Hız Kesicilerde Yeni Boyut

Bilim -Teknik Yorum Yok »

Bilemiyorum yeni bir buluş mu yoksa yeni bir reklam çeşidi mi tam olarak adlandıramadım? Anlatılanlara göre arabalara zarar vermeden hızlı giden sürücülerin yolda kasis olduğunu zannedip yavaşlamalarını sağlayacakmış. Teknik ise basit. İnternette tonlarca resmi bulunan 3D grafiti yöntemiyle yapılıyor. Örnek olarak şu sitede sokakta yapılmış 3D resimleri görebilirsiniz.


Yola yapıştırılan resimleri gören sürücüler gayri ihtiyari olarak yavaşlamak zorunda kalıyorlar. İleride bu yöntem kasis için değilde daha çok reklam için kullanılacağa benzer, tabi bu sürücülerin dikkatini dağıtıp kazalara yol açmadığı sürece.
Not: Yol kesicilerin bir de şu versiyonu var, mutlaka bakın :)

Optik Yanılsamalar

Paradokslar Yorum Yok »

Resim ve matematik. Her ikisinin de soyutluk ve somutluk kavramları var. Soyut resim, teori matematik. İkisinin de amacı düşüncelerin akılda şekillenip 3 boyutlu dünyaya aktarılması. Maurits Cornelis Escher (1898-1971) her ne kadar kendisini ne sanatçı ne de matematikçi saymasada bu gerçeği görmüş, resim ve matematiği birleştirmiş ve ortaya imkansız eserler çıkarmış.

M.C. Escher, sürrealist nitelikler de çağrıştıran 1944′den sonraki yapıtlarında, göz yanıltıcı perspektifle mekansal yapıya şaşırtıcı bir üç boyutluluk kazandırmıştır.

Önceleri kimsenin pek de tanımadığı Escher, 1956 yılındaki sergisinin Time Dergisi’nde yer almasıyla dünya çapında ün kazanmıştır.

Temel düzeyin dışında formal bir matematik eğitimi almamasına karşın, eserlerinde yer alan olanaksız nesneler, uzaysal yanılsama ve tekrarlanan geometrik şekiller matematikçiler tarafından büyük ilgi gördü. Işin ilginç yanı ise Escher kendisini ne sanatçı, ne de matematikçi olarak görmüştür.

Escher’in çalışmalarının bir kısmı matematikte “uzay mantığı” olarak adlandırabileceğimiz alana girmektedir. Fiziksel nesneler arasındaki uzaysal ilişkiyi bilerek bozduğu çizimleri, bazen optik yanılsama olarak da adlandırılan görsel paradoksa neden olmaktadır. Aşağıda optik yanılsamayla ilgili videoyu mutlaka izleyin.

Denizin Devleri

Dünyanın En'leri Yorum Yok »

Eğer elinizde denizde kurulmak üzere yapılmış petrol platformu, gaz rafinerisi varsa ve kurulacakları yere taşınması gerekiyorsa veya denizde bozulmuş büyük savaş gemileri gibi devasa ağırlıkta kargolarınız varsa Yarı batar (semi-submersible) gemilerinden başka bunları taşıyacak alternatifiniz yok demektir.

En büyük özellikleri geniş ve büyük güverteleridir. Bu gemiler, güvertelerinin üzerine konan 50 tondan 45.000 tona kadar yük taşıma kapasiteleri ile dünyanın en ağır nakliye yapan taşıtları olarak bilinirler.

Nasıl Çalışırlar?

Bu gemilerin diğer adı “flo/flo” (for float-on/float-off)’dur. Yarı batar adını ise, üzerlerine konacak yükün ağır olmasından ve vinç kullanma olasılığı bulunmadığından dolayı, taban kısmında bulunan tanklara su alarak güverte kısmı suyun altında kalacak şekilde battığı için almıştır. Yük, batmış güvertenin üstüne yüzdürülerek getirilir ve geminin tanklarındaki su boşaltılır. Bu sayede gemi yükle birlikte eski su seviyesine yükselir. Sonrası da aşağıdaki resimlerde görüleceği şekilde devasa yükle denizde ilerler.

Geminin Geniş Güvertesi

Tanklarına su alıp batması

Tanklarındaki suyu boşaltıp yükle birlikte yükselmesi

Bütün bu devasa nakliye gemilerini yapan firmanın adı Dockwise. Bir Hollanda şirketi. Dünyanın en büyük 2 nakliye gemisi de bu şirkete ait; Mighty Servant 1 ve Blue Marlin. Blue Marlin adlı gemi şu anda dünyada sınıfının en büyüğü olarak kabul ediliyor.

Kaynaklar:
http://www.dockwise.com/
http://en.wikipedia.org/wiki/Semi-submersible#Heavy-lift
http://en.wikipedia.org/wiki/MV_Blue_Marlin
http://www.heavylift.net/
http://www.globalsecurity.org/military/systems/ship/flo-flo.htm

Offshore Rüzgar Tarlası

Merak Ediyorum Yorum Yok »

2002 yılının yaz aylarında Danimarka’da dünyanın denizdeki (offshore) en büyük Rüzgar Tarlası kuruldu. Ne var bunda diyebilirsiniz. Şu an dünyada rüzgar enerjisine (özellikle denizde) geleceğin enerjisi gözüyle bakılıyor. Danimarka’da kıyıdan 14-20 km açıklıkta, devasa rüzgar türbinlerine (80 adet Vestas V80-2.0 MW türbini) sahip, Horns Rev tesisi işte bu amaçla Danimarka’nın geleceğine yatırım amacıyla kuruldu. Türbinlerin boyutları aşağıdaki resimlerden daha iyi anlaşılabilir.

Pervaneler Danimarka’da 2030 yılına kadar 5 atom santralinin üreteceği enerjiye eşdeğer enerjiyi, 5500 megawatt enerji üretecek. Bu enerjinin 4000 megawatt‘ını denizlerdeki rüzgâr santralleri üretecek. Böylece Danimarka’nın enerji ihtiyacının yarısı rüzgâr santrallerinden karşılanmış olacak. Diğer yarısı da Norveç’in hidrolik santrallerinden gelecek.
Aşağıda bu tesisin yapımı sırasında çekilmiş görüntüler var. Yüklenmesi için birkaç saniye bekleyin.

Dünyada bu konuda Danimarkalılar, Almanlar, İspanyollar ve Portekizliler epey yol katetmiş durumdalar. Bu ülkelerin yoğunlaştıkları rüzgar tarlaları daha ağırlıklı olarak “offshore” yani açık denizlerde. Burada hem yeryüzünün engebeli olmaması dolayısıyla rüzgarın verimi daha yüksek, hemde ses vs gibi nispeten olumsuz olabilecek özellikleri daha aza indirgenmiş durumda, artı istediğin yere de yapabilirsin.

