Aylık arşivler: Aralık 2007

2008 yılının size ve sevdiklerinize

günesli günler, yaratıcı fikirler, verimli çalismalar, hosgörülü yaklasimlar, parlak projeler, yeni motivasyonlar, cesur girisimler, renkli eglenceler, benzersiz hediyeler, bitmeyen sevgiler, heyecanlı karsilasmalar, önemli basarilar, kibar sürücüler, samimi dostlar, iyi uykular, tatli rüyalar, gercek iltifatlar, sıcak sohbetler, yararlı bilgiler,  dogal güzellikler, gülen öpücükler, keyifli sabahlar, uzun geziler, bol bol sans, içten dualar, huzurlu günler,

getirmesini ve saglikli bir yil, olmasini diliyorum..

Saygi ve sevgilerimle,

www.ayi.org

Şeytan Ayetleri – Salman Rushdi

Hijab, yani Perde, Cahilia’nın en ünlü genelevinin adıydı. Şıkır şıkır su akan avlularında palmiyelerin bulunduğu kocaman bir saraydı. Bu avlular şaşırtıcı bir mozaik oluşturarak içiçe giren odalarla çevriliydi. Bile bile birbirine benzer biçimde döşenmiş koridorlar dolambacından geçilirdi. Bunların hepsine aynı yazıyla Aşk yazılmıştı, hepsinde aynı halılar vardı, hepsinde duvara dayalı taş bir sandık bulunuyordu. Perde’nin müşterilerinden hiçbiri,  ne gözdeleri kadınların evlerinde, ne de sokağa çıkmak için yardım edilmezse yollarını bulamazlardı. Böylece kızlar, istenmeyen konuklardan korunmuş olurlar ve işyeri, müşterilerin ücreti ödemeden gitmeyeceklerinden emin olurdu. Alaattin’in lambasındaki dev gibi, gülünç bir biçimde giyinmiş iri yapılı hadımlar ziyaretçilere gidecekleri kıza ve çıkışa götürmek üzere, bazen bir yumak ip aracılığıyla eşlik ederlerdi.

Şeytan Ayetleri – Salman Rushdi yazısına devam et

Balık Yoktu – Nietzsche

Bundan sonraki yıllar bana düşecek ödev, artık olabildiğince kesin belirlenmişti.

Ödevimin olumlayan bölümünü bitirmiştim; sıra sözle ve eylemle hayır diyen yarısına gelmişti: Şimdiye dek süregelen değerlerin yenilenmesine, büyük savaşa, son karar gününün eriştirilmesine.

Bu arada ağırdan çevreme bakıyor, kendime yakın bulduklarımı, güçlerine dayanarak yok etme işinde bana yardımcı olabilecekleri arıyordum.

-O gün bu gün, bir oltadır yazılarımın her biri: Kim bilir belki de herkesten ustayımdır olta atmakta?…

Hiçbir şey vurmadıysa benim değil suç.

Balık yoktu….

İlahi Komedya

Zifiri karanlığın içinde ,David coverdale :”I have often told you stories about the way,I lived the life of a drifter waiting for the day…”diye sesleniyordu ve beynim seri halde türkçeye çeviriyordu cümleleri , tekrarlayıp duruyordum…Tıpkı dönüp duran bir yeldeğirmeninin sesi gibi…söylediğim şarkılar yankılanıyor uzaklarda…Yeldeğirmeni kafamın içinde dönüp duruyordu sanki,vuuuvvv vuuuvvv  vuuuvvv…Tıpkı dönüp duran bir yeldeği…..güm! güm! güm!Aman tanrım, beynime tecavüz eden bu tuvalet kapısından bozma dış kapının sesi dayanılmazdı,kimseyi çekecek halim yoktu;her yer karanlıkla doluydu işte, evde kimse yoktu fazla devam edemezdi elbett…..güm.güm.ahhh!!tüm sinirlerim ayağa fırladı,artık istesende kaçamazsın,bekle geliyorum orospu çocuğu!!

-Ne var? ne istiyorsun benden?Niye böyle hızla çalıyorsun kapıyı?Manyak mısın sen?

-Paranın kalanını getirmiştim,kusura bakma,müziğin sesini duydum,zaten hep evde olursun..neyse…hadi eyvallah.

-Melis!

-Ne var?

-Ben ölmek istiyorum!

-Ben de.

-Sen ciddi misin?

