İsmi geçince bile içim bir cız ediyor , Sonbahar yağmurlarının başladığı şu zamanlarda ah Prag ne güzeldir diye içimden geçiriyorum  , ince ince yağmur yağarken üstünden  geçtiğim köprüler,nehirlere çiseleyen yağmur.

 Siyah bir şemsiye eşliğinde izlediğin o görkemli mimari , sanırım Floransaya da  benzediği için  seviyorum prag’ı ,  Hitlerin bile hayran kalıp bombalamaya kıyamadığı şehir olarak geçiyor tarihte, bende o zamanın nazilerinin başkumandanı olsam kıyamaz katedrallerden birinde keyfimi sürerdim .

Çok ütopik bir şehir gibi geliyor bana prag bilmiyorum , sanki oraya gittiğimde ilham gelecek şiirler yazacak, öyküler kafamda oluşacakmış gibi geliyor , kimbilir  belki Franz Kafka’nın o kasvetli anlatışı  ile bu şehri iliklerime kadar hissetmem ve kendime çok yakın bulmam bu nedenledir.

Şöyle kaldırımlarında yürüsem koşsam , bir fayton kiralayıp şehri karış karış dolaşsam.

 Sırf prag’ı sevdiğim için Milan Kundera okumak istiyorum , su Varolmanın dayanılmaz hafifliği kitabını sırf içinde Prag geçiyor diye okudum, her özlediğimde içimde bir heves filmi açıp şehri izliyorum , google earth da , prag yazıp caddelerinde turluyorum , ilerde gidersem yabancılık çekmeyim diye, ne akıl ama :)

 Prag aşkı bende bitmez , birgün mutkala yolum orayada düşecek ..

Prag’dan bir kaç Resim :

 


Bu yazının okunma sayısı: 5790