Genelde rüzgar türbinleri kesintisiz rüzgar sağlanacak yerlere kuruluyor. Rüzgar enerjisinin en büyük sıkıntısı, sürekli ve istikrarlı bir şekilde enerji sağlamıyor olması. Yani Ocak ayında toplanan enerji ile Ağustos ayında toplanan enerji fark gösterebiliyor. Dolayısıyla birincil enerji kaynağı olarak kullanılması biraz güç görünüyor, mutlaka kesintisiz bir enerji türü ile desteklenmesi lazım. Fakat sınırsız bir enerji ve herhangi bir yakıta ihtiyaç duyulmuyor. Yani bir yerden petrol, su, doğalgaz tedarik etmeniz gerekmiyor, dolayısıyla % 100 yerli bir kaynak. Tabii başta rüzgar türbinleri için yatırım yapmanız gerekiyor. Ama diğer enerji türleri ile kıyasladığınızda o da oldukça ucuz bir başlangıç maliyeti sağlıyor. Örneğin hidrolektrik santrali için koca koca barajlar yapmanız gerekli. Ya da termik santraller için madeni çıkartmanız, bazen işlemeniz ve onu yakmanız için santraller inşa etmeniz gerekiyor. Daha sonrasında atıklarını da yönetmeniz lazım.

-Kaynaklar-
http://en.wikipedia.org/wiki/Wind_farm
http://www.windpowerphotos.com/
http://www.windpower.org/es/pictures/offshore.htm
http://www.seacore.co.uk/project.php?pID=30

Yaratık Tohumlar

Bilgisayar Yorum Yok »

Tarımda ülkemizde de yapılmak istenen/yapılan oyuna bir göz atalım. Genleriyle oynanmış tohumlar, “sihirli değnek” değmişçesine dünya topraklarında yaygınlaşıyor. Bu yaratık tohumların birdenbire milyonlarca insanın hayatını değiştiren ibretlik öyküsünü okumak için aşağıda “Devamı var“ı tıklatın.


Sunay Demircan’ın yazısı:

İnsanın içini şişiren bir yazı

Yaklaşık 10 türü olan, bildiğimiz sarı çiçekli hardal otudur bu yazının kahramanı. Hazret aslen Akdenizlidir. Avrupa’ya, Amerika’ya ve öykümüzün geçtiği Hindistan’a sonradan taşınmış.

Hintliler hardal otunu en çok hardal yağı olarak tüketiyorlar. Küçük çiftçiler hardal otunu buğdayla birlikte ekiyorlar. Hasat ediliyor, kurutuluyor ve sonra hardal yağı çıkartan küçük işletmelere satılıyor. Yoğun kokulu olmakla birlikte, yenilebilen yağlar içinde en az doymuş yağ barındıran (yüzde 5) hardal yağı yoksul Hintlinin yegâne yemeklik yağı.

Ayrıca sarımsak ve hintsafranı ile karıştırılarak kullanıldığında (içilerek değil, sürülerek) romatizma ve kas ağrılarına iyi geldiği biliniyor. Antiseptik olarak da kullanılıyor. Evlerde aydınlanma amacıyla kandillerde yakılıyor, sivrisinek kovucu (bu özelliği ile sıtmaya karşı ciddi bir koruyucudur)…

İşte böyle. Hindistan’da, 1998 yılına kadar, milyonlarca küçük çiftçi hardal otu tarımı yapar ve yüz binlerce küçük işletmede yerel hardal tohumlarından yağ çıkartılır ve yoksulların yağ ihtiyacını karşılardı.

1998 yılında, aniden bir şey oldu. Başkent Delhi’de üretilen hardal yağlarına “bilinmeyen bir nedenle” yabancı maddeler karıştığı ortaya çıktı. 41 kişi öldü, binlerce kişi etkilendi. Hemen ardından hükümet hardal yağı üretimini yasakladı. Tam da o sırada, tesadüf bu ya, ABD soya üreticileri derneği Hindistan’a gelmiş, soya’nın (ve tabii soya yağının da) faziletlerini Hintlilere tanıtıyordu.

Hardal yağı yasaklanınca, hardal otu eken küçük çiftçi ürününü satamadı, hardal yağı tüketen gariban Hintli evine yağ sokamadı, kaçak yağ üreten küçük işletmeler suç işledikleri için ceza aldı, kapatıldı. Böylece, Hintliler yüzlerce yıldır kullandıkları hardal yağını ve hardal tarımını bir yıl içinde (mucizevî bir şekilde) bırakmak zorunda kaldılar. Hardal yağıyla birlikte gelişmiş olan tedavi yöntemlerini de terk ettiler…

Ee, madem hardal yağı bitti, gelsin soya yağı denildi. Hindistan’da ilk etapta en az 2.3 milyar Dolar büyüklüğünde soya piyasası olduğu hesaplandı. Birden bire milyonlarca ton soya tohumu ithal edildi.

Sihirli bir el yukardan uzanmış, hardalı çıkartıp yerine (yüzde 18 gibi göreli çok daha düşük miktarda yağ içeren) soyayı koymuştu. Ama gelen soya tohumu GDO’luydu. Yani, Genetiği Değiştirilmiş Organizma. Yani, içinde bir bakteri, bir petunya ve bir karnabahar geni aşılanmış bir yaratık. Bildiğimiz, tanrının insanlar-hayvanlar yesin diye yarattığı doğal bitki değil yani. Öyle bir yaratık ki, arıların dahi polenlerine ortak olmasına izin vermeyebiliyor. Elde ettiğiniz ürünü yeniden ekip bitki elde edemiyorsunuz. Yani, tohumlar kendilerini üretemiyorlar. Tohumu sadece şirket üretiyor. İyi mi?

İş bununla bitmiyor tabii. Şirket o tohumun, hatta içindeki genin dahi patentini alıyor ve tüm dünyada o tohumların sahibi oluyor.

İş bununla da bitmiyor, diyelim ki sizin komşunuz bu yaratıklardan ekti tarlasına, bir rüzgâr esti, o yaratıkların genleri gelip sizin tarlanızdaki yerli türlerle karşılaştı. Bu sentetik yaratıkların genleri baskın olduğu için sizinkilerin genetik özelliklerini de değiştiriveriyor. Artık mecbursun onlardan tohum alıp, onların istediği ürünü ekmeye. Nasıl ama?

Dönelim bizim hardal yağı düşkünü Hintlilere. Sanıyorsunuz ki o garipler hardal ekemez hale gelince soya ekmeye başladılar. Yok öyle yağma! Bir kere soya her toprakta yetişemiyor. Su istiyor, bakım istiyor, masraf istiyor… Sonra, soya tohumunu (diğer tüm GDO’lu bitkilerde olduğu gibi) köylü kendi hasadından ayıramıyor, komşusuyla değiş tokuş yapamıyor. Her yıl dünyanın parasını verip malum şirketlerden satın almak zorunda.

