Hikaye, Öyküler Kasım 4th, 2007
Ne kadar süredir bu pencereye bakıyordu bilmiyordu. Süreyi anlamak imkansızdı ve nedense artık bunu bilip bilmemeninde bir önem arzetmediğine inanıyordu. Elini yüzüne götürdü. Soğuktu, ancak üşüyormuş gibide hissetmiyordu kendini. Her tarafı ağrıyan biri ne hissedebilirdi ki? Gözlerini pencereden ayırdı. Pencereye bu açıdan baktığında bütün şehrin devasa bir enkaz olduğu görülüyordu. Binaların çoğu yıkılmış, ayakta kalmayı başarabilenler ise bundan utanıyormuş gibiydi.
Ay tatlı ışığı ile bu korkunç manzarayı, efsanevi fil mezarlıklarındaki kemikleri aydınlatır gibi ışıtıyordu. Bu sessiz mezarlığa daha fazla bakamayan adam için gozlerini kaçırmak yetmemiÅŸti. AÄŸrıyan başını da çevirdi (hayır aÄŸrımıyordu, çatlayıp ortalığa dağılmadan önce son demlerini yaşıyordu). Arkasını dönüp dışarı çıkmayı istiyordu. Belki gökyüzünde bir yaÅŸam belirtisi bulabilirdi. Garip olmasına raÄŸmen bu ÅŸehirde yaÅŸayan tek insan olduÄŸuna inanmaya baÅŸlamıştı. Bir de geçmiÅŸi hatırlayabilse… belki bu ÅŸehirde ne olduÄŸunu anlayabilirdi. Evet, çatlamak üzere olan başına raÄŸmen yapabilirdi bunu.Sallana sallana bulunduÄŸu dairenin çıkışına yöneldi. Sonra iki ÅŸeyi farketti. bunlardan birisi gerçekten dehÅŸet vericiydi. İlki topallamasıydı(bunu daha yeni anlamıştı) ikincisi dairenin çıkışını bilmemesiydi (ya da hatırlamaması, sonucu aynı olduÄŸu sürece ne farkederdi ki?). Bir süre sıvası dökülmüş koridora baktı. Etrafta aydınlatıcı bir ÅŸey yoktu (Ay saÄŸolsun yumuÅŸak ışığını ödünç veriyordu ve garip daireyi yine garip bir biçimde aydinlatıyordu); ama buna raÄŸmen rahat görüyordu. Belki de gözleri alışmıştı karanlığa. Topallayan ayağına baktı ve onun garip bir açıyla saÄŸa doÄŸru yatmış olduÄŸunu farketti. Görüntü onu korkutmuÅŸtu; ancak bundan daha korkutucu birÅŸey vardı. Ayağının bu derece kötü burkulmuÅŸ (hatta kırılmış olduÄŸuna inanılabilirdi) olmasına raÄŸmen acı hissetmemesi, iÅŸte bu ödünü kopartmıştı. Her tarfı aÄŸrıyordu. Böyle bir ayakla yürümeye çalışmanın onu acıdan bayıltması gerekirdi. Bu durumu düzeltmeliydi.Bacağını kaldırdı (Ayağı ÅŸimdi bir et parçası gibi sallanıyordu orada) ve ayağını düzgün bir konuma getirmeye çalıştı. Ancak ayağı beyninden gelen emirlere uymuyordu (aslında bir emre uyuyor muydu? Bu tartışılabilirdi iÅŸte!) belki aradaki sinirlerde bir arıza, kopukluk falan vardı. Ayağının orada sallanmasına daha fazla dayanamadı ve eliyle ayağını istediÄŸi konuma getirdi (bu sırada nerdeyse dengesini kaybedip düşüyordu). Sonra “düzelmiÅŸ” ayağı ile yere bastı. Bir süre sanat eserini tartan eleÅŸtirmen gibi ayağına baktı (hatta birkaç kez üzerine yüklendi). Herhangi birÅŸey hissetmemesine raÄŸmen durumun düzelmiÅŸ olduÄŸunu düşündü. İlk adıma kadar. Sonra ayağı yan bastı ve bu sefer baÅŸka bir açıyla kıvrıldı.EndiÅŸeyle ayağına baktıktan sonra durumla ilgilenmemeye karar verdi. Ne de olsa birÅŸey hissetmiyordu. Yıllardır kullanılmıyormuÅŸ gibi görünen dairede topallayarak dolaÅŸmaya devam etti. Ayağının sürünerek onu takip ediyordu.