Aylık arşivler: Ekim 2007

her kavanoz kapagini olumune sikarak kapatanlar

 

 

Kavanozsanırsın en-cinnu diyarından gelen kötü bir ruhu hapsediyor;

kem alametlere nişan olmuş ruhani varlıklara pıranga vuruyor ki bir daha dünyaya hiç çıkmasınlar…

…kavanoz kapağı kapatıyor yaa! içinde salça, hadi bilemedin turşu olan cam bir kavanozun kapağını.

bu ne hırstır, ne gözü dönmüşlüktür anlamıyorum. bir kavanoz kapağını kendine namus meselesi yapmayı ise hiç kavrayamıyorum; sanki acı çekmeden açılan kavanoz kapakları törelerimize ters, kan davasına gebe objeler.

hayır bir de daha sıkı kapatınca değişen bir şey yok ki? alırsın kavanozu, sonuna dek çevirirsin… en sonunda da şöyle yarım saniye sıkarsın içine hava almasın diye.

bunun için kafadaki kılcak damarları çatlatmanın, spartalılar gibi manyaklaşmanın anlamı nedir allahasen…

Eski Şehir Fotografı

sessizce yürür insan bilmediği şehrin caddelerinde… bir sıcaklık ararsa sadece güneşten… henüz dokunmadığı köşe başları, henüz yaşamadığı parke taşlarını hisseder… gözlerinin yeni dokunduğu manzaraları, selamlarını yeni ilettiği martılarıyla tanışır. ancak hatırlatır yürek; yepyeni bir şehre dahi taşınır anılar. unutmak, sadece kuru bir yaprak daha eklemektir içindeki sonbahar bahçesinin zeminine… Okumaya devam et

Artık Aşk Kokmuyorum

Bak yine karanlık çöktü.Odamda yalnızım yine.Hiç birşey bıraktığın gibi değil eğer bir gün geri dönmeye karar verirsen herşeyin değiştiğini hatta benim bile değiştiğimi aklına getir belki vazgeçmek için vaktin olur.Tanıyamıyorum kendimi ben bile ne olur kızma bana bu çılgın veda senin gözlerinde alev aldı ama ben yandım sen beni yanarken görmedin şimdi söndüm her yerim yara bere içinde yüzümde yanık izleri ve yüreğimde yanık kokusu artık aşk kokmuyorum.bağıra çağıra sevda öldü içimde içim terk etti beni tutamadım ellerimden kayıp giderken aşkı…Ellerimi kapatacak dermanımda yoktu..!Onlarda seninle birlikte o yangında kül oldu.şimdi küllerimden doğmamı bekleme ben küllerimden de doğamam onlarda savruldu gitti peşin sıra değmedimi yüzüne rüzgarlar getirmedimi bu yangının küllerini…! Şimdi soğuk bir karanlıktayım kime ait olduğunu bilmediğim bir suret ve hiç duymadığım o garip çığlıklar ve sen gittin sen hiç öldün mü sen hiç ağlayan ölü gördünmü? Kimin bu yanıbaşımda ağlayan gözler,kimin bu susmak bilmeyen sesler ve kimin bu suskunluklar..!

Acılarım Seviştiği An Sen Bende Öldün

Bir türlü anlam veremediğim şeydi bi süre üzerinde düşündüğüm şey.
Aslında anladımki düşünmeye bile değmezmiş.
Ne yazıkki herşeyi olduğu gibi bunuda geç anlamıştım.
Ağlamak kar etseydi bir an bile düşünmeden ağlardım gözlerinde kayboluncaya kadar,ama gözlerin yoktuki.
O beni benden alan manalı gözlerin gitmiş.
Asil bir kale duvarındaki küçük bir taş gibi soğuk ve donuk duruyordu karşımda.
Anlam bulanıklığım gitmedi hiç bir zaman.Bittiğini düşündüğüm an herşey yeni başlıyordu.

Okumaya devam et

Bir Eylemsizlik Hali

geldiğinden daha uzaksın artık bana
aynı pencereden bakmıyoruzki biz aşka
canımız yanmış başka başka sevdalarda
ve zihnimizde dertleşmek var artık eski bir dostla
şimdi seni nasıl tanımlamalı
beklediğim bir kahramandı
bulduğum bir katil!
haberin yok tabi sebep olduğun sancılardan
bunca zaman  sonra adını anmak fazla geldi bana
bir sakinlik çöktü omzuma
bir eylemsizlik hali var bakışlarımda.

Sen

şimdi gökyüzü kararmış beni bekliyor
ve ben ağlamaklı bir sevdanın peşinden sürükleniyorum
bir umut ışığı yanmış sanki gönlümde
ve ben yine ağlamaklı yıldızları seyrediyorum

gündüzün aydınlığında göremediğim bir sevda huzmesi geçiyor önümden
seher vaktinin verdiği hoşnutlukta hissediyorum nefesini
ellerimin değemediği tenini okşuyorum düşlerimde

sevda esen rüzgarlara soruyorum
gözyaşı döken bulutlar seni anımsatıyor bana
hüzünlü bir gökyüzü var gözlerimde
ağlayan bir ben ve bilmeyen bir sen

muamet.