13- Burcu Karatepe – “İki Mezar, Bir Hayvan ve Mirasçı”
Hikaye November 12th, 2007 Hayat yaşayanlar için ne kadar zor ise onu yaşayamayanlar için de o kadar zor. Hele de benim gibi akşam beşten sabah yediye kadar yaptığı tek şey mezar taşları arasında gezinip, bu karanlık mezarlığa bekçilik yapmak olan biri için daha da zor.
Ama şimdi on sekiz yıl bekçiliğini yaptığım bu mezarlığa bakıyorum ve buradan ne kadar nefret etsem de, geçen yılların ardından ne kadar büyük bir parçam olduğunu görüyorum.
Yine de zamanı geri alabilseydim bu işe hiç başlamamayı seçerdim. Ya da onun gibi onlarcasını yaşadığım o geceyi bir kere daha yaşamamayı… Ne yaparsınız, pişmanlık ömür boyu…
Yine yapacak bir şey olmadığı için bekçi kulübemde hafif hafif uyukladığım gecelerden biriydi. Saat gece yarısını geçeli epey olmuştu.
Uyku mahmurluğuyla birlikte gözlerimi hafifçe araladığımda pencerede gördüğüm manzara beni şaşırttı. Tam kulübemin karşısındaki merdivenlerden aşağı genç bir çocuk ve küçük bir kız iniyordu. Fakat birbirlerinden tamamen habersizmiş gibi görünüyorlardı . Yirmi dört-yirmi beş yaşlarındaki genç, yedi-sekiz yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim küçük kızın oldukça gerisinden geliyordu.
Kolumdaki saate baktım ve zannettiğim kadar geç olup olmadığını kontrol ettim. Saat 01:43 idi.
Bana doğru gelirlerken genç elindeki sigaradan bir nefes aldı ve masmavi gözleri bir an için üflediği dumanın arkasında kayboldu.
Zayıf vücuduna hiç uymayan, bol pantolon ve ceketi rüzgardan havalanıyordu . İçine giydiği mavi gömleğiyse bu soğuk hava için ince görünüyordu. Ama hiç üşüyormuş gibi bir hali yoktu.
Genç ve onun bayağı gerisinde duran küçük kız kulübeme yaklaştı ve benim dışarı çıkmamı beklediler.
İçimdeki sebepsiz ürkmeyi bastırarak yanlarına çıktım. Ellerimdeki titremenin soğuktan mı, yoksa karşımda dikilen bu garip çiftten mi kaynaklandığını düşünmemeye çalışıyordum.
‘İyi geceler,’ demek için ağzımı açtım ama küçük kız konuşmama izin vermedi.
“Beni hatırladın mı?”
Soruya şaşırmıştım ama durumu bozuntuya vermeden, “Hatırlamam mı gerekiyor?” dedim.
Ama cevap gelmedi. Bakışları ‘Sadece yüzüme bak, lanet olası’ der gibiydi .
Gerçekten de ufak yüzü ve yeşil gözleri inanılmaz tanıdık geliyordu ama çoğu, ev ve bu mezarlık arasında geçen hayatımı hızla gözlerimin önünden geçirince gördüğüm, tanıdığım yüzler arasında onunkinin olmadığını fark ettim. Oldum olası basit bir hayatım olmuştur ve bu küçük kızın bir zamanlar o basit hayatın bir parçası olmadığına emindim.
“Hayır çıkaramadım.”
“Nedense hiç şaşırmadım.” Küçük, pembe dudaklarına acı bir gülümseme yayıldı. “Hangisini hatırlıyorsun ki, beni hatırlayasın? ”
Neden bahsettiğini o an anlamamıştım ama anlamam uzun sürmeyecekti .
Genç o anda daha da ürkütücü olmaya başlayan geceme bir katkıda bulundu.
“Bir mezar kazmanı istiyorum. ”
Aslında bu cümleye garip bir tepki vermemem gerekirdi. Sonuçta bir mezarlıktaydık. Ama lanet ellerimin titremesi de iyiden iyiye artmıştı. Hem şimdiye kadar kimse böyle bir isteğini bana iletmemişti. Böyle işlerle gündüz burada duran görevliler ilgilenirdi.
Ama bu garip genç, gecenin köründe önüme dikilmiş, benden bir mezar kazmamı istiyor ve bunu yaparken de gözlerindeki kötü niyetli bakışlarını benden esirgemiyordu.
