Kendi kendimi yavaslatan bu ruh halini reddediyorum. Bugün hepinizin, hepimizin ezberledigi hikayeleri anlatmamaya calısacagım - palavra, tarih kendini tekerrür edicek elbette ki-. Sansızlıklar yakamı bırakmıyor, sarkılar kısa sürüyor, beni kurtarın, cok bahtsızım diye zırlayıp kafanızı sisirmeyecegim. Bıktım!
Buranın bir blog oldugunu unutuyorum bazen. Sacmalayıp duruyorum. Aldıgım onca kitabı okuyacak zaman bulamıyor, zaman buldugumda da dogru zamanın o zaman olduguna inanmıyor, okumuyor, masa dururken yerde, yatakta ders calısıyor, sonra da lakaytlıktan uyuyakalıyorum. Ertelemek bu hayatta en iyi becerdigim sey, itiraf edin. Insanların hakkımdaki gercekleri yüzüme carpmalarından neden rahatsız oluyorum ki sanki? Söylediklerinin her kelimesinin - maalesef durum bu kadar vahim- doğru olduğunu biliyorum, daha ne artistlik yapıyor, suratımı asıyorum. “Sen tahammülsüz bir insansın!” Evet, cok iyi diyorsunuz kahrolasıcalar! Simdi hep bir agızdan sunu tekrarlayabilir misiniz benim icin? Son bir kez, all together.
” SEVİLMEMEK İCİN TÜRLÜ DAVRANISLARDA BULUNUP SEVİLMEDİGİNE ÜZÜLMEK GİBİ BİR HAKKIN YOK,,
. “
Budala bir kisiligim, evet. Kıskanıyorum evet. Utanıyorum evet. Kendime güvensizim evet.

Evet dogru bir kez daha haklısınız. Kahrolasıca siz. Beynimi eriten, sonra da bir güzel yiyen sesler, yüzler ve daha bilimum in cin peri. Afiyet olsun.

… Ben hic bir sey olamam, olamam yahu. Yazarlık, daktiloyla nirvanaya ulasma falan yalan, aklımı kacırmısım herhalde. Yok, olamayacağım. Bak buraya yazıyorum işte. Ötesi var mı?


Bu yazının okunma sayısı: 144