Ahmet, 22 yaşındaydı. Öğrenciydi. Issız bir sokağın köşesinde, bedenine saplanmış bir bıçakla bulundu. BuluÅŸtuÄŸu kiÅŸi, Ahmet’in üzerindeki deÄŸerli eÅŸyaları gasp etmiÅŸ, sonra da onu oracıkta bıçaklamıştı. Ahmet, bulunduÄŸunda ölüydü.

Erkan, Ahmet’ten birkaç yaÅŸ büyüktü. Tek başına yaÅŸadığı evinde uyuyordu. Bedenine saplanan bir bıçağın acısıyla uyandı. Birlikte uyuduÄŸu kiÅŸi, sabaha karşı Erkan’ı bıçaklamaya baÅŸlamıştı. Bir saate yakın süren boÄŸuÅŸmanın sonunda, dokuz bıçak yarası almıştı Erkan. Hastaneye kaldırıldı. Ölmesine ramak kala kurtarıldı.

Cevat, 47 yaşındaydı. Bar işletmecisiydi. İşlettiği her bar dolup taşıyor, gece hayatında çok seviliyordu. İşinde çok disiplinli olan Cevat, bir akşam işe gelmedi. İşyerindekiler meraklandı. Kendisinden uzun süre haber alınamayınca, kapısı kırılarak evine girildi. Yerde cansız yatıyordu. Bedeninde on dört bıçak yarası vardı. Evine aldığı iki kişi tarafından öldürülmüş ve birkaç ev eşyası çalınmıştı.

Polisiye öyküler için tutulmuş notlar değil bunlar. Düpedüz gerçek. İlk ikisi geçtiğimiz hafta oldu, sonuncusu ise iki ay önce. Sonuncusunun öyküsünü, gazeteler günlerce yazdı. Diğer ikisi pek duyulmadı.

Bıçaklananların üçü de erkekti. Kendilerini bıçaklayan erkeklerle internette tanışmışlardı. Amaçları, onlarla sevişmekti. O güne kadar onlarca erkeğin, seks yapmak için buluştukları erkeklerin saldırısına uğradığını, öldürüldüğünü biliyorlardı. Üçü de buluşacakları erkeklerle yürürken, otururken, kalkarken, sevişirken, öpüşürken, onlara dokunurken, her an tetikte olacaklardı. Sonra büyük olasılıkla onları bir daha hiç görmeyeceklerdi.

Bıçaklayanların üçü de yoksuldu. Cinayet işlemeye kalkışmalarının nedeni; bir cep telefonu, birkaç milyon para, bir kredi kartı, bir iki ev eşyası, bir kol saati ya da birkaç kontörlük telefon konuşması kadar sıradan şeylerdi. Yoksullukları, küçük bir lokmayla doyabilecekleri kadar büyüktü. Çete kurmuş, cinayet işliyorlardı. Bıçakladıkları ve bıçaklayacakları erkekler, onların ekmek kapısıydı.

Bu olayları gazetelerden okuyanlar ya da başkalarından duyarak öğrenenler, nedenleri üzerine akıl yürütmeye başladı: Kimine göre, sapıklık cezasını bulmuştu; kimine göre, insanoğlunun tohumu kötüydü; bir başkası, tedbirsizlikten dem vurdu; bazılarına göre ise, yoksulluk öfkesini böyle kusuyordu. Ama bu akıl yürütmelerin hiçbiri işe yaramıyordu. Aklını kaçırmış bir hayata, akıl işlemiyordu.

Ahmet, Erkan ve Cevat, gazetelerin üçüncü sayfalarında gördükleri haberleri, kendilerine uzak bir cangılda, üçüncü ÅŸahısların başından geçen acı hikâyeler olarak okumuÅŸlardı, herkes gibi. Bir gün o sayfalardaki bir haberin konusu olmayı kendilerine kondurmamışlardı. Oysa ki aklını yitirmiÅŸ bir hayat, herkesi üçüncü ÅŸahıs listesine kaydedip sırası geleni üçüncü sayfanın çukuruna atmaya çoktan baÅŸlamıştı. O sayfalara, üçüncü ÅŸahısların hikâyelerini okurmuÅŸ gibi uzaktan bakma ÅŸansı artık yoktu. Erkeklerle yattıkları için birilerince “üçüncü cins” hanesine yazılıp çoktan gözden çıkarılan Ahmet’in, Erkan’ın ve Cevat’ın ise hiç yoktu.

Ahmet’in 22 yaşında sona eren hayatından geriye, erkeklerle yatan erkeklere dikkatli olmalarını öğütleyen bir ibret öyküsünden baÅŸka bir ÅŸey kalmadı. Kıl payı kurtulan Erkan’a kalan, her seviÅŸtiÄŸinde tekrar kanayacak dokuz yara iziydi. Cevat’tan geriye kalansa, onu tanıyanların, katilin bıçağından daha vahÅŸi yazıklanmaları oldu: Cevat; “insanları çok eÄŸlendiren komik bir adamdı”, “eÄŸlence dünyası yeri doldurulamayacak bir kiÅŸiyi kaybetmiÅŸti”, “o, ’suflesiz sufle istiyorum’ diyen sonradan görme müşterilerinin bile ne demek istediÄŸini anlayacak kadar iÅŸinin ustasıydı”… Üçüncü ÅŸahıs cinayetleri devam ediyordu.


Bu yazının okunma sayısı: 168