Nanohayaller
Hikaye Kasım 4th, 2007Kendiyle Çok dertli bir arkadaşımla telefonda konuÅŸuyoruz. Her zamanki bunalmış hali. Sıkıntısını bir çırpıda anlatabileceÄŸi bir cümle arıyor. Ikına sıkına kurduÄŸu cümleleri peÅŸ peÅŸe sıralıyor ama nafile; hiçbiri yetmiyor… Sonra aÄŸzından bir solukta ÅŸunlar dökülüveriyor: “KeÅŸke hayatıma bir format atabilseydim.” Sesinde belirgin bir rahatlama tonu. O aradığı cümleyi en sonunda bulup çıkarmış gibi.Â
Â
Kendini makine dili ile ifade eden arkadaşım bilgisayarla pek haşır neÅŸir olmuÅŸ biri deÄŸil. Ama bu dil bir yerden ona sızmış. Benim de zaman zaman belleÄŸimde “search” yapıp “file not found” yanıtını aldığım hatırıma geliyor. Metal bir soru iÅŸareti kafamda gitgide büyüyor…
Ray Kurzweil, yapay zekâ alanında araÅŸtırma yapan biliminsanlarının önde gelenlerinden biri. Katıksız liberalizmin bilime de uygulanmasını, teknolojik atılımlara etik sınırlamalarla müdahale edilmemesi gerektiÄŸini savunuyor. Mutlak bir rasyonalist. Sayısız ödülü ve onur doktorası var. Yakın gelecekte nasıl bir dünyada yaÅŸayacağımız konusunda söz ve iktidar sahibi. İnsan türünün bu dünyadaki serüveninin nasıl bir sona ulaÅŸacağını, o ve diÄŸer nanoteknoloji uzmanlarının beyin kıvrımlarında kurdukları hayaller belirleyecek. Kurzweil ile Die Zeit’ın yaptığı röportaj*, o metal soru iÅŸaretinin yanıtlarını da içeriyor.
Nanometre, metrenin milyarda birine karşılık gelen bir ölçü birimi. Nanoteknoloji, nanometre ölçeğinde üretim yapabilmeyi amaçlıyor; nihai hedefi, maddeyi oluşturan atomları tek tek seçerek, taşıyarak ve başka bir yerde birleştirerek istenen herhangi bir maddeyi yapabilmek. Böyle bir teknolojiye ulaşıldığında, gereksinilen her türlü tüketim maddesini herhangi bir ortamda, nanorobotlar aracılığıyla, başka maddelerin atomlarını bir araya getirerek üretebilmek mümkün olacak.
Ray Kurzweil ve diÄŸer nanoistlerin gerçeÄŸe dönüştürmek için çabaladıkları bu hayal, insanda büyük bir iÅŸtah ve heves uyandırıyor. Sahibinin isteÄŸine göre farklı biçimler alabilen otomobilleri, boyasının rengini kendi kendine deÄŸiÅŸtirebilen akıllı duvarları, vücuda enjekte edilerek her türlü hasarı ve hastalığı gideren nanorobotları, dokuları sürekli yenileyerek saÄŸlanacak sonsuz gençliÄŸi, yapay bağışıklık sistemi ile hiç hastalanmamayı… üretimi nanorobotlar yaparken zamanı bol bol aylaklık etmek için kullanmayı kim istemez!
Ancak, teknolojinin iktidar katında oturanların geleceÄŸimiz için kurduÄŸu hayaller bunlarla sınırlı deÄŸil. Jetgiller’in dünyasından, Asimov’un romanlarındakinden çok farklı bir ‘gelecek tasarımı’ söz konusu. Çeyrek asır öncesinin ÅŸimdiye göre daha insanî olan dünyasında üretilen Jetgiller’in, Asimov’un yazdığı romanların ütopyasında insan makineye ihtiyaç duyar ama onunla arasındaki mesafeyi korumaya da çalışır. Oysa ÅŸimdi, Ray Kurzweil ve diÄŸer nanoistler, bu ütopyayı tepetaklak ediyor, homo sapiens’in bu dünyadaki serüvenini sona erdirmeyi düşlüyorlar. Sibernetik çağında kendisine ideal olarak robotu seçen insanın, bu ideali gerçekleÅŸtirmeden bizzat kendisini bir robot haline getirme hevesi söz konusu artık.
Kurzweil’dan öğrendiÄŸimize göre, çok uzun olmayan bir gelecekte, insan beyni bir harddiske kopyalanabilecek ya da harddiskler insan belleÄŸinin yerini alacak. İnsanoÄŸlu, sanal gerçeklikte ölümsüzlüğe kavuÅŸacak. Hattâ bu teknolojinin çok daha geliÅŸkin aÅŸamalarında, yaÅŸamak için bedenlere bile ihtiyaç duyulmayacak. Hayatımızı bir harddiske kopyalayıp beÄŸenmediÄŸimiz taraflarını formatlayabileceÄŸiz. Bu da yetmezse sanal gerçeklik boyutuna geçip bir tür elektronik sinyal olarak yeni bir yaÅŸam formunda ölümsüz olacağız. Hiç hastalanmayacağız çünkü nanometrik boyuttaki robotlar her türlü hastalığı bedenimizde dolaÅŸarak yok edebilecekler.
