir fındık kabuğunun içinde bulunan her elektron, foton ve gravitonl gibi tanıdığımız pek çok atomaltı parçacığın her bir için daha ağır bir partner var. Bu da şu ana kadar henüz hiç kimsenin görmediği ‘’sparticle’’. gerekiyor.
Eğer sicim teorisi s parçacıkları vardır diyorsa, o zaman onları bulmak bizim için en öncelikli bir iş.
MARIA SPIROPULU: Evet, süper simetriyi bulmak muazzam bir keşif ve bence Mars ta yaşam olduğunu bulmaktan daha bile büyük bir keşif.
AMANDA PEET: Şayet, biz yarın süper simetrinin keşfedildiğini duyacak olsak gezegenimizin her tarafında partiler verilir, kutlamalar yapılır.
BRIAN GREENE: Problem şurada:- Şayet supersimetrinin s parçacıkları mevcutsa bunların oldukça ağır olmaları gerekiyor, öylesine ağır ki bugünün atom parçalayıcıları ile tesbit edilmeleri mümkün değil. CERN deki laboratuar tamamlanıp çalışmaya başlayınca bu konuda en iyi şansa sahip olacak, ama bu Fermilab da bulunan kişileri engellemeyecek ve onlar da s parçacıklarını ilk bulan olma çabalarından vazgeçmeyecekler.
MARIA SPIROPULU: Bu rekabet çok dostça, ama aynı zamanda şiddetli de. Biz çok şiddetli rekabet ediyoruz ve bundan sonra da böyle olacak.
JOSEPH LYKKEN: Bizim hiç hata yapmamamız gerekli. Bu deneyler sırasında elimizden gelenin en iyisini yapmak ve keşif yapmak için bize verilmiş olan altın gibi kıymetli bu fırsattan en iyi şekilde yararlanmamız gerekli.
BRIAN GREENE: Şayet, biz s parçacıklarını gerçekten bulursak, bu buluş sicim teorisini ispat etmeyecektir, ama bize doğru yolda olduğumuzu gösterecektir.
*******************************************************************
![]()
(İzlemek için resme tıklayınız)
YANLIŞ OLABİLMESİ İÇİN FAZLACA ZARİF
Gelecek 10-20 yıl içinde yeni nesil atom parçalayıcıları kesinlikle evrenimiz hakkında sürpriz gerçekleri açığa çıkaracaktır.
MICHAEL DUFF: Evet, bu çok mantıklı bir olasılık, ve biz maalesef son yirmi yılı bu teorinin tümüyle yanlış olduğunu ispat etmek için ziyan ettik.
JOSEPH LYKKEN: Öyle dönemler olmuş ki bilim adamları belli bir teori üzerinde çalışmışlar, bir yöne doğru ilerlemişler, ama düşünceleri çok harika olmasına rağmen kendilerini çıkmaz sokakta bulmuşlardır. Bu defa sicim teorisinde de aynı şey olabilir.
BRIAN GREENE: Her ne kadar kesin bir ispat olmasa da bildiğimiz kadarı ile sicim teorisi çok şey ifade ediyor ve çoğumuz bunun doğru olması gerektiğine inanıyoruz.
STEVEN WEINBERG: Kanımca bu kadar matematiksel çekimi olan bir teorinin sonuçta yanlış çıkması hiçbir zaman olmamıştır. Böyle bir zerafet ve matematiksel güzelliğin ziyan edilebileceğine inanmakta güçlük çekiyorum.
GARY HOROWITZ: Sonuca ne kadar yakın olduğumuzu bilmiyorum. Hiç kimse bizim hikayeyi tamamlayıp tamamlamadığımız veya sonuca ulaşmak için tekrar bir on yıl gerekip gerekmediğini bilmiyor. Ama, ben biliyorum ki bu konu beni uzun bir süre meşgul edecek.
JOSEPH LYKKEN: Biz inanılmaz derecede şanslıydık. Tabiat, şimdiden bize en temel gizemlerin kilidini açmamıza bir şekilde izin verdi. Biz bunu ne kadar daha ileri götürebiliriz. Bunu denemden bilmemiz tabii mümkün değil.
