(…) Bence insan ne olduğunu bilmekte dikkatli olmalı; iyi tarafını da, kötü tarafını da aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendini olduğundan az göstermek, tevazu değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır. Aristoteles’e göre, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çok defa gururdan değil budalalıktandır. Bence bu kendini beğenme illetinin esası, kendinden pek fazla hoşlanmak, kendi kendine hayasızca aşık olmaktır. Bunun en iyi devası kendinden söz etmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır. Gurur insanın düşüncesindedir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.

Denemeler - sf 33
Montaigne


——————————————————

(…) Hiçbir şey öfke kadar insan düşüncesini sapıtamaz.(…) Öfke kendi kendinden hoşlanan, kendi kendini şişiren bir hırstır. Hepimizin başına gelir: Bir şeye yanlış yere kızarız, bize aldandığımızı ispat eden tanıtlar getirirler; bu sefer de doğruluğunun kendisine, suçsuzluğuna içerleriz.(…) Öfke saklamaya da gelmez, büsbütün içimize işler. Demosthenes bir meyhaneye girmiş, kimse görmesin diye arkalarda bir yer arıyormuş. Diogenes görmüş ve demiş ki: Ne kadar arkalara gidersen meyhaneye o kadar girmiş olursun.

Denemeler - sf 250
Montaigne

——————————————————

(…) Öyle kişiler vardır ki hangi alanda olursa olsun, mutluluğa ermiş bir rakibi ile karşılaştıkları zaman, onda olan bütün iyi şeylere sırt çevirir, sadece onun kötü şeylerini görürler. Ama, öyle kişiler de vardır ki, tam tersine, bu mutlu rakipte, her şeyden çok, kendilerini yenilgiye uğratan üstünlüklerini bulmak ister ve gönülleri yana yana, onda sadece iyi şeyler ararlar.(..)

Anna Karenina – (Sf –119 )
Tolstoy

‘Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakinlasiriz ki dostlugumuzu ya da kardesligimizi hicbir sey engellemiyormus gibi görünür;bizi ayiran kücücük bir köprü vardir,hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adim atacakken sana su soruyu sorsam:” Bu köprüyü gecip bana gelir misin?”
iste o anda artik bunu istemeyiverirsin;sorumu tekrarlarsam oylece suskun kalirsin. o andan itibaren aram1za daglar ve azgin nehirler girer ;
bizi ayiran ve birbirimize yabancilastiran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesekde artik yapamayiz. Ama o küçücük köprüyü düsündügünde,sözcüklere sigmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve sasar kalirsin.”
Nietzsche Agladiginda
Irvin D. Yalom

(…) Hani en yakın kimselere kuşkuyla bakıp da karşılarına çıkan ilk yabancıya kendilerini teslim eden kimseler vardır, onlardandı (…) Köklerini insan yüreğinde kolayca gösterebileceğimiz bu ruh hali tuhaf ama gerçek bir olgudur. Belki de, bazı insanların birlikte yaşadıkları kimselerden kazanacakları pek bir şey kalmamıştır artık; yüreklerindeki boşluğu onlara gösterdikten sonra onlar tarafından ağır şekilde yargılandıklarını hissetmişlerdir; ancak yoksunu bulundukları övülmek, alkışlanmak ihtiyacını derinden derine duydukları, ya da kendilerinde bulunmayan niteliklere sahip olmak için çırpındıkları için, günün birinde hepsinden yoksun kalmak pahasına da olsa yabancı kimselerin sevgi ve saygısını kazanmak isteyeceklerdir. Öte yandan doğuştan çıkarcı kimseler vardır; bunlar kendi yakınlarına ya da dostlarına hiçbir iyilik yapmamak eğilimindedirler, çünkü o iyiliği yapmaları boyunlarına borç olmuş bir şeydir; oysa aynı kimseler tanımadıkları insanlara yardım ellerini uzatırken bir çeşit özseverlik tadı duymaktadırlar: sevgi çemberi kendi çevrelerinde ne kadar daralırsa sevgileri de o kadar azalır; tersine, bu çember ne kadar genişlerse o kadar iyilik etmek isterler.(..)

