Sözcüklerin rengi var mıydı? Üç ana ve üç ara renk, benzerlik ve karşıtlık ilkelerine göre konumlandırılıyorlardı. Genellikle de siyah ve beyaz renk olarak kabul edilmiyorlardı. Renk çemberindeki sıralanışlarına göre kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi ve mor renkleri siyah, beyaz, gri ve kahverengi gibi renk dışı renkler izliyorlardı. Ne yapabilirdi ki? Adlar renkliydi; sıfatlar da, hayvanlar da, eylemler de, benzetmeler de. Meyveler, ırklar, tenler, gözler ve saçlar da! Portakalın, kayısının ve havucun bir rengi olduğu gibi sözcülerin de rengi var mıydı? Soru buydu. Yazmaya ara vermek en iyisi. Üstelik renkler gözler içindi. Yazdıkların dizildiğini, düzeltildiğini, tasarlandığını ve basılı bir cisim olarak önüne geldiğini defalarca denemiş, yaşamış biri olarak bu soruya bir yanıt bulamıyordu. Verilmiş tüm yanıtları unutarak, “belki bu kez‚” diye geçirdi içinden, “belki bu kez renklenir yazdığım kargacık burgacık sözcüler.” Bu kez?


Bu yazının okunma sayısı: 159