The Bucket List’te Carter (Morgan Freeman) ve Edward (Jack Nicholson)

“Ölmeden önce yapılması gereken işler listeniz” var mı? Ya da bir başka deyişle şu üç günlük dünyadan göçüp gitmeden önce aklınızın “geride” kalmaması için neler yapmak istediğinizi hiç düşündünüz mü?

Benim çok yüzleşebildiğim bir durum değil açıkçası bu. Zaman zaman ölüm ansiyetesi tavana vurabilen bir tipim ben daha ziyade, sevmem ölüm üzerine uzun uzun düşünmeyi…

Genelde “bu sene şunu yapmak istiyorum” türünden hedefler belirler, en fazla beşer yıllık kalkınma planları çizerim kendime. Son gün için katıksız mutluluk planlayan bir liste hazırlamaya kalkışınca insan kendini “bavul toplar” gibi hissediyor. The Bucket List’te Carter (Morgan Freeman) ve Edward’ın (Jack Nicholson) “Gitmeden Önce Yapılacak İşler” listesini görmeden önce de böyle bir liste çıkarmaya yapmaya niyetim pek yoktu.

Başta her şey kendimi filme daha çok katabilmek içindi fakat giderek daha ciddi bir “İdealler Listesi” haline gelmeye başladı bu fikir. Sanırım etrafımdaki insanlara da böyle bir liste hazırlama fikrini aşılacağım. Size de bir tane yapmanızı tavsiye ederim. Ancak bu listeyi “İlla ki Yapılması Zorunlu İşler”  listesi olarak değil, “Yapılırsa Süper Olur Yahu!” listesi olarak düşünüp ilerlemek lazım, yoksa işler giderek tuhaflaşabilir.

The Bucket List’te  birbirinden çok farklı hayatlara sahip dolar milyarderi Edward ile bütün hayat ideallerini ailesi uğruna feda edip para kazanmabilmek için araba tamirciliği yapan Carter’ın yolları bir hastane odasında kesişiverir.

Edward ve Carter bu hastane odasında pek hayırlı haberler almazlar. İkisi de kanserdir ve hayatın uzatmalarını oynamaktadırlar. En iyi ihtimallerle 6-12 ay ömürleri kalmıştır bu nankör dünyada geriye.

 

 

 

Carter ve Edward’ın önünde iki seçenek vardır aslını isterseniz. Ya hayatta gerikalan sayılı günlerine küseceklerdir ya da kalan bu kısacık günlerde yapmak isteyip de hayatın durdurulamaz akışı içinde bir türlü yapamadıkları şeyleri yaparak dünyadan terk-i diyar edeceklerdir. İkinci seçeneği tercih eden kahramanlarımızın yapmaya başladıkları çılgınlıklar dizisi aynı zamanda “hayatla barışma” ihtiyacının da bir dışa vurumudur.

Hayatları boyunca yapmak istedikleri her şeyin bir listesini yapıp hastaneden ayrılan iki yeni arkadaş, aileleri dahil olmak üzere hayatlarının tümünü geride bırakıp bir “arınma” seyahatine çıkarlar. Bu süreçte dost olup hayatı dolu dolu yaşamayı öğrenir ve belki de bir psikiyatr kanepesinde seneler sürecek terapi süresince bile itiraf edemeyecekleri gerçekleri birbirlerine ve dolayısı ile kendilerine itiraf ederler.

Yıllar boyunca sahip olmak istedikleri kimlikleri bir bir yaşamaya başlarlar.

İşin ilginç tarafı filmdeki bu iki karakter birbirinin “gölgesi” gibidirler.

Edward; Carter’ın içindeki “mesleki ideallerini gerçekleştirmiş, gözü dünyayı görmeyen, bencil, bir sürü kadınla farklı hayatlar yaşamış” tarafı, Carter da Edward’ın içindeki “aslında hep bir yerlere tutunmayı hayal etmiş, iyi aile babası ve gerçek aşkı bulsa sadık kalabilecek” tarafı temsil eder.

Oldukça farklı iki “Persona”nın biri, diğerinin “Gölgesi” gibidir tam anlamıyla. Yin-Yang, karanlık-aydınlık gibi her psikolojik gücün kendi karşıt bir gücü vardır ve “Persona”nın karşıtı olan gücün adı “Gölge”dir Jung modeline göre. Bastırılmış “Öteki Ben” her zaman bizimle olan ve çoğunlukla fark edilmeyen  karanlık yanımızdır, Gölge “Personamızın” ardındaki “gizemli şahsiyettir”.

Gölgesinden kaçan kahraman ne yaparsa yapsın kaçınılmaz biçimde Gölgesiyle yüzleşmek zorunda kalır. Kişi bunalımla ya da kendisini zorlayan bir ile karşılaştığında Gölge Ego’nun üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaya başlar. Anında bir karar vererek eyleme geçmeyi gerektiren bu özel durumlarda, yapılabilecek en doğru kararın ne olduğunu düşünüp taşınacak zaman da yok ise eğer, ego donakalır ve Gölge denetimi ele alır.

Persona ve Gölge’nin hayattan bekletiler listesinin aynı maddeleri içeriyor olması ne hoş bir tesadüf değil mi!

“Yol filmleri” genel olarak bir yüzleşme, hesaplaşma içerirler. Thelma & Louise’te izlediğimiz kendi kendiyle yüzleşme hikayesinin erkek versiyonu aslını isterseniz The Bucket List.  İki filmde de kendi ile “yüzleşen” karakterlerimizi çıktıkları “yolun sonunda” bir şekilde ölüm bekliyor.

 İki filmde de karakterler “gitmeden önce” ellerinden geldiğince dünyevi ideallerini yerine getirmeye çalışıyor ve aslını isterseniz oldukça da başarılı da oluyorlar.

Benim listem mi?

Unutmamışsınız, peki..

*Kitabını mümkün olan en kısa zamanda bitir.
*Birkaç yıl içinde bir bebek sahibi ol.
*Evren’e boynunda kocaman kırmızı fiyonklu bir Golden al…
*Toronto’da bir tur daha at, Çin Seddi’ni gör!
*Elif Şafak’la tanış.
*Deniz Bilgin resimlerini yakından gör.
*Radyo tamam ama bir de TV’ye sinema programı hazırla…

Daha mı? Yok artık daha neler! Kusura bakmayın, bu kadarı bile özele girer aslında..

Siz kendi listenizi bir çıkarın, paylaşmanın ne kadar zor olduğunu işte o zaman anlayacaksınız…

 


Bu yazının okunma sayısı: 199