Nanoistler, bu gelecek tasarımına yönelik bazı korkular taşımıyor da deÄŸiller: Bütün hastalıkları yok edebilecek bu teknolojiyi tüm insanları ortadan kaldırmak için kullanacak birileri de ortaya çıkacak. Bu tehlikeye karşı yasal düzenlemelerin gerekliliÄŸine vurgu yapıyorlar. Oysa ki bu iÅŸin yasayla masayla halledilemeyeceÄŸini, nasıl bir çözüm bulunacağını tahmin etmek zor deÄŸil: Aklına kötü ÅŸeyler getirmeyen, yıkıcı eylemlere giriÅŸmeyecek, teknolojinin emrine koÅŸulmuÅŸ ve tüm bunların saÄŸlanabilmesi için ‘bilincinden arındırılmış’ siber-insan!
Ray Kurzweil’ın “insan makineyle birleÅŸecek” diye özetlediÄŸi nanoteknolojik hayallerin insanın bugünkü sorunlarına getireceÄŸi birtakım çözümler, dibinde yatan ideolojik boyutu ÅŸimdilik gölgeliyor. Ölümsüzlük vaadinin baÅŸ döndürücülüğü, sonsuz gençlik garantisinin yaptığı iÅŸtah ÅŸurubu etkisi, sevdiklerimizi hastalıktan kaybetmeyeceÄŸimiz bir hayatın özlemi… Nanoteknolojinin bu en can alıcı sorunlarımıza kesin çözüm vaadinin yanında bugünkü yabancılaÅŸmamıza ve yalnızlığımıza rahmet okutacak kadar kullaÅŸacağımız bir yaÅŸam biçimi de birlikte geliyor. Yıllar önce harika oyuncaklar olarak gördüğümüz bilgisayarlarla yeni yeni tanışırken bir gün onların oyuncağı olacağımızı, karşılarında eblehleÅŸeceÄŸimizi, dilimizi kaybedip kendimize format atmaya kalkışacağımızı, o sarhoÅŸlukla düşünemiyorduk. GeçmiÅŸte kurduÄŸumuz hayaller bugün birer kâbusa dönüştü. Åžimdi de nanoteknolojinin sorunsuz ve sonsuz yaÅŸam hayaliyle karşı karşıyayız ve yine yavaÅŸ yavaÅŸ sarhoÅŸ oluyoruz. Bu kez bizi nasıl bir kâbusun beklediÄŸi çok net; inorganik olanın (makinenin) organik olan (insan) üzerindeki mutlak iktidarına dayalı bir hayat!
Makinenin özne insanın nesne durumunda olacağı bir gelecek tasarımı karşısındaki edilgenliÄŸimiz biraz fazla deÄŸil mi? Beynimizi harddiske kopyalamak isteyen teknoloji muktedirleri ve onların yaratmak istedikleri “system” karşısındaki edilgen durumumuzu azıcık da olsa sarsamaz mıyız? Bizim adımıza hayal kurarak makinenin içinde eriyeceÄŸimizi büyük bir hevesle müjdeleyenlerin(!) karşısına bambaÅŸka heveslerle çıkmak muhafazakârlık mı olur? Yoksa, makinenin insan üzerindeki ÅŸimdiki iktidarını mutlak bir aÅŸamaya taşımaya çalışmak mıdır asıl muhafazakârlık?
Basit bir soru, kendimize gelmemizi, nesne olmaktan az da olsa sıyrılmamızı sağlayabilir mi?
Geçen yıl gösterime giren Vizontele filminin kuytuda kalmış bir sahnesini aklımda saklı tutmaya çalışıyorum. Çok uzaklardaki, adeta hikmetinden sual olunmayacak bir güç tarafından kasabaya gönderilmiÅŸ gibi duran asrın son harikası televizyon karşısında kasabalılar ne yapacaklarını ÅŸaşırırlar. Ne adını duymuÅŸlardır ne de ne iÅŸe yarayacağını anlarlar. Ama televizyon hakkında anlatılanlar o kadar çekicidir ki, onu bir an önce hayatlarına buyur etmek için yarışa çıkarlar. Bir kiÅŸi hariç. Gördüğü bu garip makinenin niye yapıldığını merak eden Siti Ana sorar; “Ne olacak bu?” Kocası yanıtlar: “Uzağı yakın edecek!” Siti Ana beklenmedik bir soruyla yanıt verir: “Sebep?”
Bu saf ve basit ama bir o kadar da yıkıcılık taşıyan soru, daha doÄŸrusu bu soruyu sorma, “system”e “error” verdirecek “bug” olmasın sakın?Â
Bu yazının okunma sayısı: 202








Son Yorumlar