Yüzünde yine, o içimdeki karanlıkları  harekete geçiren gülümseme belirdi.Böyle güldüğünde o, içimde derin bir nefret ve karşı konulmaz bir şehvet beliriyordu her nedense ve ona karşı koyamayacağımı seziyordum içten içe her seferinde.Bukez de öyle oldu,bir saniyelik bulanıklığımı yüzümden okudu ve geri döndü, ayakkabılarıyla daldı içeri.Etraf karanlıktı ve hüzün gözlerimden tuzlu boncuk taneleri çekiyordu,çöktüm..hani türkçede çökmek kaç anlamı barındırıyorsa içinde, her anlamının hakkını vererek çöktüm.Ben ağlıyordum o heyecanlıydı,mutluydu bile denebilir.Bir zaman sonra…:”Beraber yapalım mı” dedi.

-Güldürme beni,bunu seninle asla yapmazdım,yalnız ölmek istiyorum.

-Hadiii yapma… Düşünsene şu ilerdeki gökdelenin tepesinden atlamak…İlk ve son kez özgürlüğü tadarak yaşamak yada ölmek mi demeliydim…

Yüzüne bakmıyordum ama yine öyle gülümsediğini hissedebildim,tüylerim diken diken oldu.

-İstemiyorum.

-Vaz mı geçtin yani?

-Hayır gerizekalı!! Seninle bisiklete bile binmem ben.

-Ölmek istediğin falan yok senin.

-İstiyorum,ama… canım acımasın.

Tanrım! Nekadar zavallı görünüyordum kimbilir şuan,ama duygularımı saklamanın da yeri değildi,güçlü görünmeme de gerek yoktu ,nede olsa nasıl ölünürün planını tasarlıyorduk.

-Tamam.Üç liran var mı?

-Var.Ne geçiyor kafandan?

-Ölmek istiyo musun istemiyo musun?

-İstiyorum da…

-Getir o zaman parayı,isteğini yerine getirmeye çalışıyorum.

Onbeş-yirmi dakika sonra elinde bir kutu” tantum” la döndü.

-Ne bu?

-Celladın.

-Fikrini mi değiştirdin yoksa?

-Hayır hayır…ama prospektüsünü okumalıyım,başıma ne halt gelecek bilmeliyim öyle değil mi?

DOZ AŞIMI ve TEDAVİSİ
Aşırı doz halinde ajitasyon, sıkıntı, halüsinasyon ve klonik konvülsiyon, daha seyrek somnolans ve prostrasyon bildirilmiştir. Antidotu yoktur.

-Gerçekten öleceğimi garanti edemeyecek gibi görünüyor bu ilaç,daha çok kafam iyi olacak sanki…

-Burda 20 tane var,hepsini içersen ölürsün.

-Pekiii o halde…sen gitmeyecek misin?

-ahhh tabi gideceğim,afedersin…hoşçakal…

-isa!

Soru soran bakışlarla yüzüme baktı.

-Teşekkür ederim..ilaç için yani…

-hee.

-isa!

-Yanımda kalır mısın?

Yine aynı mutlu ifadeyle döndü…o kadar seriydi ki bu konuda,onu öldürmek için çıldırabilirdi her sıradan insan.

Patatesleri soymama yardım eder gibi davranıyordu,mutfaktaydık, belki ortam böyle düşünmeme neden oluyordu ve Beatles:” let it be!” diyordu..Teker teker içmeye başladım.1,2,3,4,5…O da eşlik ediyordu bana,birşey demedim, hatta rahatladım onu da hapları teker teker ağzına götürür görürken.Ben 11. ye ulaşmıştım,geride onun içtiklerinden ve benimkilerden artan son 1 draje kalmıştı;birbirimizin yüzüne baktık,sigaranın sonunu kimin içeceğine karar verir gibiydik,o centilmenlik yaptı,bana bıraktı,teşekkür eder bir mizansenle ağzıma götürdüm 12.yi…

-Yutma !!Ağzında gezdir,dilin uyuşacak.

