Apollon¹, Zeus ile Leto’nun oğlu, Leto ise Zeus’un Hera’ dan önceki karısıdır. Artemis’in ikiz kardeşi olan Apollon, kehanet, tıp, şiir, sanat, müzik, ışık ve hakikat tanrısıdır. Asla yalan söylemediği, ağzından tek bir yalanın duyulmadığı rivayet edilir.


Leto, Apollon ve Artemis’e hamileyken, Hera, Zeus’u elde eder fakat Leto’yu kıskanmaktan da asla vazgeçmez. Öyle ki bu kıskançlık yüzünden Leto’yu sürekli takip eder, kovalar, çocuklarını doğurmasını engellemeye çalışır. Bu duruma artık daha fazla dayanamayan denizlerin tanrısı Poseidon, üç uçlu mızrağıyla denizin dibine doğru vurur ve vurduğu yerden bir ada ortaya çıkarır. İşte bu ada Delos Ada’sıdır.² Leto’nun Hera’dan kurtulup bir an önce adaya ulaşmasını isteyen Zeus, onu kısa bir süreliğine bıldırcına çevirir ve Leto uçarak Delos Adası’na varır. Burada bir zeytin ağacının gölgesinde kızı Artemis ile oğlu Apollon’u doğurur.

Daphne, ırmak tanrısı olan Peneus’un kızıdır. Daima erkeklerden uzak duran ve asla evlenmek istemeyen Daphne, oldukça güzel bir kız olmasının yanı sıra çok hoş kokulu upuzun saçlara sahiptir. Yalnızlıktan çok zevk alan, bütün zamanını yalnız başına ormanda dolaşarak geçiren ırmak tanrısının kızı, yine böyle bir gezinti sırasında Apollon ile karşılaşır. Daphne’nin güzelliğinden çok etkilenen Tanrı Apollon, gözlerini ondan bir türlü alamaz. Konuşmak için kızın yanına doğru yaklaşır fakat asla evlenmeyeceğine ve aşık olmayacağına yemin eden kız, korkuyla geri çekilir ve sonrasında tüm hızıyla koşarak oradan uzaklaşır. Apollon, Daphne’ye delicesine tutulmuştur, arkasından koşar, durması için yalvarır, ona zarar vermek istemediğini söyler ama ne dese bir türlü çare etmez. Daphne yorgun düşünceye kadar koşmaya devam eder, daha fazla koşacak gücü kalmadığında ise olduğu yerde yıkılır, kalır. Apollon artık neredeyse ona ulaşmak üzeredir. Daphne son çare olarak kendisine yardımcı olması için babasına yalvarmaya başlar, ondan kendisine acı veren güzelliğini alıp, yok etmesini ister. Kızının yalvarışlarını duyan baba ise onun bu isteğine karşı çıkamaz ve dileğini kabul eder. Daphne’nin yorgunluktan ağrıyan bacakları artık odunlaşmaya, vücudu, gri renkli bir kabukla kaplanmaya başlar. Kolları dal, güzel kokulu saçları ise yapraklara dönüşür. Ayakları kök olup toprağın derinliklerine doğru iner. O artık bir ağaçtır. Apollon, ağaca doğru yaklaşır, dallarını okşar, yapraklarını koklar. Kabuk bağlamış bedeninin altında hala Daphne’nin kalbinin attığını duyar. Apollon böyle de sever güzel kızı.

İşte o günden sonra daphne ağacı, Apollon’un ağacı olur. Daphnenin yaprakları artık zaferi temsil eder. Apollon, bu ağacın dallarından yaptığı tacını hep başında taşır. Nasıl ki Daphne’nin saçları, güzelliğine güzellik katmışsa, onun en güzel süsü olmuşsa, ağacın yaprakları da her mevsim dallarını süsleyecek, kış bile olsa asla dökülmeyecektir.


Bu yazının okunma sayısı: 1376