Bir hikayenin nerede bittiğini bilmek önemlidir. İnsanlar işte bunu bilemezler; hikayenin nerede bittiğini. Çoğu zaman bilemezler… Bütün yıkımların, mutsuzlukların, üzüntülerin esrarı buradadır. İnsanların hayatlarını hikayeler yönetir aslında. Onlar, kendileri ya da kaderleri yönetir zannederler. Kader denilen şey, inandığımız hikayelerin şaşmaz seyridir yalnızca. Duydukları, dinledikleri, gördükleri, okudukları, inandıkları hikayelerin şaşmaz seyri… Hayatlarını hikayelere benzetmeye çalıştıkları için mutsuz olurlar. Hikayelere inanırlar çünkü. Hikayeleri hayatın kendisi zannederler. Bütün hayatımız hikayelerle kuşatılmışken, inanmayıp da ne yapsın zavallıcıklar? Bütün kutsal kitaplar bile hikayelerle doludur. Tanrı yeryüzüne hikaye biçiminde görünmüştür.”
Değer vermediği düşünceler, hoşuna gitmeyen görüşler karşısında, anlatılan herhangi bir şeye ikna olmadığında, ya da ileri sürülenlere inanmadığında, dedesinin en çok kullandığı söz, “Boş hikaye”ydi. Elinin tersiyle bir hareket yapar ve “Boş hikaye,” derdi. “Bunlar boş hikaye.” Koray in çocukluğu boyunca merak ettiği şeylerden biri, dedesinin “dolu hikaye” diyebileceği hikayelerin nasıl olduğuydu. Ama dedesi, hayatı boyunca, hemen her şeye, “Boş hikaye,” dedi. “Ya ölüm?” diye sorduklarındaysa, “Onu ölünce anlayacağız,” derdi. “Belki de hiç anlamayacağız. Öldüğümüzü bile anlamayacağız. Yalnızca yok olacağız. Ardımızda kalanlar, bizim öldükten sonra ruh ya da başka bir şey olarak yaşadığımızı düşünecekler. Onlar ölümün hayatı var sanıyorlar. Belki ölümün kendine göre de olsa bir hayatı yoktur. Ölüm, kendini de ölmüştür belki…”
Çocukluğu boyunca, hem en büyük eğlencesi, hem en büyük korkusu dedesi oldu. Tuhaf bir yaşlıydı. O zamanlar, dedesi bin yaşındaymış gibi gelirdi Koray’a. Dünyanın bütün zamanlarını yaşamış gibi gelirdi. Onun yaşı yoktu sanki, ya da masal yaşında bir adamdı. Söylediği tuhaf sözler böyle düşündürürdü. Yaşlı olmasına karşın çevikti. Kuru dal gibiydi kolları, bacakları, gövdesi. Kemikleri ve nefesi kuvvetliydi. Bütün mumları bir anda söndürürdü. Yatırlara, ziyaretlere gittiklerinde, ilkin, yanmakta olan bütün mumları bir nefeste söndürür, sonra onları tek tek yeniden yakardı. Bu yaptığının herhangi bir inanışa sığmadığını, niye böyle yaptığını sorduklarında, kayıtsızca şunları söylerdi: “Zamanın (dilek)lerine ateşi yeniden bulduruyorum. Bazı umutlar başka zamanlarındır.” Kimse bir şey anlamazdı söylediklerinden, yine de söylediklerinin bir hikmeti olduğuna inanırlardı.
Ağaçlara çıkar oturur, günler boyu ağaçlardan inmezdi dedesi. Koray’a, “Dünya ağaçlardan başka türlü görünüyor,” derdi. “İnsan ağaçtayken dünyaya kıyamıyor. İnsanlar keşke ağaçlardan hiç inmeselerdi. Ama ben artık çok yaşlıyım. Geceleri soğuk oluyor.”
Koray’in babası, onun için, “Bir gün hayattan caydı, sonra böyle oldu,” derdi.
Koray sorardı: “Hayattan caymak ne demek?”
“Büyüyünce anlarsın,” derlerdi.
Büyüdü. Anladı.
Dedesi öldükten sonra, Koray dedesini çok özledi.
Çocukluğu boyunca hep, bir gün dedesinin “Dolu hikaye” diyebileceği bir şey yazabilmenin hayalini kurmuştu, sanki dedesinin ölümüyle, kendi hikayesi de yarım kaldı.
“Ben kafamdaki zamanda yaşıyorum,” demişti bir keresinde. “Keşke onu daha önce keşfetseydim. Kafamdaki zamanı.” Koray, dedesini hep gülümseyerek ve hayranlıkla dinlerdi. Ona özenip “Ailemiz” başlıklı okul ödevinde, “Biz büyük bir aileyiz. Yüzlerce halam vardır. Hepsi aynı elbiseyi giyer. Sesleri mutfakta tenekeden çıkar. Dedem uzak bir cindir. Evin içinde gezer. Ama her zaman çıkmaz ortaya. Ben de ıslak düşler görürüm. Kuyumuzun suyundan galiba. Annem ‘Yurttaşlık Bilgisi’ kitabında resimdir. Babam bir meslektir. Davavekilidir. Evde hiç babaanne yoktur. Hepsi mezarlıkta oturur. Ailemiz saklambaçtır,” diye yazmıştı…


Bu yazının okunma sayısı: 374