Bir kocaman “geçmiş olsun!” hak ettiler değil mi? Bakalım Hintliyi ağır kokulu hardal yağından kurtaran şirketlerin halleri nicedir?

Küresel ölçekte tohum piyasasını ellerinde tutan 4-5 şirket var. Bunlardan en büyüğü de Monsanto. Bütün dünyayı olduğu gibi, Hintliyi de soyayla tanıştıran onlar. Monsanto her şeyiyle büyük bir şirket. Şeffaflar, demokratikler, hayırseverler, insan haklarına saygılılar, çevreciler.

Finansal performansına baktığımızda, 2007 yılının ilk 6 ayındaki net satışlarının 4 milyar ABD Dolarını geçtiğini görüyoruz. Net gelir ise (yine 6 aylık) 633 milyon dolar. Geçen yıla göre yüzde 27 artmış kazançları. Sosyal sorumluluk bilinci çerçevesinde hayır işlerini ihmal etmemişler. Web sayfalarından öğreniyoruz ki, hayır amaçlı hibeler de veriyorlar. Bir bölümü çevrenin ve doğal ekosistemlerin korunması amaçlı olan bu hibelerin geçen üç yıldaki miktarı 28.4 milyon ABD doları. Bu dönemde dağıtacağı miktar da 8.4 milyon Dolar. Muhtemeldir ki “Hindistan’da yerel değerlerin korunması” başlıklı bir proje de bu hibelerden destekleniyordur.

Monsanto’nun yerel inançlara da saygılı ve destekleyici olduğunu görüyoruz. Örneğin Hindistan’da melez pamuk tohumunu satmak için Pencap eyaletinde Sih dininin kurucusu Guru Nanak’ın imajını kullanarak pazarlama kampanyasını yürütmüş hazretler.

Takdir duygularınızı göklere çıkartmak için belirtmemiz gerekiyor ki, Monsanto’nun 2006 yılı Ağustos ayında, kurum olarak yayınladığı bir insan hakları politikası belgesi de var. Bu belgede özetle şunları söylemişler: “Çocuk emeğinin sömürülmesini asla hoş karşılamayız; zorla eleman çalıştırmaya, borca atfen işçiliğe, köle işçiliğe, gönülsüz emek kullanımına karşıyız; ırk, dil, renk, cinsel eğilim… ayrımcılığını kınar ve kendi iş yerlerimizde yasaklarız; örgütlenme özgürlüğünü savunur ve çalışanlarımızın özgürce derneklere, sendikalara üye olmalarını teşvik ederiz…” İnsan daha ne ister?

Az kaldı unutuyordum, Monsanto her ihtimale karşı, Hindistan’da artık ekilmeyen yerel hardal bitkisi India brassica’nın da patentini aldı. Ne olur ne olmaz, bir gün hardal yağına konan yasak kalkar da gariban Hintli hardal otu ekmeye başlarsa yine, insan haklarına ve çevreye saygılı bir şirketten tohumlarını alsınlar diyedir herhalde.

Nasıl içiniz şişti mi?

“Anam yer babam gök” diyen Bektaşi’nin nefesini yeniden hatırlamamız lazım, zira bunlar yakında ruhlarımızı da patentleyecekler.

(Bu yazının hazırlanmasında Vandana Shiva’nın Çalınmış Hasat/bgst kitabından ve www.monsanto.com adresinden yararlanıldı)

Sunay Demircan

-Alıntıdır-
iyibilgi.com

Amerikalı ile Türkiyeli Diyalog Farkları

Komikler Yorum Yok »

Amerikan: hey dostum burda bir problem mi var ?
Turk: noluyo lan burda ?

Amerikan: nasil gidiyor mike?
Turk: napiyon lan?

Amerikan: korkarim seni oldurecegim!
Turk: salavat getir pezevenk!

Amerikan: oov dostum hic cool olmamissin.
Turk: bu ne lan götüme benzemissin.

Amerikan: hey steve, neden kendine bir icki
koymuyosun?
Turk: la suleyman, kap iki bira gel bakim hemen!

Amerikan: lanet olsun sana christine!
Turk: allah belani versin nurcan!

Amerikan: tanri askina brad kes sesini artik!
Turk: allahim sabir ver, sus lan yeter!

Amerikan: aman tanrim simdi napicaz?!?
Turk: ha siktir sictik?!?

Amerikan: help me please…
Turk: baksana lan!!!

Amerikan: ne derler bilirsin jack, hayat beklenmedik
surprizlerle doludur…
Turk: valla oglum bir soz var hani, kaderde varsa
düzülmek neye yarar üzülmek…

Amerikan 1: dante’nin bu kitabini okudun mu micheal?
Amerikan 2: aaa evet , gercekten edebi degeri olan bir
calisma.

Turk 1: abi da vinci sifresini okudum super!
Turk 2: lan birak! iyice entel dantel oldun ! Layt
herif !!

Amerikan:: hey jerry gel pizza ye dostum…
Turk: sülo gel lan buraya mis gibi menemen yaptik…

Amerikan:: fbi… bir kac soru sorabilir miyim?
Turk: polisim ben! nerdeydin lan dun esek?

Amerikan:: (ses cikarmadan el i$aretiyle) sen oraya
sen buraya sessiz olun…
Turk: dagiliyoruz haydaaaaaaaaa! !!

Dünyanın en hızlı arabası Bugatti Veyron

Dünyanın En'leri Yorum Yok »

 

Evet fiatı kucuk 1 arastırma sonucu 1.5 milyon euro civarı olduğunu oğrendim , küçük bir servet ediyor , Türk müşteriside varmış , yurdumun insanı alıp napsın bu arabayı hangi yolda sürsün , sanırım kıyamaz bile sürmeye :)

Kısa Bilgi :

Bugatti firmasının, Bugatti Veyron olarak bilinen Veyron 16.4 modeli; dünyanın en yüksek hıza ulaşabilen (407 km/sa.), en fazla motor gücüne sahip (1001 bg) ve en pahalı (1 milyon Avro) seri üretim halindeki otomobilidir. Veyron, ismini, Bugatti yarış pilotu ve 24 saatlik Le Mans Yarışı’nı 1939′da kazanan Pierre Veyron’dan almaktadır.

Ferdinand Porsche’nin torunu dönemin Volkswagen Genel Müdürü Ferdinand Piech’in 2001 Cenevre Otomobil Fuarı’nda dünyanın en hızlı, en güçlü ve en pahalı arabasını üretmek üzere söz vermesiyle başlayan Bugatti Veyron projesi, 2003 yılında üretime hazır hale geldi.