BRIAN GREENE: Bir asır önce bazı bilim adamları evrenin bazı temel kanunlarını tesbit ettiklerini düşünüyorlardı. Ama, sonradan Einstein geldi ve bizim uzay, zaman ve yerçekimi ile görüşlerimizi dramatik bir şekilde revize etti. Buna ek olarak kuantum mekaniğide atomların ve moleküllerin içsel çalışmalarının üzerindeki perdeyi kaldırdı ve tuhaf aynı zamanda da belirsiz bir dünyayı açığa çıkardı.
Biz, şu anda her şeyi yerli yerine oturtup belirli bir klasman yaptığımızı söyleyemeyiz, ama 20inci yüzyıl bize şunu gösterdi: Evrene ne zaman çok yakından baksak gerçeğin yeni ve beklenmedik bir tabakasını görüyoruz. 21 inci yüzyıla ayak basarken biz, bir başka tabaka olabilecek titreşen sicimler, s parçacıkları, paralel evrenler ve ekstra boyutlara bir göz atıyoruz. Bu nefes kesici bir görüş ve birkaç yıl içinde deneyler bize bu fikirlerin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu belirtecekler. Fakat, sonuç ne olursa olsun biz çalışmalarımıza devam edeceğiz. Biz merakımızn arkasından gidiyor ve bilinmeyeni takip ediyoruz. Bundan yüzlerce, hatta binlerce yıl sonra bugünün kozmos hakkındaki görüşünün ne kadar yetersiz olduğu anlaşılacak. Fakat, inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var ki o da sicim teorisi dediğimiz fikirler insan yaratıcı gücünün ispatıdır. Bu fikirler çok eski sorulara cevap verecek yeni bir spektrum oluşturmuşlardır, ve onların sayesine biz zarif evrenimizi anlama çabamızda çok dramatik bir aşama yapmış bulunuyoruz.
www.elegantuniverse.com Çevrilmiştir.
Konu ile ilgili daha detaylı bilgi edinmek için tasavvuf düşünürü sayın Ahmed Hulûsi’nin yazılarından alıntılar:
1- “K” olayı diyerek, “ALLAH” isimli kitabımızda anlattığım konuyu iyi incelerseniz görürsünüz ki, İlm-i ilahîde bir noktadan açığa çıkan açı içindeki 11 boyutlu evren, paralel evrenler veya bizim deyişimizle “evren içre evrenler”, hologramın konusu olan “KÜL”dür!. Ve zerre de bu küllün aynasıdır!.
“Hayâl içinde hayâl içinde hayâl” diye eski hakikat ehlinin tarif ettiği konu budur işte!… Nokta, bir hayâldir ismi “ALLAH” olan indinde!. O noktanın açılımı olan, açı içindeki kül bir hayâldir… Küllün yansıdığı her zerre diye tanımlanan, her bir ayna dahi ayrı bir hayâldir!.
İşte bu yüzdendir ki, zerrede varlığı hologramik gerçeklik dolayısıyla var olan “kül” dahi, “ALLAH” adıyla işaret edilen olmayıp; yalnızca, bir “NOKTA” olarak, O’nun ilminde var olan “ilmî sûret”tir!.
Yani, 11 boyutlu evren, ya da paralel evrenler topluluğu, her zerrede, tıpkı incirin, sayısız çekirdeğinin her birinde varoluşu gibi, her birimde varolsa dahi, bundan öte bir şey değildir!. O da gerçekte “ALLAH”a “abd”lık etmededir!.” Yazının tamamını okumak için aşağıdaki linke tıklayınız.
http://www.ahmedhulusi.org/yazi/hzmuhammedfarki.htm
2- “Evren içre boyutsal evrenler, paralel evrenler, bir evrende olup bitenin diğer evrende açığa çıkması (suya atılan taşın yayılan dalgası gibi), ya da aynı anda değişik evrenlerde yer alan aynı bilinç türünden yaklaşımlar; hakikati noktasından hareketle “külden zerreye gidişi” ifade etmektedir…” Yazının tamamını okumak için aşağıdaki linke tıklayınız.
http://www.ahmedhulusi.org/yazi/tanriulumudur.htm
Bu yazının okunma sayısı: 302








Son Yorumlar