Fotoğraflarımızın oluşması için bildiğimiz gibi filmin üzerine belirli miktarda ışık düşmesi gerekmektedir. Çekim yapacağımız yerde ışık gerekenden fazla ise, objektifen içeri giren ışığın azaltılması; ışık gerektiğinden az ise yine objektiften içeri giren ışığın arttırılması gerekmektedir. İşte bu ayarlamayı diyafram ile yaparız.

Fotoğraf makinelerinde olduğu gibi geçen yıllar içerisinde diyafram da değişime uğramıştır. Fotoğraf tarihindeki ilk makinelerde diyafram ayarları objektifin arkasında bulunan değişik ebatlardaki deliklerin yerini değiştirmekle gerçekleştirilirken, artık bu düzenek objektifin içine taşınmış metal yapraklardan oluşan bir düzenek yer alır.

Günümüzde kullanılan diyafram tipi iris diyafram olarak adlandırılır. İris diyaframlarda bir çok ince metal levha objektifin içindeki halka biçimindeki levhaya bağlı bulunur ve makinenin dışından bir halka ile kontrolü sağlanarak açılıp kapanır; böylece de istenilen ışık miktarı ayarlanır. Aşağıdaki resimde parçalanmış objektifin içindeki diyaframı görüyoruz (ah kıyan nasıl kıymış da parçalamış canım objektifi…)

Yukarıdaki örneğimizde diyafram yapraklarını birbiri içine geçmiş biçimde rahatlıkla seçebiliriz, gönül ister parmakla göstermek ama şuan sadece “aha da üzerinde 90704 yazan metal halka ile camımsı nesnenin arasında” diyebiliyorum hehe…

SLR (yani tek objektifli) fotoğraf makinelerinde diyaframın yeri merceğin hemen önüdür. Ama tabi istisna durumlarda merceğin arkasında da bulunmaktadır. Birden fazla merceğin bulunduğu objektiflerde ise merceklerin arasında bulunur.

Diyafram açıklığını tekrar hatırlatmam gerekirse file sembolize edilirdi, ve rakamlar küçüldükçe diyafram aralığı genişler (objektiften içeri giren ışık artar), rakamlar büyüdükçe aralık küçülürdü (giren ışık azalırdı).

Diyafram ve Alan Derinliği

Evet diyafram sadece ışığın miktarını ayarlamakla yükümlü değildir. Bunun yanında bir yükümlülüğü daha vardır, o da alan derinliğidir. Alan derinliğini basitçe anlatmam gerekirse… İncelediğiniz fotoğraflarda mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Uzaktaki nesneler daha bulanık, yakındakiler ise nettir. İşte bu alan derinliğidir. Alan derinliği günümüzdeki SLR makinelerde objektife bağlı bulunan bir halka ile ayarlanmaktadır. Tabi ki bu derinlik sadece uzaktaki objeler bulanık görünür değildir, bahsi geçen halka ila alan derinliğini ayarlarken isterseniz yakın objeleri netlersiniz, ister uzaktakini. Böylece kadrajınızda istediğiniz şeyi ön plana çıkarabilirsiniz.

Diyafram ve alan derinliği arasındaki alakayı kurmam gerekirse, diyafram sayısı arttıkça (yani diyrafram aralığı azaldıkça) alan derinliği de azalır. Diyafram sayısı azaldıkça (diyafram aralığı açıldıkça) alan derinliği de artmaktadır.

Diyafram bu mudur, budur :) Daha önce zaten açıklamıştım, şimdi daha biraz daha detaylara girdim.
Ne var sırada? Örtücü hızı ya da diğer adıyla perde hızı ya da başka bir deyişle obtüratör

(evet evet bende aynı düşüncedeyim… Niye bir tek ismi yoktur da bilmem kaç tane adı vardır? Kafa karıştırır…)

Fotoğraflarımızı oluştururken filme düşen ışığın miktarı kadar, ışığın düşeceği sürede önem taşır. Diyafram miktar bekçisiyken, bu durumda perde hızı da süre bekçisidir. Yani perde hızı, diyafram yapraklarının kapalı kalacağı süreyi belirleyen mekanizmadır. (Hemen dipnot düşmek istiyorum. Diyafram yapraklarını kumanda eden örtücü hızı merkezi örtücü ya da mercek arası örtücü olarak geçer. Bir de bunun perde örtücü versiyonu vardır ki, kullandığınız makinelerde olduğunu zannetmediğim için es geçiyorum bu seferlik.)