Aynı yıl, dünyanın en zor pistlerinden biri Laguna Seca’da yapılan test sürüşleri sırasında aracın pistten çıkması nedeniyle üretimin durdurulmasına karar verildi.Ferdinand Piech’in 2003 yılında emekli olmasının ardından, yeni Genel Müdür Bernd Pischetsrieder projenin başına Thomas Bscher’i getirdi. Bscher, yaklaşık bir yıl içinde performansı biraz daha düşük ama testlerde devrilmeyen bir Bugatti Veyron geliştirdi. 2003 Bugatti Veyron’un 0′dan 100 kilometreye çıkışı 2,5 saniyeyken; 2005 Bugatti Veyron’unki 2,9 saniyedir.

Bugatti Veyron ekonomik olarak Volkswagen’e büyük zarar teşkil etmektedir. Veyron’un fiyatı 1 milyon Avro gibi yüksek bir tutar olsa da, toplam üretim masrafı yaklaşık 4 - 5 milyon Avrodur.

Üretim halindeki Bugatti Veyron ilk olarak 19 Ekim, 2005 tarihinde Tokyo Araba Fuarı’nda gösterildi.

2005 yılındaki Dubai Araba Fuarı’nda, teşhir edilen Veyron dahil 6 adet satılması ve 45 adet Veyron’un da Şubat ayına sipariş edilmesiyle Bugatti Veyron projesinin akışı tamamen değişti. 5 yılda 300 adet üretilmesi öngörülen Bugatti Veyron’un üretim süresi 8 yıla yükseltilmiştir, bu süre içinde üretilecek Bugatti Veyron sayısının bine yakın olması beklenmektedir.Amerika’da ilk kez 2006 yılındaki Los Angeles Uluslarası Otomobil Fuarı’nda sergilendi.

Bugatti Veyron ile yapılan en yüksek hızı (407 km/sa.), Car and Driver dergisinin editörü Csaba Csere, Volkswagen’in Ehra-Liessen test pistinde gerçekleştirdi.

7 vitesi olan Bugatti Veyron’un 0′dan 321,9 km/sa. hıza çıkışı; McLaren F1′in 193,1 km/sa.’ten 321,9 km/sa. hıza çıkışından daha hızlıdır.

Bugatti Veyron, fabrika dışında dünyada 20 Bentley bayiinde satılır. Servisleri de Bentley bayilerinde yapılabilmektedir.

                                     Dünyanın en hızlı arabası Bugatti Veyron hız testi

Pardus 2007.2 Caracal Caracal

Bilgisayar Yorum Yok »

Adını Anadolu parsından alan, Linux tabanlı ilk milli işletim sistemimizin son versiyonu. İşletim sistemlerinde Türkiye’nin dışa bağımlılığını sona erdirmesi bekleniyor. Aşağıdaki linkten programı indirebilirsiniz. Aynı zamanda nasıl kurulacağını anlatan bir dokümanı da ekte bulabilirsiniz.

İndirme Adresi
http://www.pardus.org.tr/indir.html
Kurulumu ve Kullanımı
http://rapidshare.com/files/45412651/Pardus_Kullanim_Kilavuzu.pdf

Google Dökümanları Artık Türkçe

Kelimeler , Sözcükler Yorum Yok »

 

Google, yeni bir hizmetini daha “Beta” olarak Türkçe dil desteği ile yayına açtı: Google Dökümanlar. E-posta ile gönderilen elektronik tablo ve metin doküman dosyalarının farklı sürümlerini takip etmekte zorlanıyorsanız, Google Dökümanlar tam size göre! Google Dökümanlar, dokümanları güncel tutan ve istediğiniz kişilerin kendi bilgisayarlarından dosyaları güncelleyebilecekleri ücretsiz bir web-tabanlı metin doküman ve elektronik tablo programıdır. Mesela, öğrenci grubunuzun ev ödevlerini koordine edebilir, evinizden veya iş yerinizden ailenizin yapılacak işler listesine ulaşabilir, veya uzaktaki arkadaşlarınızla yeni bir iş planı üzerinde çalışabilirsiniz.
Google Dökümanlar

Madde işaretli listeler yapma, sütunlara göre sıralama, tablolar, resimler, açıklamalar, formüller ekleme, yazı tiplerini değiştirme ve daha fazlası dahil, tüm temel işlemleri kolayca yapabilirsiniz. Ücretsiz olarak sunulan hizmet, bilgisayarınızda varolan DOC, XLS, ODT, ODS, RTF, CSV, PPT vb. dahil, popüler dosya biçimlerinin çoğunu aktarabilmenizi de sağlıyor.

Alışık olduğunuz biçimde düzenlenmiş olan masaüstü, düzenleme işlemini çok kolaylaştırır.
Karakterleri kalınlaştırmak, altını çizmek, içerden başlatmak, yazı tipini veya sayı biçimini değiştirmek, hücre arka plan rengini değiştirmek, vb. için araç çubuğu düğmelerini tıklamanız yeterli olacaktır.

Dokümanlarınıza erişebilecek kişileri seçin.
Belirli bir dokümanı kendileriyle paylaşmak istediğiniz insanların e-posta adreslerini girin ve onlara bir davetiye gönderin.

Anında paylaşın.
Dokümanınızı, elektronik tablonuzu veya sununuzu düzenlemeye veya görüntülemeye davet ettiğiniz herkes, oturum açar açmaz dokümanınıza erişebilir.

Başkalarıyla birlikte gerçek zamanlı düzenleme yapın ve sunun.
Birden çok kişi aynı anda görüntüleyebilir ve değişiklikler yapabilir. Elektronik tablolar için ekranda görüntülenen bir sohbet penceresi vardır ve doküman düzeltmeleri tam olarak kimin neyi ne zaman değiştirdiğini size gösterir. Bir sunuyu birlikte görüntülemek çok kolaydır, sunuya katılan herkes konuyu otomatik olarak sunucuyla birlikte izleyebilir.

İstediğiniz yerden erişin ve düzenleyin.
İndirilecek hiçbir şey yok; dokümanlarınıza, elektronik tablolarınıza ve sunularınıza İnternet bağlantısı ve standart bir tarayıcısı olan herhangi bir bilgisayardan erişebilirsiniz. Ücretsizdir.

Çalışmanızı güvenle depolayın.
Online depolama ve otomatik kaydetme, yerel sabit disk arızalarından veya elektrik kesilmelerinden korkmanıza gerek kalmaması anlamına gelir.

Kopyaları kolayca kaydedin ve dışa aktarın.
Dokümanlarınızı ve elektronik tablolarınızı DOC, XLS, CSV, ODS, ODT, PDF, RTF ve HTML formatında kendi bilgisayarınıza kaydedebilirsiniz.

Dokümanlarınızı organize edin
Dokümanlarınızı klasörler halinde organize ederek onları kolayca bulun. Dokümanlarınızı istediğiniz sayıda klasöre sürükleyip bırakın.

Çalışmanızı bir web sayfası olarak yayınlayın.
Yeni hiçbir şey öğrenmenize gerek kalmadan, dokümanlarınızı normal görünümlü web sayfaları olarak tek bir tıklamayla online yayınlayabilirsiniz.