Daha bunu benim yapamayacağımı söyleyemeden “Bir mezara ihtiyacım var ve bu işi senin halletmeni istiyorum,” dedi. “Bu işte çok iyi olduğunu biliyorum.”
O anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü ve neden bu gencin bu kadar garip davrandığını anladım. Gözlerim karardı ve vücudumun soğuktan değil, korkudan titrediğini anladım. ‘Biliyor! Hayatımın aslında göründüğü kadar basit olmadığını biliyor!’ Ya da bana göründüğü kadar basit olmadığını biliyor. Sonuçta basitlik kavramı görecelidir. Ünlü bir aktörün hayatı kendisine çok basit gelebilir ama ona dışarıdan bakan biri için o hayat göz kamaştırıcıdır. Neyse bu konuları çok karıştırmayalım, sonuçta haksız çıkan ben olabilirim.
İstifimi hiç bozmadım. “Kimden duyduysanız, yanlış duymuşsunuz. Sanırım gitmenizi isteyeceğim. Yarın gelip bu konu hakkında ilgili görevliyle konuşursunuz.”
Genç yavaşça bekçi kulübeme doğru ilerledi ve kulübeye dayalı olan kazma ve küreği aldı. Geri döndü ve onları sertçe bana fırlattı. İkisini birden yakalamakta zorlu çektim doğrusu.
“Beni bunu yaptırmaya zorlama.”
Blöf yapıyor olabileceği aklımın ucundan geçmedi değil ama içimden bir ses öyle olmadığını söylüyordu. Gözlerindeki derin karanlığa ve benimkinden daha güçlü görünen cüssesine bakarak neler yapabileceğini kestirmek o kadar da zor değildi. Hele bir de benim hakkımdaki gerçeği biliyorsa…
Hayatımda karşılaştığım bir çok zor durumdan kaçarak kurtulmuşumdur. Eğer yük taşıyamayacağım kadar ağırsa, altında gururla ezilmektense, korkakça kaçmayı seçerim. Ama bu gece kaçmam pek olası görünmüyordu. Şimdi koşmaya başlasam bile , gençliğinin verdiği çeviklikle beni yakalaması saniyelerini alırdı.
‘Bu maceranın da böyle bitmesi gerekiyormuş,’ diye düşündüm ve gencin gözlerinin içine bakarak “Mezarı nereye kazmamı istersiniz?” dedim.
Küçük kız soruma karşılık olarak mezarlığın sık çam ağaçları arasında kalan kısmına doğru yürümeye başladı. ‘Çok güzel. Bu ikili bana bir şey yapmaya kalkarlarsa lanet cesedimi bulmaları bile birkaç gün alır.’
Adını bilmediğim kız önümde ve yine adını bilmediğim genç arkamda olmak üzere sessiz bir yürüyüşe giriştik. Nedense yürürken kendimi, idama giden mahkumlar gibi hissetmekten alıkoyamıyordum.
Yürüdük. Sadece yürüdük. Ben de, zonk zonk zonklayan kulaklarıma, yüzüme tokatlar atan sert rüzgara, endişe ve korkudan ağırlaşan ayaklarıma ve yürüdüğüm bu yolun sonunda ne olduğunu bilmeme rağmen yürümeye devem ettim.
İnsanlar, mezarlık bekçisi olmanın heyecanlı ve korkutucu bir yönü olduğunu düşünürler. Bir barda bu işi yaptığınızı söylerseniz insanlar bundan etkilenir ve sizin anında bir hayalet hikayesi anlatmanızı beklerler.
Ama ben hiç kimseye hayalet hikayesi anlatmadım. Zaten çok konuşan biri de değilimdir . Bazı insanlar yabani olduğumu bile düşünürler. Fakat hiç anlatmamış olmamın nedeni böyle olaylar yaşamamış olmamdır. Geceleri kulübenin dışından gelen sesler ağaçların uğultusundan ileri gidemez. Gözlerim burada bulunduğum sürece sadece ölüleri, ölenlerin ardından ağlayanları ve koskocaman bir mezarlığı görür. Sizin de gördüğünüz gibi bunda anlatmaya değer hiçbir şey yok. En azından bir zamana kadar yoktu.
Sahibi meçhul (?) mezarı kazacağım yere doğru giderken bunu düşündüm ve bu durumdan çıkarılabilecek olumlu bir taraf buldum. Eğer bu geceden sağ çıkabilirsem en azından anlatabileceğim iyi bir hikayem olacaktı.
Kız ağaçlıkların arasında bulduğu bir boşluğu gösterip “ Sanırım burası uygun. ” dedi. Ama gösterdiği yer tam olarak mezarlık sayılmıyordu.
