yavaş bir çürüme tarafından tüketilen bir hayata giden çimen daha yeşildi,
ışık daha parlaktı
dostlar etrafında
mucize gecesinde

Diyordu  şarkı , Güzel bir şarkı olması lazımdı başlığa bakılacak olursa , Koray'ın hayatının parçası ...Aslında korayın hayatının en'leri  yaptığı şeyler çok fazla yoktu , aslında çoktu ama secip üste koyduğu şeyler çok fazla yoktu.Tabi beni iyi tanıyanlar bilir ki bu kadar seçiciliğimin içinde bir şarkıya hayatımın şarkısı diyebilmem için gerçektende harkulade bir eser olması gerek. Buna sizi inandırmam gerekecek biliyorum :) ama inandıracam  emin olabilirsiniz.

Şarkıcı ve Grup hakkında çok fazla yorum yapmama gerek yok pink floyd deyince zaten akan sular durur muhakkak, Eğer su durmuşsa zaten hareketlenmeye başlar , yeri yerinden oynatacak ilahi bir güce sahip olduklarını düşünüyorum , bu tanrısal birleşimin ardından , tanrı'nın müziğide böyle birşeydir diye içimden geçiriyorum , sanrısal yönü bir yana  dünyada bilmem kaç kez altın plak almış albümleri milyonlarca satılmış bir grubun neden yüzlerce şarkısı arasından bu şarkıyı seçtim ,

aslında bu zor olmadı.

Beni durduk yere ağlattı , hemde sıradan ve aklımda düşünüp tasalanabileceğim hiç bir dert yokken , hemde dinlediğim zamanın böyle bir ortama müsait olabileceği en son yerlerden biri olmasına karşın ve ağlanacak yerin en son yer olmasına karşın ağlattı, tabi buda yetmiyormuş gibi klibi beni dehşete düşürdü , uzun zamandır bu kadar hayranlıkla severek hissederek dinlediğim , izlediğim başka bir şarkı olmamıştı , değişken zamanları değişen yaşımla zamanla birlikte dahada ağırlaştığını hissetdiriyordu.

Lise döneminde slayer ile başlayan ağır müzik hayranlığım , okul dönemi sonunda heavy metal e kadar düşmüştü İron Maiden dinleyip işte diyordum huzur ve yavaşlık , ama bu yetmiyormuş gibi dahada yavaşlıyordum , daha melodik , gothic ağırlıklı şarkılar iştahımı kabartıp beni hazza ulaştırıyordu , sonunda işte anathema yavaşlığın en dibi , düşülebilecek en derin yer ,  yüzülebilecek en sığ su diyordum , hareket etmek bile zordu , sanki hayat ağır çekimde işliyormuş gibi oluyordu , ta ki high hopes'i hissedene kadar. 

Uzun sololu şarkılar oldum olası dikkatimi çekmiştir , mesela led zeppelin in  stairway to heaven şarkısı yada queen in bohemian rhapsody şarkısı bunlara örnektir , o şarkılarda dönem dönem hastası olduğum şarkılardır.

Şarkıyı sesiz bir ortamda dinleyince dağda , çayırlarda yalnız dolaşan içi huzurla dolan bir insan silületi aklıma  geliyor,  sürrealist bir yaşayışa ilham verecek ironiler hissetdiriyor , yaşadığınız dünyayı tersinden sanki daha net görebiliyor hissi uyandırıyor bu şarkı.

Duygusallığın sınırlarını zorlarken sözler içinize içinize girip kanınızı kaynatıyor fışkırtmak istercesine. Sanki yüksek dozajda eroin enjekte etmişsiniz damarlarınızada o hissiyatsizliği yaşıyorsunuz , sekiz dakikalık dozaj sizi başka dünyalara götürüyor. Huzur diye tanımladığınız duyguyu hissediyorsunuz. aşk ile gözyaşı ile perçimliyerek işte yaşamın keyfi işte huzurun nirvanası diye içinizden geçiriyorsunuz.

Sözlerin ve anlatımların , anlaşmazlıkların , anlaşılmazlıkların yaşandığı bu kült çevrede sanki daha once yaşadığınız yada yaşamak istediğiniz bir deja vu ile karşı karşıya geliyorsunuz , zannetdiğiniz his sanki dün rüyanızda görür gibi olduğunuz yada zihninizin arkasında oluşturduğunuz o huzur hissine benziyor.

 girişte çalan çanlar ve o büyüleyen melodi sizi sanki yaşamın yavaşlığına hazırlıyor. Sanki nefesiniz daha yavaş , zaman ağır ağır işliyor ,

 sonra herşey eskisi gibi

Fazla söze gerek yok şarkı benim hayatımın parçası diyorsam çirkin olabilme ihtimali yoktur zaten.

Alta Klibini  veriyorum , sesi çok sağlam yansıtmıyor bilgisayarınıza indirip yüksek ses veren bir aletde dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Sadece dinlemekle kalmayın . Hissetmeyi deneyin , en az benim kadar ...

ufkun ötesinde, gençken yaşadıgımız yerde
mıknatıslar ve mucizeler dünyasında
düşüncelerimiz başıboştu, sürekli ve sınır tanımaz bir şekilde
başlamıştı, ayrılık çanları çalmaya 

geçitte ve uzun yol boyunca
buluşuyorlar mı, hala kesişme noktasında 

bir grup vardı, paçavralar içinde
ayakizlerimizi takip eden,
kaçan, zaman düşlerimizi almadan önce
bizi toprağa baglayan sayısız küçük yaratıgı geride bırakıp
yavaş bir çürüme tarafından tüketilen bir hayata giden

çimen daha yeşildi,
ışık daha parlaktı
dostlar etrafında
mucize gecesinde

ardımızda yanan köprülerin közlerine bakıyoruz
diğer tarafın ne kadar yeşil oldugu ilişiyor gözümüze
adımlarımız ileri atılıyor, ancak uykumuzda geri yürüyoruz
sürüklenerek bir iç dalganın gücüyle 

daha yükseklerde sakin bir bayrakla
ulaştık düşlenen dünyanın baş döndürücü dağlarına

sonsuza dek arzu ve tutkuyla yüklü
bir açlık daha var doyurulmamış
yorgun bakışlarımız hala başıboş geziniyor ufukta
çakılıp kaldığımız halde bu yolun üzerinde defalarca

çimen daha yeşildi,
ışık daha parlaktı
tat, daha tatlıydı
mucize gecesinde
dostlar etrafında
şafak sisi ışıldıyordu
su akıyordu
sonsuz nehir

sonsuza dek, daima


Bu yazının okunma sayısı: 200