Sayfalarınızı kimlerin görebileceğini denetleyin.

Tüm dünyaya veya birkaç kişiye yayınlayabilir veya hiç kimseye yayınlamayabilirsiniz: karar sizin. (Ayrıca, istediğiniz zaman yayından kaldırabilirsiniz.)

Dokümanlarınızı blogunuza gönderin.
Bir doküman oluşturduğunuzda, onu blogunuza gönderebilirsiniz.

Şirketinize veya grubunuza yayınlayın.
Google Apps ile önemli dokümanları, elektronik tabloları ve sunuları şirketiniz veya grubunuz içinde paylaşmak daha da kolaydır.

-Alıntıdır-
turkceyazilim.net

Iphoto Measure

Bilgisayar Yorum Yok »

Artık çektiğiniz fotoğraf içindeki nesnelerin boyutlarını bilgisayarınızdan ölçebileceksiniz. Bu program sayesinde dijital kameranız ile resmini çektiğiniz herşeyi ölçmeniz mümkün. Emlakçılar, inşaatçılar ve mimarlar için bulunmaz nimet. Fotoğraf üzerinde 0.8mm‘ye kadar ölçüm yapabiliyor. Şu andaki fiyatı $99.99 dolar, bir inşaat şirketi için getirileri düşünüldüğünde kabul edilebilir bir maliyet.

http://www.iphotomeasure.com/ adresinden detayları öğrenebilirsiniz.

Habitat 67

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Her odası ayrı bir kübik birimden oluşan ve küçük bir tepenin yamaçlarına kurulmuş gecekondular gibi aşağıdan yukarıya doğru daralan son derece organik görünümlü ama prekast olarak inşa edilmiş bir yapı, Habitat 67. Mimarı Moshe Safdie 1938′de İsrail Haifa’da doğdu. Daha sonra ailesiyle birlikte Kanada’ya yerleşti ve 1961 yılında McGill Üniversitesinden mimar olarak mezun oldu. Kanada-Montreal‘deki 67 EXPO’sunda yapmış olduğu Habitat 67 ile yıldızı parladı. Habitat 67′nin projesini hazırlarken, İtalyan dağ kasabalarının yerleşiminden etkilenmiş, bunu ultra-modern bir yerleşim planına dönüştürmüştür. Önceden inşaa edilen 354 beton kutu üst üste konularak 158 ünitelik (dairelik) bir yerleşim kompleksi oluşturulmuştur.Her bir kutu bir dairedir, her bir dairenin balkonu, üstüne oturtulduğu dairenin tepesindedir. Modern mimarinin babalarından le corbusier‘nin ‘içinde yaşanacak makina’ olarak nitelendirdiği modern yaşam birimi olan evlere çok iyi bir örnektir.













Son resmi özellikle koydum. Dikkat ederseniz resimde kiriş birleşimleri ya donatı yorgunluğundan yada o noktadaki statik hesap hatasından yükü kaldıramıyor. Bu tür uç mimari örneklere bakarken statiğin de mimari kaygı kadar önemli olması gerektiğini düşünenlerdenim. Belki böyle düşünmeme mühendis olmam etki ediyor olabilir ama bir mimarında en az bir mühendis kadar statiği bilmesi gerek, bilmese bile bir statik kaygısı olmalı.

Kendimi Arıyorum , Ölü yada Diri

Denemeler Yorum Yok »

Kayboldum sanırım  …

 Dalga geçen sizin gibi olsun,

 Yazıyı okuyan da..

Genç kız yürüyor ….    diye yazıyor Peter Morgen , nasıl olup da geri dönecek kendini bulmak için …

Hep kendini kaybettiği zamanlarda aynaya bakardı kendi yüzünü eli ile kontrol eder derin bi oh çekerdi kaybolmamışım diye fakat şu an aradığı sureti yada somut olan bedeni değildi kendisinin ruh u idi aynada wardı ama yoktu varlıkla yokluk arasındaki o yol da kaybolmuştu.

 Ölü olduğuna inandı ama aynada kendini görüyordu saplandı kaldı ne kendisini buldu nede gördüğünün kendisi olup olmadığını .

Dünyanın En Güzel 7 Vahası

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Issızlığın ve uçsuz bucaksız kum düzlüğünün ortasında cennet sayılabilecek mekanlar. Aynı zamanda eski zamanda ticaretin gelişmesine büyük katkıları olmuştur ki Marco Polo, vahalar olmasaydı hiçbir zaman Çin’e kadar gidemeyecekti.

1) Ubari Vahası - Targa Vadisi Güneybatı Libya
Ürdün’deki Ölü Deniz gibi suyu tuzludur.


2) Huacachina Vahası - Peru
Çölün ortasında, vaha kenarında devamlı yaşayan 100 kişinin bulunduğu küçük bir köyde bulunan “Amerika’nın tek büyük vahası”. Ica şehrinin turistik sayfiye yeri olarak kullanılıyor.



3) Ein Gedi - İsrail
Ölü Deniz’in batısında yer alan en büyük vaha.



4) Chebika Vahası - Tunus
Tunus dağlarının kuzeyinde “Güneşin Kalesi” olarak adlandırılan vaha.


5) Timia Vahası - Nijer
Nijer’in kuzeyinde yer alan vaha ülkenin en güzel vahası olarak biliniyor. Çölün ortasında ağaçlardan portakal ve nar toplamak isterseniz Timia Vahası’na gitmeniz gerekiyor.


6) Gaberoun Vahası - Libya
Sahra Çölün’de bulunan Gaberoun, Libya’nın Sabha şehrine yakın bir konumda bulunuyor. Çok geniş göle sahip ve göl suyu çok tuzlu.


7) Herdubreidarlindir - İzlanda
Odadahraun Çölü’nün, dünyanın en kurak yerlerinden birinin tam ortasında yer alır.

-Kaynaklar-
en.wikipedia.org
news.bbc.co.uk

Dünyanın İnmesi En Tehlikeli 10 Çatı Helikopter Pisti

Dünyanın En'leri Yorum Yok »

Yüksek irtifalarda iniş yapmak helikopterler için her zaman tehlikeli olmuştur. Rüzgar ve iniş alanının dar olması nedeniyle çatılarda bulunan pistler pilotları, ustalık isteyen manevralar yapmaya zorluyor.