“ Şey, aslında burası mezarlığa dahil değil.”
Genç artık alışık olduğum o soğuk bakışlarla bana baktı ve “ Sadece kaz, tamam mı?” dedi.
Kazmayla sert toprağı eşelemeye başladım. Beni bayağı uğraştıracağa benziyordu ama bunun için endişelenmiyordum. Asıl endişe kaynağım susuyor olmalarıydı. Hiçbir şey söylemiyor, sadece beni izliyorlardı. Belki de bana yapacakları korkunç işkenceleri anlatsalar , ne bileyim mesela beynimi kahrolası bir tavaya koyup kızartıp kızartmayacakları konusunda beni aydınlatsalar içim daha rahat olur gibi geliyordu.
Kendimi de biraz sakinleştirmek istercesine “ İsimlerinizi bilmiyorum. ” dedim. İnsan öbür tarafta katilinin, suçlayacağı insanın ismini bilmek istiyor doğal olarak . Ama anında dediğime pişman oldum. Anlaşılan sorum onlara, bana göründüğü kadar mantıklı görünmemişti.
Küçük kız küstahça cevap verdi. “ Biz de seninkini bilmiyoruz. Şartlar eşit. Hem… Hem adını bilmemizi gerektirecek kadar birlikte olmayacağız bu akşam. ”
Artık niyetlerini açıkça ifade ettiklerini düşünüyordum.
“Bırakın gideyim. ”
Küçük kızın ince dudakları bir kez daha o acı gülümsemeyle buluştu ve tüylerim diken diken oldu .
“Lütfen, gerçekten gitmene izin vereceğimi düşünüyor olamazsın, değil mi?”
İçimden ‘Hayır,düşünmüyorum.’diye geçirdim.
Küçük kız solgun parmaklarını sarı saçlarının arasında dolaştırarak “Senin için çok güzel planlarım var. Önce senin karnını deşmeyi planlıyorum.”
Kız cümlesini bitirdiği an kanımı donduran bir şey oldu. Beyaz elbisesinin karın bölgesi bir anda kırmızıya boyandı ve kuru toprağa arka arkaya karnından kanlar damlamaya başladı. O, konuşmaya devam ediyordu.
“Karnını yardıktan sonra o beceriksiz parmaklarını yerlerinden teker teker koparmak istiyorum.”Bu arada onun da sağ elinin parmakları kopup yere düşüyordu. Düşen parmaklar eğimli toprak yüzünden aşağı doğru yuvarlanıyordu.
“İşte sana yapacaklarım bunlar. Tıpkı senin bana aynılarını yaptığın gibi.”
Evet. Üç sene önce ona, anlattıklarının aynısını yine bu ağaçlık alanda büyük bir zevk alarak yapmıştım. Küçük parmaklarını ve sarı saçlarını bir bahçe makasıyla kesmiş, beceriksizce yardığım karnından oluk oluk kanların akışını izlemiş, zayıf bedeninde ölümcül yaralar açmıştım.Aslında onu çoktan hatırlamıştım ama işin buralara kadar varmayacağını umarak bunu belli etmemiştim.Onu tabii ki hatırlıyordum. Uzun zaman önce şeytanın kontrolünü ele geçirdiği beynim böyle ‘çarpık’ şeyleri asla unutmaz.
Bunlara rağmen adını hala hatırlayamadığım kız konuşmaya devam etti.
“Ya bu gece seni öldüreceğim ya da…”
“Ya da?”
“Ya da bu ölü kızı hiç yormayacaksın ve bu işi kendin yapacaksın.”
Söyledikleri karşısında gülmemi bastıramadım ve kahkahayı bastım. “Kendimi öldürmemi mi istiyorsun?”
Cevap vermedi. “Peki bunu nasıl yapacağım konusunda bir fikrin var mı?”
O ana kadar bizimle hiç ilgilenmiyormuş gibi görünen genç, küçük kıza doğru geldi ve sağ cebinden çıkardığı kırk beş kalibrelik silahı ona verdi. Parmakları yerinde olan sol eliyle silahı bana doğru fırlattı ve “Bu sana yardımcı olacak.” dedi.
Silahı yakalayıp bir süre ona şaşkınlıkla baktım. Benden bu silahı başıma dayayıp tetiği çekmemi, şu an, burada uzun zaman önce sona eren hayatımı bir kez daha sona erdirmemi istiyordu. Bunu yapmamı istemesindeki sebepleri düşündüm ve istemeden de olsa ona hak verdim. “Madem öyle istiyorsun…” dedim ve hiç düşünmeden beynimi patlattım. İtiraf etmeliyim ki ilki kadar acı vermedi.