Bir orkestra şefi gibi yönlendiriyordu beni,son tangomu onun kollarında yapıyordum ama ikimizde biliyorduk,bu doz bizi öldürmezdi,belki…

Esra ve Evrim geldi.Konuştuk ordan burdan.Şarkı söyledik…Sonra uykuları geldi,gittiler.İsa da gitti.Sabaha kadar bekledim ölümü,gelmedi.Geride geceden bana kalan ,gözüm açık gördüğüm rüyalardı  sadece.İllet mavi bir yıldız ,bir de örümcek ağları…Telefonun sesiyle uyandım,saat sabahın 7 ‘siydi.Sevdiğim adamın sesi :”Ben burdayım,şuan aynı şehirdeyiz,gel al beni hadi… evi bilmiyorum” diyordu.Etrafa baktım önce sonra da aynaya. Gözlerim mosmordu,yüzüm darma-duman…Anahtarı aradım, her nasılsa buldum;tuvalet kapısından bozma dış kapıyı çarpıp çıktım.


 

Kıssadan Hisse

Hintli bir adam suda bata cika ilerlemeye calisan bir akrep gorur.
Onu kurtarmaya karar verir ve parmagini uzatir ama akrep onu sokar.
Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya calisir ama akrep onu tekrar
sokar.

Yakinlardaki baska birisi ona, onu surekli sokmaya calisan akrebi 

kurtarmaya calismaktan vazgecmesini soyler.
Ama Hintli adam soyle der:
“Sokmak akrebin dogasinda vardir.   Benim dogamda ise sevmek var.  Neden sokmak akrebin dogasinda var diye kendi dogamda olan sevmekten  vazgeceyim?”

Sevmekten vazgecmeyin. Iyiliginizden vazgecmeyin.
Etrafinizdaki akrepler sizi soksalar da.

Düşünün, sizin doğanızda ne var ?
 
 

Kökler

Kümes görür, gözlerine hırs yürür
Taze bir lokmadır tavuk tilkiye
Ayran suyu dökülürse bitkiye
Dal kırılır, yaprak düşer, kök çürür
.
Kök çürürse hepten köle bedenler!
İçbükey aynada küçülür evren
Coşkulu duyguyla dönerken seven
Bir bir döner mi ki koyup gidenler?
.
Pembe gözlüğüyle o bebeliğe
Bedeli ödenmiş bir umudum var
Umut var da köke çıkan yollar dar
Uğruna giderim kör/ebeliğe
.
Güneşi boyarsan üşür ortalık
Mum dibinde yalan gölgeler artar
Artarken eğrisiz doğruyu katar
Ağarmaz yeryüzü bulanmış artık
.
Artık el sallasın çiçeğine dal
Kırk çanak çatlasın bir tohum için
Veda niyetiyle yelkeni açın
Martılar demesin bu gemiye ‘kal! ‘

08 aralık 2007
N. Göçmen

Martılar Çıldırmış Olmalı

Ben Istanbul Bostanci’da yasiyorum. Bostanci sahile yakin civil civil bir mekandir. Pazar gunu evden biraz gec cikmistim. Hava biraz soguktu ama icimden yurumek geldi. Yolumun uzerinde bir su  kanali vardi. Tam oradan geciyordum; bir baktim Martilar neredeyse bitmek uzere olan kanalin sulari icerisinde yiyecek ariyorlar.Onlari seyretmeye basladim. Bir yandan da guluyordum. Ortada balik falan yoktu. Aslinda ciliz bir sekilde akan sudan baska  hic bir sey yoktu. Ama martilar sanki  her yer yiyecek doluymus gibi cigliklar atiyorlardi. Bir de ustelik gorunmez yiyecekleri digeriyle paylasmak istemezcesine birbirleriyle didisiyorlardi… Martılar Çıldırmış Olmalı yazısına devam et

Siz Hiç Empyrium Dinledinizmi

Ben dinledim ;

Hemde son ses

 İliklerime kadar hissederek o soğuk odada hem ısındığımı , hem ıslandığımı sanarak dinledim.

 İliklerime kadar , tüm kan yollarımın geçtiği yollar köprülerde  hissedecek kadar çok dinledim.

 Siz hiç Fossegrim dinlerken ağladınızmı , ben ağladım ,  sanırım ardarda çalan 111. sirasıydı tam hatırlamıyorum ki her çaldıgında beni başka bir diyara götürüyordu , tını içimde dolanırken ben hem ısınmış hem sırılsıklam bir halde anlamsız etrafıma bakıyordum belki kokain’in bile yaşatamadığı o zevki doğal olarak tadıyordum.

 O keman sesinin daha ne kadar çok içime saplanıp beni daha ne kadar acıtacağını düşünüyordum. Düşündükçe içimde kendimle savaşıyordum , acıyı içime almak bana zevk veriyordu sanki.