1. Dubai (Burj al Arab Oteli)


2. Yokohama-Japonya (Minato Mirai)


3. Alpler (Chanrión barınağı)


4. Los Angeles-Amerika (Kütüphane Kulesi)


5. Turin-İtalya (Lingotto binası)


6. Meksiko şehri (Pemex kulesi)


7. Madrid-İspanya (Torre Picasso)


8. New York (Metlife binası)


9. Tokyo (Finans merkezi)


10. Kuala Lumpur-Malezya (Telekom kulesi)

Kolonlar Üzerinde Havaalanı

Kelimeler , Sözcükler Yorum Yok »

Portekiz’in kuzeyinde özerk adalar grubu Madeira Adaları’nda dünyanın kolonlar üzerine inşaa edilmiş tek havaalanı bulunmakta. Havaalanının kumsala yakın olması ve ani kot farkları oluşturması ve 1400 metre olan havaalanı uzunluğunun uçakların inişine müsait olmaması nedeniyle herbiri 70 metre uzunluğunda 180 kolon üzerinde yükselen 400 metrelik ek havaalanı yapılmıştır. Havaalanının altındaki boşluk da değerlendirilmiş araba parkı yapılmış, bunu son resimde görebilirsiniz. Ayrıca bu yapı IABSE’nin (Uluslararası Köprü ve Yapı Mühendisliği Birliği) “Outstanding Structures Award” ödülünü de kazanmış.




cihanozdemir.com

Dünyanın En Tehlikeli Havalimanları

Dünyanın En'leri, Merak Ediyorum Yorum Yok »

Prenses Juliana Uluslararası Havaalanı (Saint Martin-Doğu Karayipler)


- Juancho E. Yrausquin Havaalanı (Saba Adası-Karayipler)

- Courchevel Havaalanı (Fransa)

 Gustaf III Havaalanı (St. Bart Adası-Karayipler)

- Barra Uluslararası Havaalanı (Barra-İskoçya)

- Madeira Havaalanı (Madeira Adaları)

- Lukla Havaalanı (Nepal)

ŞARKILARLA GEÇTİM ARANIZDAN

Biyografi, Sinema Yorum Yok »

ŞARKILARLA GEÇTİM ARANIZDAN;kazım koyuncu için,  Ümit Kıvanç tarafından çekilmiş yaklaşık 3,5 saat süren bir belgesel film.Ama diğer belgesel filmlerin aksine tüm film boyunca nerdeyse, Kazım kendini anlatıyor.Ümit Kıvanç bu filmi yüzlerce görüntünün,ses kaydının,resimlerin arasından bularak-sanırım 2005 yılından bu yana üzerinde çalıştığı bir proje-hayata geçirmiştir ve ne iyi etmiştir,emeğine yüreğine sağlık.Film şuan tüm film ve müzik marketlerde satışa sunuldu ve geliri umut çocukları derneğine kalacak.Film hakkında gerekli bilgiyi  www.kazimkoyuncu.com sitesinden  edinebilirsiniz.

ZUĞAŞİ BEREPE VE KAZIM’IN BİLDİRİLERİ

Va Mişkunan’dan

…hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne

günün karanlık saatlerine

arasıra kopsada fırtınalara

birgün boğulacağımız denizlere

eski günlere,neler olacağını bilemesek de geleceğe

kötülüklerle dolu olsa bile tarihe

tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara

Donkişotlara,ateş hırsızlarına

Ernesto ‘Çe’ Guevara’ya

yollara,yolculuklara

sevgililere,sevişmelere

sadece düşleyebildiklerimiz,olamadıklarımıza

üşürken ısınmalara

herşeyden sıcak annelere babalara ve tadını tüm bunlardan alan şarkılara

kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.

kötü şeyler gördük.

savaşlar-katliamlar,ölen-öldürülen çocuklar gördük.

. Kendi kültürünü, kendi dilini, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük.
. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük.
Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.
Biz de öldük.Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya.

NOT:Fırtına’da santral istemiyoruz!
Dünya, her yandan insanların verdiği zararlarla bir tükenişin içinde. İnsanın doğaya karşı doğa dışı müdahaleleri sonumuzu hazırlıyor. Bu bağlamda Türkiye de anti-ekolojist politikalar izlemekten geri durmuyor. Bergama ve Artvin’de siyanür zehiriyle altın aranması, Akkuyu’da nükleer santral, yargı kararlarını hiçe sayarak Gökova’da termik santral yapılmaya çalışılması, diğer birçok evrensel yanlışın önünde duruyor. Şimdi de dünyanın sayılı doğal alanlarından biri olan Fırtına Vadisi’nde hhidrolik santral kurulmaya çalışılıyor. Bu santralın coğurafyamıza kurulmasının sonucu vadide yaşayan hayvan türlerinin yok olması, terihî evlerin yıkılması, binlerce ağacın kesilmeis, iklimsel değişiklik, velhasılı kelam, kültürel ve doğal mirasımızın yok olması olacak. Çocukken yakaladığımızda olağanüstü güzelliğiyle büyülendiğimiz inexi (denizalası) artık ancak hafızalarımızda yaşatacağımız bir eski zaman balığı haline gelecek. Fırtına Vadisi ile birlikte çocukluğumuz da yok olacak. Çay endüstrisiyle başlayan iklimsel değişiklik santralle birlikte çığırından çıkacak! Evet ya santral ve felaket ya da “çocuklarımızdan ödünç aldığımız” bu dünyanın cenneti. Hayır, Fırtına’da santral istemiyoruz!

Çölün Ortasında Kayak -Ski Dubai

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Kış mevsimini çok seviyorsunuz ama bir çölün ortasında yaşıyorsunuz. Paranız da çok. O zaman kışı buraya getiririz! Dubai‘liler yine rahat durmamış, paralarının fazla yer kaplamasını dert edinip çölün ortasına kayak pisti yapmışlar. Mall of Emirates’in içinde bulunan ve 270 milyon dolara mal olan dünyanın en büyük iç mekan kar parkının, 22.500 metrekarelik alanı tüm yıl boyunca gerçek karla dolu; ısı 1 ila -7 derece; 85 metre yüksekliğinde ve 1500 misafiri aynı anda ağırlayabilme kapasitesine sahip.

Çeşitli seviyelerde pistleri bulunan ve en uzun pisti 400 metre olan Ski Dubai’de jet motorlar 6 bin ton gerçek kar üretip, insan yapımı yamaçlara püskürtüyor. Ski Dubai’de, çeşitli zorluk derecelerine göre beş farklı pist var.

Toplam alan: 22.500 metrekare
Ana pist uzunluğu: 400 metre
Ana pist eğimi: %60
Kar makinesinin günlük pompalama kapasitesi: 30 ton
Yüzey kar kalınlığı: 50 cm
Yüzey kar ağırlığı: 6000 ton
Isı: gündüz +1, gece -7 derece
Kapasite: 1500 kişi



Discovery Channel tarafından çekilen ve çalışma prensibini anlatan bir videosu da var:

Bu projeyi kim gerçekleştirdi diye soracak olursanız. Cevap size pek yabancı gelmeyecektir. İstanbul Maslak’da 5 milyar dolar yatırım yaparak inşa etmeyi planladıkları Dubai Towers’la gündeme gelen Dubai International Properties.

