Yeni Alevi Açılımı - Tuncay Temiz
Eleştiri - Yorum Kasım 29th, 2007Din, din, din…
Her yerde din. Her şey de din. Eğitimde din, sağlıkta din, ticarette din, magazinde din, bilimde din, öyle ki sporda bile din.
Cumhuriyet tarihi boyunca dinin toplumsal yaşama belki de en çok hakim olduğu bir döneme girmekteyiz. Tüm göstergeler bu yönde. Yakında Başbakan girdiği kapılardan sağ ayağıyla mı yoksa sol ayağıyla mı içeri adım atıyor diye magazin yapılmaya başlanırsa hiç şaşırmayacağım.
AKP’nin yeni alevi açılımı gerekçeleri ne olursa olsun son tahlilde Alevi Kültürünü din ekseninde yeniden tanımlama çabasıdır. Dinden kasıt ta elbette İslamiyet, zaten kendilerini İslam dışı gören Alevilerin kimlik tanımlamalarını
Tarih boyunca toplumların parçalanmasını incelediğimizde, özellikle de Osmanlı tarihini incelediğimizde özellikle devlet otoritesinin zayıf düştüğü dönemlerde dinsel çeşitlilik bir merkezkaç kuvveti olarak ortaya çıkmıştır. Dış güçler ülkeyi parçalama projelerini çoğunlukla ülke bütünlüğüne tam olarak entegre olamamış dini cemaatler, azınlıklar ve etnik unsurlar üzerinden yürütürler. Kültürel çeşitlilik bu güçler tarafından bu dönemlerde çok rahat bir Truva Atına dönüştürülebilir. Dinsel açılımlar ise çoğunlukla gümüş tepside sunulan zehirli dolmalardır. Bunun böyle olmasının temel nedeni ise dinsel inançların yapıları gereği bölünerek çoğalan karakteristikte olmalarıdır. İnanç doğası gereği bir algılama ve yorumlama alanı olduğu için en küçük birime yani bireye kadar bölünerek çoğalır. Bu çoğunlukla çatışma alanı ile sonuçlanan bölünmeyi İslamiyet düzleminde, mezheplerden, tarikatlara, cemaatlerden bireylere kadar gözlemlemek mümkündür. Üzerinde uzlaşma sağlanmış bir İslam hukuku olmadığı içinde bu bölünen birimlerin toplumsal düzen talebi ve seçim keyfiyetleri anarşiye dönüşme potansiyelini her zaman içinde taşır. Devletimizin kuruluş sürecinde son derece akıllıca bir karar olarak Türk Milletini oluşturan öğeler içinde bu nedenle din birliği sayılmamıştır. Keza İslamiyet içinde de bu tür bir birliktelik tarih boyunca hiçbir zaman söz konusu olamamıştır. Sonu gelmeyen mezhep çatışmalarından Alevilik de fazlasıyla nasibini almıştır. Bu ülkenin yüzde 99′u Müslüman, İslamiyet bu ülkenin harcıdır, çimentosudur diyenlere “atma Recep! din kardeşiyiz” demek en güzeli.