Bittiğini hiç düşünmedim , şarkı bittiğinde bile o damarlarımda akan hüzün hiç durmadan devam ediyordu , o keman tınıları sanki içimi yavaş yavaş  eritiyordu.

Daha sonra Mourners çalıyordu içimdeki o asi çocuk uyanıyor sanki kükrüyordu , sanki uyuyan bir devi kaldırıyordu kükreyerek.

ve ode to melancholy , sizi hasta edecek bir ses tapacağınız bir ses .  Bir insan bu kadar güzelmi  melancholy kelimesini söyler , eğer söz empyrium’dan açıldıysa iliklerinize kadar  ıslanacaksınız demiştim.

The ensemble of silence , çalarken arkasından hayatınızda duyduğunuz en iyi melodiye şahit olacaksınız , yıllar boyu bu tınılardan uzakta yaşamak bu melodileri dinlerken sadece şarkı dinliyor olmak çok zor , her şarkı başka bir hikayeye başka bir geçmişe götürecek sizi.

Başka anlar , başka anılar .

When shadows grow longer’  a ne demeli , hayatta dinleyebileceğiniz en iyi müzikle ve o şiirsel anlatımla yine içinizi parçalayan bir melodi ile ….

Siz Hiç Empyrium Dinlemediniz mi ?

Bence dinleyin ..

Hem ıslanın …

Hem ısının ..

..

Şarkıları yukardaki gibi hisli hissetmek için Soğuk ve Sessiz bir odada gözleri kapalı dinlenmesi önemle tavsiyedir. 

 Bahsi Geçen Şarkıları Müzik Kutusunda Bulabilirsiniz.

Gidene

hİÇ BİR KERE ACIMADI CANIM O KADAR
hİÇ BİR KELİME DAHA İÇTEN ÇIKMAMIŞTI AĞZINDAN
HATIRLIYORSUN
BİR DENİZ KENARINDAYDIK
SALYA SÜMÜK AĞLIYORDUK
mATEM TUTMUŞTU YERİ VE GÖĞÜ
SUS ATMIŞTI DİLLERİMİZ
gİDİYORUM DEMİŞTİN
VAROLUŞ ÇELİŞKİSİNİ YOKOLUŞ MUTLAKLIĞIYLA ÇÖZMEYE ÇALIŞAN APTAL FİLOZOFLARA DÖNDÜK HEPİMİZ AYAK UYDURMAK MAKSADIYLA DÜNYAYA
EKSENLERE BOĞULDUK
DÜZ ÇIKmadı yörüngeler
HİÇ BİR KERE BAKMADIM BİR DAHA O DENİZDEN
ÇÜNKÜ BİLİYORDUM GÖRMEK İSTEDİĞİMİ GÖREMEYECEĞİMİ
sarılı gölgelerimiz yapışırken kayalara
artık sonrasının anlamını yitirdiğini
BİR KEZ KAYAR BİR YILDIZ
VE ÇOĞUNLUK ZEVK ALIR BU İŞTEN
YILDIZIN YERİNE KOYMAZ KİMSE KENDİNİ
DEDİM YA YILLAR ÖNCE TUHAFIM BİRAZ
BEN KOYUYORUM
VE EĞLENDİRİYORUM MİLYARLARCA GÖZ ÇİFtİNİ
HER BİRİ BAKIP AĞIZ ŞAPURDATıYORLAR
ALKIŞ TUTANLAR
GÖÇEBELER GÖRMEK İÇİN KONAKLIYOR ETRAFIMDA
MUTLULUK GÖKKUŞAĞI ÖRÜYOR
BEN Mİ?
pENCERE BIRAKMIŞIM KAÇIRIYORUM
KENDİ PİŞİRDİĞİMİ YİYEMİYENLERDENİM
AYNALARIM KIRIK GÜZELLİĞİMİ SEYREDEMEYENLERDENİM
bilirsin BEN EN UFAK YILDIZI TUTARIM
ONU SEYREDERİM SADECE
GÖRDÜĞÜMÜ KİMSE GÖRMESİN İSTERİM
hİÇ BİR KERE göremedim o düşü bir daha
her gece aynı sevinçle uykuya daldığımda
günün kimsesizliği tamamladı tüm geceyi
sabahlara hep buruk uyandım
ve hep bakarken ardından
ne o gün ne de bu an
Hİç bir kere kaymadı o yıldız bir daha….