Ski Dubai ile ilgili resimler:

-Resmi Web Sitesi-
skidxb.com

Dubai Suni Adalar

Merak Ediyorum Yorum Yok »

Dubai Şeyhi Rashid Al Maktoum, 2006 yılı içerisinde Formula 1’in efsanevi pilotu Michael Schumacher’e Dubai’de 300 yapay adadan oluşan ve maliyeti 2 milyar dolar olacak “The World“(Dünya) projesinden 7 milyon dolarlık bir ada hediye etti. Niye şimdi söylüyorum bunu? Çünkü bu büyük proje bitmek üzere ve Michael Schumacher’in küçük adasına taşınma vakti geldi.

Dünya haritası şeklindeki adalar topluluğuna Türkiye’den ABD’ye kadar ülkelerin isimleri verildi. Yüzde 30’u satılan adaların içinde Türkiye’yi temsil edeni şimdilik alıcı bulamadı. 14 milyon dolar istenen adanın Türkiye’den bir talibi olmuş ancak görüşmelerden bir sonuç çıkmamış.

Dünya haritası şeklinde inşa edilen yapay 300 adadan oluşan “Dünya”, 55 milyon metrekarelik alana yayılıyor. 9 kilometre uzunluğunda, 7 kilometre genişliğindeki Dünya’nın kumsalı için 350 milyon metreküplük kum kullanıldı. Adaların fiyatları büyüklükleri ve konumlarına göre 7 milyon dolar ile 35 milyon dolar arasında değişiyor. 100 metrelik sularla ayrılan adaların büyüklükleri ise 11.148 ile 41.806 metrekare arasında. Daha önce Dubai’de Palmiye Adası’nı yaratan Nakhel Grubu’nun imzasını taşıyan ada, 2008’de oturulabilir hale gelecek.



Dünya’da David Beckham, şarkıcı Rod Stewart ve İngiliz milyarder Richard Branson’ın adaları var. Dünya’da ada satın almak için sadece para yeterli değil. Yetkililer ada satın alacaklardan banka referansı hazırlamalarını da istiyor.

Michael Schumacher’e ait 7 milyon dolarlık ada. Schumacher’in adası “Antartika” adı verilen adalar topluluğunda bulunuyor.





Aşağıda “The World“ün güzel bir animasyonu var, mutlaka izleyin.

Son olarak 10 Ekim 2007′de Çinli bir emlak zenginine “Shanghai” adı verilen suni ada 28 milyon dolara satıldı.

Satılan adalar kırmızıyla gösterilmiş. Mavi alanlar ise satın alınmayı bekliyor. Nasıl Araplar ticareti öğrenmiş görünüyor değil mi?

-Kaynaklar-
theworld.ae
insaatforumu.com

    Dünyanın En Büyük Binası - Burj Dubai

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    Burj Dubai (Dubai Burcu)
    Dubaililer’in gökdelen çılgınlığı son hız devam ediyor. Bittiğinde 900 metre yüksekliğinde olacak kule şu anda inşaat olarak 600 metreyi geçmiş durumda. Proje için Araplar tam 1 milyar dolar harcamış! Resmi sitesine göre 27.12.2007 tarihi itibarı ile geldiği nokta; 158.kat bitti, 598,5 metrede. Şu an bile dünyanın en yüksek binası.




    Diğer dünyanın en yüksek gökdelenleriyle karşılaştırması. Haziran 2007′de Burj Dubai Petronas Kuleleri‘ni geçmişti. Şuradaki yazımda dünyanın en yüksek gökdelenlerini yazmıştım.




    Resimde günümüz gökdelen inşaatlarında uygulanan prensibe göre temelden en yüksek noktaya kadar yükselen silindirik dev kolonların kalıpları görünüyor. İnşaatta kullanılacak toplam beton miktarı 230.000 m3 ki bu 100.000 filin ağırlığına yada 1.900 kilometrelik bir beton yolda kullanılan betona eşit.

    Gökdelenlerde yükseklik belirlenirken birçok kriter var. Bunlardan en önemlisi asansör kapasitesi. Siz ne kadar yüksek bina yaparsanız yapın insanları yükseğe ve hızlı bir şekilde çıkaramadıktan sonra bir anlamı yok yüksek olmasının. Burj Dubai bu işi çözmüşe benziyor. Resmi sitesinde asansörü yapan firma hakkında bir bilgi yok ama kapasitesi hakkında şöyle deniliyor; 2 kabin olacak, her kabin 21 kişi kapasitesinde ve dünyanın en uzun asansörle taşıma sistemi olacak ve hızı yine dünya rekoru olan saniyede 18 metre olacak. Yangın ve servis asansörü 5.500 kg kapasiteli olacak ki buda bir dünya rekoru.
    Kendi eleştirimi de eklemeden geçemeyeceğim. Çölün ortasında düzlükler üzerinde yaşıyorsun ve inşaa ettiğin binanın çevresi neredeyse bomboş ama sen göğe doğru yükselmek istiyorsun! Yaşadığın yer Manhattan gibi bir adaya sıkışmış ekonomi merkezi de değil. Paranın çokluğu insana neler yaptırtıyor!


    -Kaynaklar-
    burjdubai.com
    flickr.com

    YAŞA-M

    Denemeler 1 Yorum »

    Yaşam neydi yada yaşamak nasıl birşeydi?Genel geçer tanımlara mı sahipti,yoksa herkes için farklı anlamlar mı içerirdi?Y.Erdoğan demişti ya hani:’soyulur muydu kabuğu hayatın,yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?’Belki de yaşam konulduğu kabın şeklini almayan tek akışkandı.

    Onca şey söylenilmişti üzerine;farklı betimlemelerle,farklı karakterlerin içinde yer aldığı öykülerde,romanlarda bazen şiirlerde,filmlerde;insan mahsulü herşeyde.Hiçbiri tam bir tanımını yapamıyordu hayatın’ diğer insan’a göre,oysa’ yaratıcı olan insan’a göre tam da bu olmalıydı işte.İçinde yaşadığı şeyi ne kadar da merak etmişti insan-deryanın içinde deryadan bi haber yaşayanlar da bu gruba dahil edilebilir,en azından bu benim yazımda olabilir.evet dahil ediyorum.-,ne özel ne önemli bir hale getirivermişti.Çünkü aslında bazen ukalaca ve belki çok görmüş geçirmiş bir edayla söylenen:’Dünya senin etrafında dönmüyooo olm/kızım!!’  geri dönmez bu seda gerçek dışı.Neden mi?Dünya benim /bizim etrafım(ız)da dönüyor da ondan.Yaşanan tek gerçeklik benim/bizim yaşadıklarım(ız).Bu yüzden işte,yaşam;kişi ne yaşıyorsa ne yaşadıysa,ne gördü ne bildiyse bundan ibaret.Yaşam genel geçer değil,öznel.Düşünsenize bu dünyanın hatta abartıp o bilmedikleri evrenin kendileri için yaratıldığını-ki kelimeden ulaşılan bir yaratıcının varlığıdır-düşünenler aslında ne de büyük bir çelişki içerisindeler-beni şaşırtmadı-.Bu fikirle beslenen insanların kendi yarattıkları - her nasılsa cümlenin tam da bu noktasına cuk uyan, o yere- Araf’a a sıkışmış oldukları ortada.İKİ DÜNYA ARASINDA KALAKALMAK,NE BURAYA NE DİĞERİNE AİT OLMAK…

    Belki de yaşam;diğer yarını aramakla geçirdiğin zaman içinde biriktirdiğin deneyimlerin bütünüdür.Bazen asıl amaç unutulur,bazense bir saplantı haline getirilir;yani ya bulunur yada hep aranır.