Åžimdi banyodaydı. Burası küçük bir odaydı. Bir tuvalet (o kadar iÄŸrenç görünüyordu ki, tuvaletiniz gelmiÅŸ olsa bile bunu gördüğünüz anda yapmaktan vazgeçmeniz kesindi) ve bir küvet vardı. Yerde bir zamanlar neye yaradıklarını anlayamadığı plastik perdeleri andıran parçalar bulunuyordu; ancak o bunlara dikkat etmedi. Küvet artık kurumuÅŸ ve simsiyah bir hal almış olan kanla kaplanmıştı (içinde ölü bir fare vardı, hayvanın kaçmaya çalışırken kanı sildiÄŸi yerler meydandaydı ve bu olayın tanıklığını yapıyordu). Bir zamanlar beyaz renkte olduÄŸu anlaşılan sararmış lavaboya baktı. Sonra bakışları tekrar kana ve ölü fareye uzandı. Bu kanın ölü fareye ait olduÄŸuna inanmak isterdi; ancak burada korkunç birÅŸeyler olmuÅŸ olmalıydı. Her nedense hafıza kaybına uÄŸramış olmasını bir lütuf olarak görmeye baÅŸladı. Oradan çıktı. Sıradaki odaya girmeye hazırlandı. Bunu yaparken tereddüt içinde olması garibine gitti.Odayı açtıgında ilk farketttiÄŸi ÅŸey yere düşmüş olan televizon oldu. Sonra yayları fırlamış ve içinin minderi andıran kopuklu yumuÅŸak maddesi saÄŸa sola dağılmış oturma takımını gördü. Oturma odasını andıran bu yere girdi. Büyük pencerelerin birinde hala asılı duran (ancak yarısı kornejden dısarı çıkmıştı) perde hafif rüzgarın etkisiyle ölmek üzere olan bir adam gibi titriyordu. Odada ayağını sürüyerek dolaÅŸmaya baÅŸladı ve pencereye geldiÄŸinde dışarı baktı (Pencereler onu çekiyordu, sebebini bilmesede). Az önce durduÄŸu pencerede gördüğü yıkımın baÅŸka bir versiyonunu da bu pencereden gördü. Tam o sırada yürek parçalayan bir çığlık duyuldu. Sesin kaynağı bu sessiz mezarlığın baÅŸka bir koÅŸesindeydi anlaşılan. Adam daha önce bu kadar yalnızlık ve keder dolu bir ses duymadığını düşündü. Bu onu hem korkuttu hemde sevindirdi. Bu ÅŸehirde yalnız deÄŸildi! Sonra arkasında bir ses duydu. “Ölecek miyiz Baba?” Arkasına döndüğünde elinde olmadan cevap verdi. Sesi bir mırıltıyı andırıyordu. “Hayır oÄŸlum ölmeyeceÄŸiz.” Bu ÅŸeyi aynı zamanda geçmiÅŸte de söylemiÅŸti. Bir an için birinin koridordan koÅŸtuÄŸunu görürü gibi oldu; ancak bunun bir yanılsama olması kuvvetle muhtemeldi. Koridora açılan kapıya bakarken bir oÄŸlu olduÄŸunu düşündü. “Bir oÄŸlum var.”Peki ona ne olmuÅŸtu? Bir oÄŸlu olduÄŸuna göre karısıda olmalıydı öyle deÄŸil mi? Kafasında sürekli yeni soru iÅŸaretleri beliriyordu, zaten aÄŸrıyan başının daha fazla dayanamayacağını düşünmeye baÅŸlamışt; ama soruların sonu gelmiyordu. Bütün bu yokoluÅŸun bir sebebi olmalıydı. Kendisi neden buradaydı? Dışarı çıkması gerekiyordu.Ayağını sürükleyerek koridora çıktı (farkında olmadan bir iki kağıt parçasını da beraberinde sürüklüyordu) ve çıkış kapısı olabilecek bir kapı aramaya baÅŸladı. Bu kapıların ÅŸekillerinin farklı olduÄŸunu biliyordu. Öyle bir kapıya rastladı ve dili tutuldu. Kapıda yine kurumuÅŸ kanla yazılmış iki kelime vardı. “Onları öldürdüm.” Devamı olmamasına raÄŸmen cümle zihninde devam etti. “Onları öldürdüm, Tanrı beni affetsin” Bir süre çıkış kapısında dikildi bu cümlenin anlamını kavramaya çalıştı. Sonra gözüne yerdeki teddy ayıcığı takıldı. EÄŸildi ve ayıcığı aldı (bu sırada bayağı bir kemik çatırtısı duydu içinde).Ayıcığı aldığı anda gözünün onüne oÄŸlu ile yaptığı mücadele geldi. OÄŸlu bu ayıcığı bırakmak istemiyordu ve o zorla elinden almıştı bunu. Sonrada oÄŸlu aÄŸlamaya baÅŸlamıştı.