Goriot Baba sf - 38-39
Balzac

Yalniz insanlar, yani buyukler, yetiskinler, boyuna birbirlerini aldatmaktan, azaba sokmaktan geri durmuyorlardi. Onlar icin onemli olan ne bahar sabahi, ne de Tanri’nin tum yaratiklara bagisladigi, evrenin bu guzelligiydi. Bu guzellik herkesi sukuna, birlige, sevgiye cagiriyordu ama, insanlar icin onemli, kutsal olan tek sey, kendi benzerlerine hukmetmek icin yine kendilerinin bulup icat ettikleri seylerdi.”
tolstoy-dirilis

(…)
“ Soruma bir cevap aradım. Ama düşüncem bana cevap vermedi. Düşüncem, benim sorumla ölçüştürülemez. Sorumun cevabını bana, neyin iyi, neyin kötü olduğu konusundaki bilgim içinde, hayatın kendisi verdi. Bu bilgiyi ise ben her hangi bir şeyle kazanmış değilim; bu, herkese olduğu gibi, bana da verildi, çünkü ben onu hiçbir yerden alamazdım.
“Nerden aldım ben bunu? Başkalarını sevmek, onları boğazlamamak gerektiğine akıl yolu ile mi ulaştım? Bana bunu çocukluğumda söylediler, ben de buna seve seve inandım, çünkü bana, ruhumda olan bir şeyi söylemişlerdi. Bunu kim buldu? Her halde akıl değil? Akıl, hayat mücadelesini, isteklerimin yerine getirilmesini engelleyen herkesi öldürmeyi emreden kanunu keşfetti. Bu aklın çıkardığı sonuçtur. Ama, başkalarını sevmeyi akıl bulmuş olamaz, çünkü, bu, akıl dışı bir şeydir.” (…)

Anna Karenina Sf. 576 ( 4. cilt)
Tosltoy

(…) Ah şu kendini beğenmiş insanlar! Çenelerini açmaya görsünler, böbürlene böbürlene nasıl da her fırsatta bol keseden öğütler verir, nasıl da atıp tutarlar! Eğer durumun olanca kötülüğüyle kafama nasıl dank ettiğini bir bilseler, bilgiçlik taslamaya, bana akıl vermeye kalkışmazlardı. Hem benim bilmediğim hangi yeni şeyi söyleyebilirler sanki? Asıl sorun bu değil ki! Bütün sorun şu aslında: rulet tekerleğinin bir dönüşüyle her şey bir anda değişebilir, o zaman yılışarak beni kutlamaya ilk gelenler yine bu ahlakçılardan başkası olmaz, bundan hiç kuşkum yok. O zaman, şimdi yaptıkları gibi sırtlarını çevirmezler bana. Ama toplumun canı cehenneme! Şimdi neyim ben? Bir sıfır. Yarın ne olabilirim? Yarın, dirilip yeniden yaşamaya başlayabilirim! Tümüyle mahvolup gitmeden önce, içimdeki insanı bulabilirim!

Kumarbaz sf-164
Dostoyevski

(…) …..mutluluk aranır; mutluluk üzerine sessiz bir iç sıkıntısı duyularak, onun hiç bir zaman kendiliğinden insanın karşısına çıkmayacağı, ama ayrıca uzun, hummalı ve çoğu zaman faydasız didinmeler gerekeceği tamamiyle unutularak tuhaf bir ısrarla mutluluk beklenir.
Mutluluk, kimsenin bilmediği, ama herkesin arzuladığı erişilmesi güçbir hayal gibidir.

Unutulmuş Hikayeler sf-22
Aşk Rüyası
Maksim Gorki

gezinen bir gölgedir hayat
gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur.
ve sonra duyulmaz olur sesi
bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiç bir anlamı…

shakespeare
macbeth

(…) donuk bir yaşamın bütün günlerinde, zaman alıp götürür bizi. Ama, bir gün gelir, bu kez de bizim zamanı taşımamız gerekir. Geleceğe dayanarak yaşarız: “yarın”, “ileride”, “iyi bir işim olunca”, “yaşlandıkça anlarsın”. Bu tutarsızlıklara hayran kalmamak elde değil, çünkü ne de olsa ölmek var işin içinde. Gene bir gün gelir, insan otuz yaşında olduğunu görür ya da söyler. Gençliğini belirtir böylece. Ama, aynı anda, zamana göre yerini de belirtir. Zamanın içinde yerini alır. Geçmesi gerektiğini söylediği bir eğrinin belirli bir anındadır. Zamanın malıdır, içinin ürpertiyle dolması üzerine, en kötü düşmanı olarak görür onu. Yarını istiyordu hep, bütün benliğinin bundan kaçınması gerekirken, yarının gelmesini diliyordu. Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.

Albert Camus – Sisifos Söyleni ( sf-24,25)


Bu yazının okunma sayısı: 260