Diyanet içinde Alevi toplumunun yer alması son derece demokratik, inanç özgürlüğü ve eşitliği kavramları bazında gerçekleşen bir açılım olarak gözükse de Alevi toplumunun dini bir cemaat olarak tanımlanma çabası, din gibi dar bir alana doğru itilen bu özel kültürün debisini kontrolsüz biçimde artırabilecektir. Hele Alevi kültürünün İslamiyet üst kimliği altında zorlamalı biçimde tanımlanma çabası, yalnızca bir mezhep hatta tarikat olarak değerlendirilmesi, bu kültürün Sünni yapı içinde asimilasyonuna doğru giden bir yolun başlangıcı gibi gözükmektedir. Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile örülüdür; Aleviler bu güne kadarki dışlanmışlıklarını aşabilecek bir girişim olarak algılayabilirler bu açılımı, nitekim yüzeysel bir bakışla öyle de gözükmektedir. Ancak konjektürel durumu incelediğimizde bu iyi niyetli girişimin zamanlamasının hiç de uygun olmadığını görebiliriz. Salt Alevilere ilişkin bir konjektürellikten söz etmiyorum burada. Din, özellikle tarikatlar eliyle toplumsal yaşam içinde gereğinden çok daha fazla bir belirleyiciliğe soyunmuşken, Aleviliğin de bu kervana katılması ve Alevilerin, kendi kültürlerinin dini kimlik içerisinde tanımlanılma çalışılmalarına katkıda bulunmaları din dediğimiz fay hattındaki stresi artırmaktan başka bir işe yaramayacaktı
Elbette Aleviler, muazzam bir bütçeye sahip Diyanet İşlerinin finansal olanaklarından Sünniler kadar nemalanmak istemektedirler. Bu elbette Sünnilerin olduğu kadar onlarında hakkıdır. Bu hakediş, Cem Evlerinin camiler gibi finanse edilmesi, Dedeler ve diğer Alevi din adamlarının imamlar gibi resmi kadrolara alınması, devlet memuru ve diğer stratejik olanaklara kavuşması dolayısıyla da alevi ulemasının palazlanması demektir. Hele bunlar genelde gariban kimlikte iken maddi olanaklara kavuşmaları ile süreç içerisinde Alevi ruhban sınıfını ortaya çıkmasına yolaçabileceği gibi, ekonomik varsıllık, Aleviliğin özünü de yozlaştırma tehditlerini içermektedir.
Evet, elbette insan odaklı bir inanç sistemi olması nedeniyle Alevilik diğer birçok inanç sistemine karşı bir “üstünlük” taşır. İnsanı hiçleştiren, kul kavramının yanlış bir yolda yüceltilmesiyle insanı özne olmaktan çıkarıp dinsel ritüellerin nesnesi haline getiren inanç biçimlerine karşı tasavvufi inançların özelde de bu tür bir inanç biçimlerinden biri olan Aleviliğin yükseltilmesine olanaklar sağlamak siyasi bir proje olarak doğru olabilir. İnsan odaklı inançlar köktendinci akımların panzehiri gibidir. Bu panzehir de mistiklik zehrini kendi içinde taşısa da yine de inanç bağlamında ehven-i şerdir.
Alevilik de kendi içinde toplumsal doku bakımından türdeş değildir. Kendi içlerinde baskın karakteristiği değişen dinsel ve kültürel temelde cemaatlere bölünmüşlerdir. Bu yeni açılım daha şimdiden bu gruplar arasında ve özellikle de içerdiği kuşkular nedeniyle büyük bir tartışma başlatmıştır. Sanki hiç derdimiz yokmuş gibi birde bu çıktı diyesim var ama konu böyle hafife alınacak bir konu değil. Binlerce yıllık bir yara yeniden kaşınılıyor. Hem de bu yaranın açılabilmesi için gerekli arınıklıkta bir ortamın olmadığı apaçıkken. Cerrahların ehliyetli olup olmadıkları ise herkesin malumu…
Konu aynı zamanda iktidar tarafından bir “yapay gündem belirleme” yöntemi olarak kullanabilme potansiyelini içermektedir. Kamuoyu dikkati bu gibi enstrumanlarla asal konulardan ikincil derecede gündemlere saptırılabilmektedir. Halen hazırda yaşanan ağır bir ekonomik kriz, bu gibi ikincil önemde konularla sürekli perdelenmektedir.
Alevilik kendini hakim biçimde “Türk” olarak tanımlar, hatta Alevilerin çoğunluğu inançlarını Türk Tipi İslamiyet olarak tanımlamakta ve bununla gurur duymaktadırlar. Oysa Sünnilik milliyet kavramını reddeder. Kuşkucu bir bakış, bu Alevi Açılımı denilen girişimin altında Anadolu’dan Türklüğün atılmasına dair projeleri bile arayabilir. Hele bu çabaların ardında ümmetçiler ve AB dayatmaları varsa.
Tarihin garipliklerinden biri daha tecelli edecek gibi görünüyor: bir topluluk kendilerine verilmesi düşünülen en demokratik hakları olan dini ve kültürel haklarını reddederek ait olduğu ulusun bütünlüğünü kurtarmak durumunda. Ne gariptir ki tarih boyunca olduğu gibi ödün vermek zorunda kalan yine Aleviler.
Tuncay Temiz
29 Kasım 2007
Bu yazının okunma sayısı: 251








Son Yorumlar