Åžimdi ayıcıgın gözlerine bakarken herÅŸeyden önce hüzünü hissetti. Parçalanmış olan ayıcık ona ÅŸaÅŸkınlıkla bakıyordu. İkisi de anlamamıştı ne olduÄŸunu. Adam çıkmadan önce daha önce girmediÄŸi bir odaya yöneldi. Kapıyı açtığında karşısında yatağı buldu, bu bir zamanlar karısıyla mutlu geceler geçirdikleri odaydı. Åžimdi bu odayı karısı oÄŸluyla beraber paylaşıyordu. İki cesette korkunç bir biçimde çürümüştü. Karısının kafasında bri kaç tutam saç vardı ve ikiside simsiyah kararmıştı. Ayın iÅŸiÄŸinda soyulmuÅŸ olan bazı kemikler bembeyaz parlıyordu. Böcekler onların iÅŸini bitirmiÅŸti, belki de fareler. Ağır ağır onlara yaklaÅŸtı. Kadın oÄŸlunun elini tutmuÅŸtu. EÄŸer bu kadar çok çürümeselerdi belki de onların birbirine umutla bakan gözlerini görebilecektik; ancak ÅŸimdi orada sadece siyah bir çukur vardı. İkiside bu odada ölmüş gibi görünmüyordu. Etrafta fazla kan yoktu.Bunun sebebini bildiÄŸini tahmin ediyordu. Birisi banyoda ölmüştü (Karısıydı herhalde orada ölen). DiÄŸerininse nerede öldüğünü bilmiyordu. Cesetlerin yanına gelince bir süre ailesine baktı adam. Daha sonra onları, ölmelerinden hemen sonra öptüğü gibi öptü. Uzun ve üzgün. Karısının alın kemigini öpebilmiÅŸti, oÄŸlunun ise çökmüş olan yanaklarını. Bunu yaparken farkında olmadan aÄŸlamıştı. Bütün bunların sebebini merak ediyordu. Neden onları öldürmüştü? Ne olmuÅŸtu buraya böyle?Odadan ayrılırken o ve teddy son bir kez kadınla oÄŸluna baktı. Sonra onları uyandırmak istemiyormuÅŸ gibi, kapıyı sessizce ve usulca kapattı.Sonra o garip mezarlığa dönmüş olan ÅŸehre çıktı. Her taraf bir harabeyi andırıyordu. SavaÅŸ olmuÅŸ gibi bir görüntü yoktu. Bazı binalar bakımsızlıktan yıkılmıştı bu belliydi. Sanki insanlar bir anda ölmüştü. Ay ışığının fazla aydınlatamadığı bir sokaÄŸa girdi. Åžu ana dek bir tek canlıyla bile karşılaÅŸmamıştı. Teddy ile beraber bu hüzünlü dünyada ilerlemeye devam etti. Sadece ayağının sürünme sesi duyuluyordu etrafta.Sonra, aklını sonsuza dek kaybetmeden önce, yanından geçtiÄŸi binanın pencerelerinin birinde birini gördü. Bir kadındı tıpkı donmuÅŸ gibiydi, aÄŸzı açıktı ve pencereden dışarıya sabit bir bakışla bakıyordu. Adam bir anda kendisinin az önceki durumunu hatırladı. Belki bu kadında senenler sonra uyanacak ve ne kadardır pencereden baktığını merak edecekti. Sonra…Adam ne kadar bakmıştı ki pencereden? Sigorta atması gibi geldi, delilik onun üzerine, aniden, ışıkları karartarak. Adam bulunduÄŸu dünyanın garipliÄŸi, çirkinliÄŸi ve barındrdığı hüzün karşısında bir çığlık attı. Bu ses az önce oturma odasının penceresinden bakarken duyduÄŸu sese benziyordu. Aynı korkunçluk ve yalnızlık bu çığlıkta da vardı.Adam bağırdıktan sonra teddysi ile ÅŸehrin sokaklarında dolaÅŸmaya baÅŸladı. YaÅŸayan ölü, birileri tarafından yok edilmeden önce bu çığlığı yüzlerce kez duydu.Â
Bu yazının okunma sayısı: 209

Yorum Gönder
Son Yorumlar