O andan itibaren hatırladıklarım kısa görüntülerden ibaret. Kafamdan süzülen kanların yüzümü yıkaması, kazdığım mezara boylu boyunca uzanışım ve üzerime atılan yarı ıslak kumun sakinleştirici kokusu. Sanırım rolümü iyi oynuyorum. Eh , karanlıkta bütün kediler siyahtır.
Fakat anlattığım bu hikayede, bildiğim tek hayalet hikayesinde, kendi hayalet hikayemde , kimin daha siyah olduğunu bulmak size kalıyor. Ben mi, yoksa küçük kız mı?
Eğer sorduğum bu çok basit soruya tatminkar bir cevabınız varsa ve şimdiye kadar anlattıklarımdan sonra kafanızda belirgin bir portrem oluştuysa hikayenin geri kalanını okumamakta serbestsiniz. Ama bu basit adam hakkında hala beyninize bir kıymık misali saplanmış birkaç soru varsa şimdi anlatacaklarım size yardım edebilir.
Yattığım karanlık mezarda bir el, toprağın içinden kalın ceketimin yakasını buldu ve beni dışarı çekti. Ağzıma, yeni doğmakta olan güneşin etkisiyle ısınan toprağın tadı geldi ve karanlığa alışmış gözlerim güneşle buluştu. Bu çok acı vericiydi doğrusu.
Güneşin parlak ışığı gözlerimdeki etkisini yitirdi ve karşımda dün gece küçük kıza yardım eden genç belirdi. Yüzüme belirsiz bir ifadeyle bakıyordu. Ayağa kalkıp üzerimdeki toprağı temizledim .
“Daha kaç kere bunu yapmamız gerekiyor?” Sorusunu anlamamazlığa geldim.
“Neden bahsediyorsun?”
“Hadi ama…Mezarlığı senin hayaletinden kurtarmak için daha kaç kere intikam isteyen küçük ölü kızlara yardım edeceğim? Senin ölü olduğunu bile bilmiyorlar.”
“Zaten en eğlenceli kısmı da bu. Bazen onlarla dalga geçmemek için kendimi zor tutuyorum.”
Yüzüme, bu dünyada görebileceği en aşağılık yaratığa bakarmış gibi baktı. “Hiç pişmanlık duymuyorsun, değil mi?”
O, bu soruyu sorana kadar ben cevabı belki de binlerce kez düşünmüştüm ama yine de cevap vermekte zorlandım.
“Nefes aldığım ve alamadığım her saniye pişmanlık duydum. Tam da bu mezarlıkta bulunan mezarımın başına her gittiğimde inan bana hissettiğim tek şey pişmanlık oldu. Yaşarken de bir yerlerde durmam gerektiğini biliyordum. Ama başaramadım. Duramayacağımı biliyordum ve bu yüzden de intihar ettim. Ve şimdi de günahlarımın bedelini ödüyorum. Bu da benim lanetim.”
“Hepimizin bir laneti var, değil mi?”
“Öyle mi?Peki senin lanetin nedir?”
Yüzüme uzunca bir süre baktı. Bu sefer ki bakışın az öncekinin tam tersi olduğunu söyleyebilirdim. Ölü yüzümde bambaşka bir canlılık görür gibiydi.
Hafifçe gülümsedi ve “Benim lanetim mi?” dedi. “Benim lanetim her gün bir başkasını taklit etmek.”
O an ne dediğini anlamamıştım.
Ama ertesi gün mezarlığın çöplüğünde bulduğum gazetede okuduğum haberden sonra her şey açıklığa kavuştu.
KORKUNÇ CİNAYETLER TEKRAR HORTLADI
Bir buçuk sene önce sona eren korkunç cinayetler tekrar gündemde. Şehir mezarlığında ölü bulunan küçük kız kurbanlara bir yenisi daha eklendi. Altı yaşındaki kurban sığ bir mezarın içinde iç organları çıkarılmış bir halde bulundu. Yine aynı katil tarafından işlenildiğine inanılan cinayetler için soruşturma devam ediyor.
Haberi okudum ve ne demek isteğini anladım.
+++++
Bu yazının okunma sayısı: 804
Yorum Gönder
Yorum gönderebilmek için giriş yapmalısınız.







