Yanıma Gelen
Denemeler Aralık 5th, 2007Yavaşça gelip yanıma oturdu. Yüzünde gizlemeye çalıştığı utangaç ama sempatik bir gülücük vardı. Biraz da heyecanlı olduğu belli oluyordu. Heyecanı birşeyler söylemek için geldiğini ele verse de sanki daha önce provası yapılmış bir şekilde gelip sormadan masaya oturdu.
Gözleri masanın üzerinde duran kitap yığınına takıldı. Kitap mı okuyorsun dedi. Hayır dedim aradığım bir şiir var, onu bulmaya çalışıyorum. Doğru dedi şiir… Sen şiir de yazıyordun değil mi?
Evet dedim yazarım. Sen de okumayı seviyordun? Gözlerime baktı sonra başını öne eğdi, garip bir utangaçlıkla evet anlamına gelecek şekilde başını salladı. Kitap elimde ona bakıyordum hala, ne diyecekti. Sanki benim yanımda suçluluk duyuyordu varlığından. Belki de onunla arama nedenini bilmediğim bir mesafe koymuştum baştan beri. O da farkediyordu bunu. Benim gibi olamamaktan bahsediyordu hep bu mesafeyi görerek, yanlışlarımla doğrularımla ben olamamaktan. Benim için kendi için ikimiz için hep birşeyler anlatmaya çalışırdı ama tamamlayamazdı bir türlü anlattıklarını hep yarıda tıkanır sanki çok önemli bir işi varmış da şimdi aklına gelmiş gibi toparlanıp uzaklaşırdı yanımdan kelimelerden kaçtığı gibi. Bende pek anlamaya çalışmadım şimdiye kadar anlattıklarını.
Bekledim başını bile kaldırmadan sessizce farklısın dedi. Bunu söylemesini bekliyordum aslında. Beni farklı gördüğünü biliyordum. Yüreğini yaralayacak kadar farklı ve olmadığımızı da biliyordum. Aslında aramızda küçük bir farktı onun fark edemediği ;ben kendimi onun kendisini tanıdığından daha çok tanıyordum. O ise hep başkalarını daha fazla tanıma umuduyla yaşıyordu. Başka birini tanıdığında onda kendinden bulduğu parçalarla tamamlayacaktı kendini yoksa hep yarım kalacaktı kendine göre.
Farklısın’ın cevabını bekliyordu yalvarırcasına bakan gözleriyle,ilk kez gözlerini farkettim daha önce hiç bakmamaıştı bu şekilde yüzüme aslında soru sormadığının farkında bile değildi ama cevap bekliyordu. Değilim dedim kendimin bile duyamayacağı bir sesle, sonra sesimi düzeltmeye çalışarak ve biraz daha yüksek sesle tekrarladım ‘değilim’. Kaldırıp başını gözlerime baktı “farklısın işte” dedi. “nasıl anladın” dedim. ‘Bilmem, mesela düşünüyosun herşeyden önce’, dedi ‘herşeyi düşünüyosun. Sonra seviyosun, dünyayı, insanları, hayatı, ölümü’. Başka dedim. “Eleştiriyosun” dedi, ‘insanları seviyor ama eleştiriyosun tüm sevdiklerini acımasızca. En yakınını bile başkasına eleştiriyorsun onu da bir başkasına..’ ‘Ya seni de eleştirirsem’ dedim. Durdu ‘beni eleştirme’ dedi sessizce. ‘Bunu haketmiyorum ,hem kaldıramam bunu. Beni kimseye kötüleme ne olur, üzülürüm buna. Beni böyle sev’. ‘Sevmek mi?’ dedim ‘bunu da nerden çıkarıyosun. Sana seni seviyorum demedim ki’. ‘Ama diyeceksin dedi’. ‘Hayır dedim sana seni seviyorum demeyeceğim. En azından senin anladığın anlamda sevmiyorum seni.’
Sustu… “o zaman eleştir beni” son gücüyle ağzından ezerek çıkardığı kelimelerle. Ama sadece en yakınına . Zaten değer vermediğin insanları eleştirmezdin değil mi? Değer veriyorsan başla kötülemeye o zaman. Peki dedim başlıyorum. Ama bu sefer seni sana eleştireceğim. Hazır mısın. Sustu yine, ardından hafifçe gülümsedi bu sefer. Neden onu eleştiriyorum acaba diye düşündü. En yakınımda olduğu için mi? En yakınıma anlatılmayı hak etmediği için mi? Beni kızdırdığı için mi? Neden olabilirdi ki….Yoksa…Yoksasını anladı. Yüzündeki tebessüm yerini önce endişeye bıraktı önce sonrada sessizce ağlamaya başladı. Yine kafası önünde, yine utanarak,yine saklı gözlerle ağlıyordu. Birazdan da yüzüme bile bakmadan geldiği gibi sesizce kalkıp gitti yanımdan, bir daha gelmemek üzere.Oysa bana benzeyen tanıdığım tek insandı o ve bu gidişiyle biraz daha ben oluyordu.
Bu yazının okunma sayısı: 120








Son Yorumlar