Fotoğrafın ilk zamanlarında tabi bu perde hızı olayı fazla angaryaymış. Yok yani, gerçekten! Fotoğrafı çekecek kişi objektifin kapağını açarmış, sonra saatiyle zaman tutup, işi bitince de kapağı kapatırmış. Bu bahsettiğimiz minicik diyafram aralıkları zamanındaydı tabi… İlerleyen sürede diyafram aralığı genişledikçe ve ASA değerleri geliştikçe, bu saatler süren zaman kısaldı kısaldı; saniyelere ve hatta salisiyelere indirgendi.

Daha önce de bahsetmiştik; örtücü hızı saniyenin kesirli değerleriyle belirtilirdi. Bu süre özellikle hareketli çekimlerde önemlidir. Şöyle ki;

Hareket halinde bir kedi düşünün. Malum zıpırlar hiç yerlerinde durmazlar. Hatta o kedinin önüne bir de fare koyun, o zaman izleyin kovalamacayı! Şimdi bu kadar aksiyon yaşanırken, eğer örtücü hızı saniyenin kesirleri değerinde ayarlanmazsa o kediyle farenin fotoğrafa yansıması ne idüğü belirsiz çıkar ya da çıkmaz. Yani sonuç bulanık ve manasız bir kare olur. Bir önceki yazımda da bahsetmiştim ya, 1/200 gibisinden bir perde hızı değeri, havadaki su taneciklerini bile dondurur (bence de vauuuvvvv!). Ama aksi durumda yani perde hızı daha düşük olduğunda (örn: 5″, 1/4, 1/10 vs…) flu çıkan sonuçlar sizi şaşırtmasın…

Tamam pes ediyorum! Sadece yazarak anlatmak istediğimi tam olarak anlatabildiğimden şüpheliyim… Bir de fotoğraflarla izah edeyim :)

1 saniyelik perde hızının marifeti :) akan suyu hissedebilirsiniz adeta, hareket hissi var. (mesela pikniğe gittiğinizde etrafınızda akan çay vs olursa deneme yapabilirsiniz. uzun pozlamalarda suyun artık su olmaktan çıkıp pamuk gib harika bir görüntüye büründüğünü görebilirsiniz!Tabi bunu yaparken makinenizi tripod ile sabitlemeyi ve uzaktan kumanda/kablo deklanşör kullanmayı unutmayın.)

1/250 sn değerinde perde hızı ve sonucu. Suyun damlacıkları tam net değil, hala bir hareket hali mevcut, fakat bir önceki karedeki kadar fazla da değil bu hareket hissi…

1/1000 sn değerinde perde hızı; su tanecikleri artık daha rahat seçiliyor. Hareket iyiden iyiye donmaya başladı :)

1/2000 sn değerinde perde hızı; artık suyun hareketi tamamen donmuş durumda. Herşey gayet net. Tabi ki en yüksek perde hızı 1/2000 değil, makineden makineden farkeden bir durum. 1/4000 hatta 1/8000 olabilir (ki 8000lerde artık maşallah deyip nazar boncuğu takıyoruz hehe)

Hazır hareketten, hareketlilikten bahsetmişken size bir de hareketli konuları çekme tekniği olan panningden bahsetmek isterim. Şöyle düşünün: fotoğraflamak istediğiniz konu kuş, siz ise eli tüfeğinde bir avcısınız… “Hayır! Biz cani değiliz!!” diye bağırdığınızı duyar gibi oldum… Tamam peki, örneği boşverelim o halde… Hareket halindeki konuyu objektifimizle takip etme tekniğine panning denir. Bu teknikle konuyu vizörden gözleyerek takip ederken en uygun olduğunu düşündüğümüz anda deklanşöre basarız. Sonuç konumuzun net, arka planın flu olduğu harika bir fotoğraf! En etkili sonuçları 1/8 ile 1/15 değerlerinde, düşük perde hızlarında alırız. Lakin ilk denemenizde başarılı olmazsanız üzülmeyin, eliniz zamanla alışacaktır. (Bkz: şekil-A bilmem kaç)

Şekil-A bilmem kaç

Evet evet, bundan sonra daha eğlenceli konular bekler bizi! (hiç bana şimdi kalkıp “neye göre, kime göre” demeyin; eğlenceli işte hehe) :)

Saatime bakıyorum, 04:38 AM… Hayır, yani benim bu fotoğraf aşkım olmasa, hiçbir güç hiçbir kudret beni koyun sayıp, o koyunları çat pat çitlere çarptırmaktan, sonra Orlando Bloom ve Johny Deep eşliğindeki rüyalardan alıp koyamazdı!

Evet evet… Sevgilim yastık ve metresim yorgan beni çağırır… Ben “Zzzz…” eylemini gerçekleştirmeye gidiyorum…

ZzZzZzzz…

TarArseven


Bu yazının okunma sayısı: 771