                                  Seni bulduğum gün değişmişti herşey

                                  Artık ne ben eski bendim,ne sen eski sen…

    Yazıklar olsun - Bekir Coşkun

    Kelimeler , Sözcükler Yorum Yok »

    SORUN şu:

    Neresi gibi olmak istiyorsunuz?

    Nereye benzeteceksiniz Türkiye’yi?

    Arabistan
    ’a mı?..

    Avrupa
    ’ya mı?..

    *

    “Laiklik-maiklik” desem, anlamıyorsunuz.

    Laikliğin dinsizlik olmadığını… Sadece dincilik ile devletin yönetilemeyeceğini almıyor kafanız.

    Siz “Türban dinin emri” diyorsunuz, bu sefer ben anlamıyorum:

    Dinin hiçbir yüce emrine uymayıp; hırsızlıkta, rüşvette, suiistimalde, avantacılıkta AB birincisi… Dünya ahlak sıralamasında 68’inci ülke olmak, ama “türban din emri” diye tutturmak…

    Almıyor kafam.

    *

    Ben desem…

    Siz deseniz…

    Laiklik, hukuk, demokrasi…

    Hepsini geçiniz…

    Her birisine bin yalan-dolan-bahane uydurduğunuza göre, net-açık sorum şudur, şu:

    Nereye benzetmek istiyorsunuz Türkiye’yi?..

    Nereye?..

    Batı’ya mı?..

    Elbette değil, çünkü dün Batı medyası, “Türkiye’de İran’a benzeme adımı” şeklinde haberler veriyordu. Bir teki, “Türkiye’de Batılılaşma adımı” dememişti.

    Bu güzel ülkeyi benzetmek istediğiniz yer apaçık:

    Arabistan…

    Eee yazıklar olsun size…

    *

    Geçin; cumhuriyeti, devrim yasalarını, laikliği, demokrasiyi, Anayasa’yı, yasaları, hukuku, mukuku…

    Hedefi çağdaşlık olan, AB kapısına dayanmış, Batı medeniyetine ulaşma planları yapan bir koca devleti, yasaları değiştirerek Arabistan’a benzetmek uygarlığa karşı suçtur.

    Dahası; insanlık suçu…

    Daha ne olsun?..

    Yazıklar olsun size, yazıklar olsun…

    Büyük Gaz Platformu

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

    Petrol kaynakları azaldıkça daha maliyetli ve zor olan “offshore petrol arama” çalışmaları giderek artıyor. Arttıkça da yeni mühendislik harikaları ortaya çıkıyor. Bunlardan biride “Troll A“. Shell firması tarafından denizden doğalgaz çıkartılması amacıyla yapılmış. Şu anda “dünyanın insan tarafından yüzeyde hareket ettirilen en uzun yapısı”. Uzunluğu tam 500 metre diğer bir ifadeyle 1/2 kilometre. Ağırlığı 1,2 milyon ton, inşaatında 245.000 m3 beton ve 100.000 ton çelik (ki bununla 15 Eyfel kulesi yapılabilir) kullanılmış. Betonarme perde duvarların kalınlığı tam 1 metre. Son resimde Eyfel Kulesiyle karşılaştırmasını da görebilirsiniz.



    cihanozdemir.com
    -Kaynaklar-
    en.wikipedia.org
    tr.wikipedia.org
    deputy.com
    statoil.com

    Geleceğin Binaları

    Merak Ediyorum Yorum Yok »

     

    İnşaat alanında 2000′li yıllarda büyük değişimler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. İnşaat teknikleri geliştikçe klasik yapılar yerini daha karmaşık ama bir o kadar da estetik ve ilginç binalara bırakıyor. Aşağıda bulunan 9 ilginç yapının projeleri onaylandı ve hemen hemen hepsinin inşaatına başlanıldı. Gelecekte bu tür binaları sıkça göreceğiz anlaşılan.

    1. Su (Aqua), Amerika (websitesi)
    2009 yılında Şikago kentinde hizmete girmesi bekleniyor.

    2. Şikago Kulesi, Amerika (websitesi)

    2010 yılında bitirilmesi düşünülmektedir. Bittiğinde 609m yüksekliğe sahip olacak

    3. CCTV Merkezi, Çin (websitesi)

    234m yüksekliğe sahip.

    4. Regatta Oteli, Jakarta (websitesi)

    5. Antilia Yapısı, Hindistan (mimarının websitesi)

    6. Rusya Kulesi, Rusya (mimarının websitesi)

    2012 yılında bitirildiğinde Eyfel Kulesi’inin yüksekliğinin 2 katı olacak. Aynı zamanda Avrupa’nı

    Lost Dizisi ile alakalı Zamanda Kayma Teorileri

    Tv Series 1 Yorum »

    1-) Adada her 1 dakikada , 2 saniyelik bir gerileme söz konusu ise ;
    2-) 30 saniyede , 1 saniyelik kayma olacaktır,
    3-)Roket 1 saniyede 2 km hızla ilerliyor ve 60 km uzaktaki gemiden adaya 30 saniyede varması lazım.

    ÇAPRAZ KARŞILAŞTIRMA:
    A-) roket 30 saniyede katedeceği mesafeyi , adanın zaman/mekan karmaşası yüzünden 1 saniye gecikme ile tamamlaması lazım ( 2. madde)
    B-) Yani adada 30 saniyede , 1 saniye gecikme oldugundan roketin adaya 30 saniye değil 31 saniyede gelmesi lazımdı.
    C-) Halbuki Roket Adaya 31 saniye değil , 31 dakika = 1860 saniyede ulaşıyor.
    D-) Yani roket zaman olarak : 1860 / 31 = 60 kat daha geç sürede ulaşıyor.

    ALIN SİZE HAVUZ PROBLEMİ:
    1-) Gemi ile ada arası 60 km.
    2-) roket bu mesafeyi 31 saniyede değil , 31 dakikada ( 60 kat daha geç) katediyor.
    3-)Roketin aldığı mesafe bir anda 60km ( ada-gemi arası) x 60 ( geç kalma oranı) = 3600 km’ye çıkıyor.

    Devamını Oku… »